Sürecin dertli babaları

YORUM | YAHYA YASİN*

Hepimizin iliklerine kadar hissettiği malûm bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bu kadar geçen zaman içinde, bir büyük zatın da dediği gibi “görmediğimiz eza, çekmediğimiz cefa kalmadı” desek bilmiyorum abartmış olur muyum? O kadar ki hangi acıya ağıt yakacağımızı bilemez olduk. Her gün ayrı bir kara haber almaktan hislerimiz yoruldu.

Medrese-i Yusufiye’deki arkadaşlarımıza mı yanalım…

Emeğimizle kurduğumuz yurtlarımızın yuvalarımızın harami bir çete tarafından yağmalanmasına mı yanalım…

Bu sürecin kahramanları olan genç kızların, ablaların ve annelerin tutsak edilmesine mi yanalım…

Gün yüzü görmeden hücrelerde emekleye emekleye büyümeye çalışan bebeklere, yavrulara mı yanalım bilemiyoruz…

Bu zulüm üstüne zulüm günlerinin bir diğer dertlileri var ki, onlar sevinç ve sevgilerini belli edemediği gibi acılarını ve hüzünlerini de belli etmemeye çalışıyorlar.

Onlar, sürecin dertli babaları…

Izdırabın anneler ve bebekler üzerindeki ağır yükü bir yana, bir de baba tarafı var ki ne siz sorun ne de ben söyleyeyim.

Siz zalimin zulmünden kurtulmak için nehirden geçerken ters bir şey olursa, eşimi ve çocuğumu nasıl kurtarırım diye hiç düşündünüz mü?

Ya da “Baba biliyorum, sen polisten kaçıyorsun!” diyen çocuğuna ne cevap vereceğinizi düşündünüz mü?

Ya da çocuklarınızı okula bırakırken “evimizin yerini öğretmeniniz dahil kimseye söylemeyin” diye defalarca tembihlediniz mi yavrularınıza?

Ya da markete pazara giderken eşinize, ” alışverişi 2-3 günlük yapalım, ne olacağı belli olmaz” dediniz mi?

Ya da zalime teslim olmamak için evde doğum yapmak zorunda kalan eşinizle beraber bebeğinizi kucağınıza alıp, hiçbir şey diyemeden ağladınız mı?

Ya da o bir günlük bebeğiniz için gayri resmi eczane eczane dolaşıp aşı aradınız mı?

Ya da kapının önüne dört polis arabası gelince, o birkaç dakikada ben yakalanayım ama eşimle beraber hangi çocuğumu kurtarayım diye düşündünüz mü?

Ya da yabancı bir ülkenin cezaevine konulduktan sonra eşiniz ve çocuklarınızla beraber mülteci kampına geçmeyi beklerken, ülkenizi neden terk etmek zorunda olduğunuzu çocuklarınıza anlatmak mecburiyetinde kaldınız mı?

Ya da Yunanistan’ın yaz sıcağında dondurma isteyen yavrularınıza “onlar caiz değil yiyemeyiz” diyerek cebinizde para varken dondurma alamamanın ağırlığını biliyor musunuz?

Yıllar evvel 6 aylık oğlumu beyin cerrahına teslim ederken “hiçbir şey hissetmedim” demiştim bir dostuma. “Babalar öyledir. Bunlar kalpte yara yapar, 40’ından sonra o yaralar kanar…” demişti. Ne kadar da doğru söylemiş. Bugün on binlerce babanın kalbi kanıyor…

Siz hiç kalbinizin titrediğini hissettiniz mi?

Ya da!..

 

*Öğretmen

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin