Savaştan esarete: Birinci Dünya Savaşı’nda Bediüzzaman

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatının önemli devrelerinden birisi de o dönemde “Harb-i Umumi” olarak adlandırılan Birinci Dünya Savaşı’dır. Üstad’ın diğer İslam âlimlerinden farklı olarak savaşa bizzat iştirak etmesi, sonrasında Ruslara esir düşmesi ve esaretten sonra da İstanbul’a dönüşü her yönüyle enteresan olaylardır.

Dönemin önde gelen isimlerinden “İslam şairi” Mehmet Akif de Harb-i Umumi’de görev üstlenmiş; Enver Paşa kendisini önce “Almanların esir aldığı Müslümanlara propaganda için Berlin’e” sonra da Arap isyanına engel olmak için Hicaz’a göndermiştir. Ancak Bediüzzaman’ın aksine bizzat savaşmamıştır.

Üstad’ın Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki faaliyetleri önce 1919’da yayınlanan Tarihçe-i Hayat’ta yayınlanmış, daha sonra da Latin harfleriyle basılan Tarihçe-i Hayat’ta yer almıştır. Üstad’ın savaşta ve esarette çektiği zahmetler kendi ifadesiyle “harbin aleyhte neticelenmesinden dolayı”  kısaca aktarılmışsa da sonraki yıllarda “şahitler” ve “hatıralar” üzerinden farklı bilgilere ulaşma imkânı olmuştur.

Bugün ise Osmanlı Arşivlerinde Birinci Dünya Savaşı belgelerinin tasnifiyle daha ayrıntılı bilgiler ortaya çıkmış, özellikle Selim Ölmez, Ramazan Balcı ve merhum Zübeyir Akçe’nin çalışmalarıyla birçok karanlık nokta aydınlatılmıştır.

HARB-İ UMUMİ

Üstad Risale-i Nur’da “Harb-i Umumi’yi gören ihtiyardır” diyerek yaşanan felaketin boyutlarını ortaya koymaktadır. Türkiye İkinci Dünya Savaşı’na girmediğinden toplum hafızasında Birinci Dünya Savaşı daha geniş yer tutmuş ve bu durum Risale-i Nur’a da yansımıştır.

Bediüzzaman Harb-i Umumi’yi bütün dehşetiyle yaşamıştır. 1914 Kasım’ında Osmanlı ordularının savaşa başlamasıyla cephede yerini almış ve Rus işgaline karşı Doğu Anadolu’yu korumak amacıyla Kafkas Cephesi’nde savaşmış; önce Köprüköy’de sonra da Van ve Bitlis çevresinde “gönüllü” olarak bulunmuştur.

KÖPRÜKÖY MUHAREBELERİ

Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle birlikte Osmanlı ordularının savaştığı ilk cephe Kafkas cephesi oldu. Bu cephede Ruslar, Abdülhamit devrinde işgal ettikleri Kars, Ardahan ve Batum’dan sonra Trabzon, Erzurum ve Van’ı da alarak Anadolu içlerine kadar ilerlemeyi planlamaktaydılar.

Silah, cephane ve lojistik yönüyle çok büyük sıkıntıları olan Osmanlı ordusunun Ruslar karşısında tutunması çok zordu. Bediüzzaman firarların diğer cephelere göre çok yüksek oranlarda olduğu böyle bir cephede savaştı.

1912 sonbaharında Van’a dönerek Horhor medresesinde talebe yetiştiren Said Nursi, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Van fırkasıyla (tümen) birlikte savaşa iştirak etmiştir.

Üstad, kardeşi Abdülmecid Nursi’ye göre Erzurum civarında cereyan eden muharebelerde orduda “vaiz” olarak görevlendirilmişti. Bediüzzaman Darü’l-Hikmet’ül İslamiye azalığı için verdiği özgeçmişte ise harpte “evvela alay müftüsü” olarak görev yaptığını belirtmektedir.

Üstad’ın savaşa iştirakinde aralarında sıkı bir dostluk olan, önce Van sonra da Erzurum valiliği yapan Tahsin Bey (Uzer) ve savaşın başında Van valisi olan “İşkodralı Tahir Paşa’nın oğlu” Cevdet Bey’in etkili olduğu düşünülebilir. Uzer, Bediüzzaman’ı 1922’de Ankara’ya da davet eden kişidir. Elbette en etkili nedenlerden birisi de Üstad’ın Enver Paşa ile olan dostluğudur.

Burada ilginç olan Üstad’ın “ordu vaizliği veya müftülüğü” görevini üstlenmesine rağmen cephede savaşmasıdır.

RUS İLERLEYİŞİ VE BİTLİS SAVUNMASI

Sarıkamış mağlubiyetinden sonra Rus ordusunun ilerleyişi başladı. Bu mağlubiyet sonrasında Bediüzzaman Van’a çekildi ve Ermenilerin de desteğiyle ilerleyen Ruslar karşısında şehri terk eden muhacir halka yardımcı olmaya çalıştı. Ancak Gevaş (Vestan)’taki şiddetli çarpışmalar sırasında önde gelen talebelerinden Molla Habib şehit düştü.

Daha sonra doğduğu köy Nurs’un bağlı olduğu İsparit’i korumak amacıyla savaşan Said Nursi, Ermeni çocuk ve kadınlarına da zarar verilmesini engellemeye gayret etti. Bu davranışı, bölgedeki Ermeni fedailer üzerinde de etkili olacak ve onların Müslüman ahaliye zarar vermekten vazgeçmeleriyle birçok Müslüman kadın ve çocuğun hayatı kurtulacaktır.

Üstad’ın Van ve Bitlis çevresindeki faaliyetlerine dair iki Tarihçe’de de yer alan bu bilgiler, Osmanlı Arşivleri’nden de doğrulanmaktadır. Bitlis’in kaybı sonrasında Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti tarafından yapılan tahkikatta ifadesine başvurulan kişiler, o dönem “Molla Said” olarak bilinen Bediüzzaman’ın bölgenin savunulmasındaki rolünü ortaya koymuşlardır.

Bediüzzaman’ın diğer önemli mücadelesi Bitlis’te olmuş; Van ve Muş’u işgal eden Ruslara karşı burada savaşmıştır.

Üstad, Bitlis Vali Vekili Memduh Bey ve Alay Komutanı Ali Çetinkaya (Kel Ali) eldeki kuvvetlerin azlığı nedeniyle şehri terk etmek istediklerinde yerli ve muhacir halkın katledileceği endişesiyle buna karşı çıkacak ve emrindeki az sayıdaki kuvvetle Muş’un kaybı nedeniyle Bitlis’e doğru getirilen topların kurtarılarak Bitlis savunmasında kullanılmasını sağlayacaktır. Bu durum savunmanın birkaç gün daha uzamasını ve bu sayede halkın kurtulmasını sağlamıştır.

Bir diğer ilginç nokta, Bitlis ve havalisinin kaybından sonra ifade veren kişilerin “ulema-i meşhureden Molla Said-i Kürdi ve yirmi talebesinin öldürülmüş olabileceğini” ifade etmeleridir. Asıl gerçek ise bir süre sonra anlaşılmıştır.

Üstad’ın Bitlis çevresindeki muharebelerde “alay komutanı” olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bu kuvvetlerin Tarihçe’lerde belirtildiği gibi gönüllü birlikler olduğu açıktır. Nitekim Vali Vekili Memduh Bey’in yazısı da bunu doğrulamaktadır.

ÜSTAD’IN RUSYA ESARETİ

Bediüzzaman Rusların Bitlis’i işgali sırasında sonuna kadar savaşmış ve yanındakilerin çoğu şehit olmuştur. Muharebeler sırasında İşaratü’l İ’caz’ı kaleme alan Üstad, Tarihçe’lerde verilen bilgilere göre önce omzundan yaralanmış, ardından ayağı kırılıp Bitlis’in içinden geçen bir suya düşmüş ve burada Ruslar tarafından esir alınmıştır.

Bitlis’in 3 Mart 1916’da Rusların işgaline uğradığı dikkate alınırsa Üstad’ın da bu sırada esir düştüğü tahmin edilebilir. Bitlis’ten alınan Üstad önce Van’a, oradan Culfa ve Tiflis üzerinden Rusya’ya götürülmüştür.

Üstad Rusya’da önce “Kologriv (Kologrif)” kasabasında daha sonra da risalelerde “Kosturma” olarak geçen ancak asıl ismi “Kostroma” olan ve Rusya’nın batısında bulunan şehirde esir kampında kalmıştır. Üstad’ın dini kimliğinin burada da öne çıktığı Müslüman esirler tarafından kendisine “Diyanet Reisi” denilmesinden anlaşılmaktadır.

Esarette Rusların Kafkasya Genel Valisi Grandük Nikola Nikolayeviç’le (Nikolay Nikolayeviç Romanov, 1856-1929) karşılaşmış ve risalelerde tafsilatı verilen olay yaşanmıştır. İlginç olan bu hadisenin ilk Tarihçe’de yer almamasıdır. Bu olayı önce kendisi de başka bir kampta esir olan Abdürrahim Zapsu 1948’de “Ehl-i Sünnet”  dergisinde yazmış ve bundan sonra Latin harfli Tarihçe’de bu olaya yer verilmiştir.

Bu iki yer de Sibirya’da değil Rusya olarak isimlendirilen coğrafyada yer almaktadır. Her iki yere de aralarında Bediüzzaman’ın da bulunduğu Osmanlı esirleri götürülmüştür.

Üstad’ın esaret yolculuğuyla ilgili bir kaynak da onunla beraber yolculuk yapan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin torunlarından asteğmen Muhammed Feyyaz Efendi’nin tuttuğu günlüklerdir. Bu günlükten Üstad’ın Tiflis’e kadar olan yolculuğunun ayrıntıları öğrenilebilmektedir.

Osmanlı arşiv belgelerine göre Üstad’a Tiflis’te bulunduğu sırada Bitlis Vali Vekili Memduh Bey’in müracaatıyla Hükümet tarafından Hilal-i Ahmer aracılığıyla bir miktar para da gönderilmiştir.

Bediüzzaman’ın iki buçuk yıl kadar devam eden Rusya esareti birçok Osmanlı esiri gibi 1917’de Bolşevik İhtilalinin çıkmasıyla sona ermiştir. İhtilalle ortaya çıkan kaostan yararlanan esirlerin bir kısmı kaçmayı başarmış ve geri dönmüşlerdir. .

BEDİÜZZAMAN DERİN DEVLETİN ADAMI MI?

Bazı kaynaklarda Üstad’ın 1914 yılında Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girişiyle birlikte dönemin Halife-Padişahı Mehmet Reşad tarafından ilan edilen “cihad fetvasının” hazırlandığı komisyonda yer aldığı iddia edilmektedir. Cemal Kutay tarafından ortaya atılan ve Necmeddin Şahiner’in de yer verdiği bu iddianın doğru olması mümkün değildir.

Üstad’ın o tarihte İstanbul’da olmadığı düşünüldüğünde iddianın geçersizliği açıktır. Ayrıca dönemin Şeyhülislamı Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi’nin de fetvayı hazırlayan komisyon üyeleri arasında Bediüzzaman’ı belirtmemesi iddianın yanlışlığını göstermektedir.

Kutay ayrıca Said Nursi’nin Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olduğu iddiasında bulunmuş ve bu iddia birçok eserde yer almıştır. Hatta iddiasını daha ileri götürerek “Said Nursi elbette derin devletin adamıydı” demiştir.

Teşkilat-ı Mahsusa ile ilgili ilk bilimsel çalışma olan Philip Stoddard’ın 1963 yılındaki eserinde ve yakın dönemde yapılan yayınlarda Said Nursi’nin isminin yer almaması, bu iddianın doğru olmadığını göstermektedir.

Bediüzzaman’a esaret dönüşünde Birinci Dünya Savaşı’ndaki kahramanlıklarından dolayı “Harp Madalyası” verilmiş ve Enver Paşa tarafından Darü’l-Hikmet’ül İslamiye’ye “ordu temsilcisi” olarak üye yapılmıştır.

Görüldüğü üzere Bediüzzaman’ın Harb-i Umumi’deki faaliyetleri, sadece kendi kontrolünden geçen iki Tarihçe değil aynı zamanda pek çok hatıra eser ve özellikle Osmanlı Arşivlerindeki belgelerle de doğrulanmaktadır.

Şu anda yapılması gereken Üstad’ın “alay vaizliği-müftülüğü ve alay komutanlığındaki” faaliyetlerinin Genelkurmay Başkanlığı ATASE Arşivi’ndeki belgeler ele alınarak daha ayrıntılı bir şekilde aydınlatılması ve özellikle Rusya esareti ve dönüşüne dair karanlık noktaların ortadan kaldırılmasıdır.

Kaynakça: Abdurrahman, Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatı, Necm-i İstikbal Matbaası, İstanbul, 1335; Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya, İstanbul, 2013; Z. Akçe, “Bediüzzaman Said Nursi’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki Faaliyetleri”, SATUK Bildiriler, C. 1, Çanakkale, 2015; S. Ölmez, “Birinci Dünya Savaşı’nda Bediüzzaman Said Nursi’nin Ermeniler ve Ruslarla Çatışmaları ve Esaretine Dair Bazı Vesikalar”, Köprü, S. 96, 2006; Y. Nizamoğlu, “Birinci Dünya Savaşı’nın İslam Dünyası’na Etkileri”, Köprü, Güz 2015, S. 117; Ş. Vahide, Bediüzzaman Said Nursi Entelektüel Biyografisi, Nesil, İstanbul, 2013; “Said Nursi İstihbaratçıydı”, 27.3.2003, Milliyet; B. Tunç, “Yine Kologrif”, 18.11.2013, Yeni Asya.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin