İradenin hakkını vermek ve konforlardan vazgeçmenin zorluğu… (2)

YORUM | Prof. Dr. OSMAN ŞAHİN

Uhuvvet ve ittifak mevzuu hissîlikten daha çok aklî, mantıkî ve iradîdir…

Hocaefendi, “Mü’minlerin Helâki İftiraktadır” yazısında İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sav) Allah’tan talep ettiği üç duasından ikisinin kabul edilip ümmetinin tefrikaya düşmemesi duasının kabul edilmemesinin nasıl anlaşılması gerektiğinin izahında şu önemli tesbitleri yapmaktadırlar: “Bu hikmetlerden birisi, insan iradesine dikkat çekmek ve ittifakın iradeye vâbeste bir mesele olduğunu bildirmektir. Vifak ve ittifakın temini için insanlardan iradelerinin hakkını vermeleri istenmektedir. Şüphesiz, “hissî kardeşlik” de önemli bir esastır; ancak yeterli değildir. Uhuvvet ve ittifak mevzuu hissîlikten daha çok aklî, mantıkî ve iradîdir; gerçekleşmesi için de karar, azim ve gayret gereklidir…”

Aynı yazının devamında iradenin hakkının verilmesine ayrıca şöyle değinmektedir: “Evet, insan, bir odun parçası ya da bir sürünün şuursuz azası değildir ki, cebren başkalarıyla ittifak etsin ve bir araya gelsin. Onun farklı düşüncelerinin, şahsî mülâhazalarının ve bir kısım aykırılıklarının olması gayet tabiîdir. İnsandan beklenen, her söylenene hemen boyun eğmesi, haricî zorlamalarla bir noktaya gelmesi ve diğer insanlarla taşlar misali şuursuzca omuz omuza vermesi değildir; ondan istenen, bazı iç tepkilerini ve reaksiyonlarını irade, mantık ve muhakemesiyle bastırması ve vifakı iradî-mantıkî olarak gerçekleştirmesidir…”

Uhuvvet ve ittifak mevzuu için söylenenler hakiki istişarelerin yapılabilmesi için de aynen geçerlidir. İradelerin hakkı verilmeli, hissîlikten daha çok aklî, mantıkî ve iradî olmalı ve gerçekleşmesi için de karar, azim ve gayret ortaya koyulmalıdır.

Konforlardan (comfort zone) vazgeçmenin zorluğu…

Türkçe’ye genelde konfor bölgesi veya rahat bölgesi olarak tercüme edilen, insanların ve organizasyonların gelişmesinin önünde büyük bir engel olarak kabul edilen “comfort zone’lara” takılıp kalma önemli problemlerden biridir. Konfor bölgelerindeki değişkenler bizim kontrolumuz altında ve bu bölgede endişeler, sıkıntılar ve stres gibi haller minimize edilmiş olduğundan kendimizi daha güvende ve mutlu hissederiz. Dolayısıyla bu bölgenin bozulmasına ya da bölgeye birilerinin müdahele etmesine karşı çok fazla bir direnç vardır. Bu yüzden buna sebebiyet verecek olaylara  ve şahıslara karşı bir düşmanlık veya nefret söz konusu olabilmektedir. Konunun detaylarını ilgili literatürlere bırakarak konumuza bakan yönleri ile devam edelim.

Konfor bölgelerini korumadaki hassasiyetler insanın kendisini geliştirmesinin, yenilemesinin, yeniliklere ve değişime açık olmasının önünde çok büyük bir engel oluşturmaktadırlar. Konunun literatür taraması yapıldığında, bu konfor bölgelerine takılan insanların ve organizasyonların aslında ölüm trendine girdikleri ve eğer bu bölgeden çıkamamışlarsa çok büyük problemlerle karşılaşdıkları ve sonunda yok olup gitmeye mahkum oldukları anlaşılacaktır.

Karar alma süreçlerinde konfor bölgeleri…

İstişarelerin hakkının verilebilmesi, istişare heyetlerine ehil olan insanların seçilmesi, aynı düşünceleri paylaşanlar ya da her denilene alkış tutanlar değil de hak perest , beklentisiz ve dolayısıyla her zaman hakkı dillendiren insanlarla yapılması ve istişarelerde ekseriyetin kabul ettiği kararların alınıp bunların uygulanması gibi hususları hayata geçirebilmek çok kolay değildir. Bu hususlar nefsin pek de arzu etmediği, ciddi nefis terbiyesi, fedakarlık ve özveri gerektiren ve alıştığımız kolaycılıklardan vazgeçmemizi isteyen hususlardır.

Her söylediklerine evet diyen insanlarla çalışıldığı, kendi düşüncelerine muhalif düşüncelerin seslendirilemediği, seslendirilse de kabul görmediği, yaptıkları icraatların kritik edilemediği, denetlenemediği ve hesabının sorulamadığı bir sistem içerisinde çalışmak nefisler için çok caziptir, lezzetlidir, kolaydır ve zahmeti azdır. İradenin hakkını vermeyi gerektirecek bir azim, karar, cehd ve gayret ortaya koymayı da gerektirmemektedir.

Böyle yapılarda ilişkiler  büyüğe/abiye/idareciye/imama ifrat seviyede saygı ve sadakat temeline oturdulduğunda ve bazen de bir kudsiyet boyutu da eklendiğinde, bu insanların sözlerine ve icraatlarına muhalefet ve kritik etmek, sorgulamak, bunlara aykırı alternatifler ortaya koymak ve hele hele hesabını sormak gibi haller asla kabul ve tolere edilemeyecek ve bunlara izin verildiğinde ise fitne ve tefrikalara yol açacak, uhuvveti sarsacak, bereketi kaçıracak ve içten içe cemaati/kurumu/örgütü çökertebilecek davranışlar olarak görülmektedir. Dolayısıyla bu düşünceler ve bunları seslendirenler bastırılmalı, sindirilmeli, susturulmalı, uzaklaştırılmalı ve cezalandırılmalıdır.

Hocaefendi’nin ilk yazıdaki tesbitini bir kere daha hatırlayalım: “bazı kimseler yönetici olarak bulundukları makam ve konumlarında kendilerine göre buna benzer yapılar kurmuş, insanlarla aralarına bir kısım perde ve engeller koymuş, böylece hem kendilerinin hem de başkalarının sürekli hüsuf ve küsuf (ay ve güneş tutulması) yaşamasına sebebiyet vermiş olabilirler.”

Konfor bölgelerinde rahatımız kaçmasın adına yapılan mücadeleler…

Bu insanlar konfor bölgelerinde rahat yaşayabilmek için ayrıca insanlar ile aralarına bir takım perdeler ve engeller koymaktadırlar. Ta ki insanların şikayetleri ve muhalif fikir ve düşünceleri onlara ulaşıp onları rahatsız etmesin ve zihin konforları bozulmasın. Bu insanlara ulaşmak suretiyle, önemli veya kangren olmuş meselelerin çözümünü sağlamak  zordur.

Bu konforlarla yaşamaya ve çalışmaya alışmış insanların bunlardan vazgeçmeleri onlara çok ağır gelecektir. Dolayısıyla hizmetin/cemaatin/kurumların selameti, kurtuluşu, birlik ve beraberliğin teessüsü için gelin istişarelerin hakkını vererek yapalım, Kur’an’da ve Hadis’te emredildiği ve bunları tefsir eden ehil insanların ele aldığı şekilde bunu hayata geçirelim denmesi bu insanlarda hüsnü kabul görmeyecektir.

Benzer şekilde denetim mekanizmaları, mali heyetler kurulsun ve böylece yanlışların, hataların ve su-i istimallerin önü alınabilsin, kimse kurumları/yapıları kendi çiftliği gibi yönetemesin, beşeri ve maddi sermaye en verimli bir şekilde kullanılsın gibi düşüncelere karşı çok güçlü bir direnç vardır. Bazen de bu düşüncelere açıktan muhalefet edemediklerinde, teorisine evet dedikleri bu hususların hayata geçmemesi ya da fonsiyonunu eda etmemesi adına bir mücadele içerisine girmektedirler.

Konforlarını bozmamaları için nefisler tarafından geliştirilen bir mekanizma da yapılan uyarıları, tahşidatları, hatırlatmaları ve tenkitleri üzerlerine almamaları şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu insanların yanında,  hatalarını anlayıp yanlışlarından dönmeleri adına bir takım hakikatler ve hususlar uslubuna da riayet ederek dillendirildiğinde hiç üzerlerine almadıkları görülmektedir. Uhuvvet ve ihlas dusturları ele alınıp, insanların kazanılması, harcanmaması, şahısların kendilerine değil de hasletlerine karşı düşmanlık beslenmesi gerektiği gibi konular, bunlara riayet etmeyen insanlar yanında ele alındığında, bunların meseleye sözde sahip çıktıkları, savunduklarına şahit olunmakta ama sonrasında aynı hatalarına devam ettikleri görülebilmektedir. Böyle bir davranış Hocaefendi’nin Ölçü veya Yoldaki Işıklar’da ifade ettikleri şu ölçüye ne kadar ters düşmektedir: “Falan kimse havadan nem kapıyor” derler! Ona ruhum feda.! Ya yağmur altında dahi ıslanmayanlara ne demeli.!”

Makam arabasını kullanarak alacağınız yoğurdu yemek haram olur…

Bir arkadaşımın bahsettiği bir yaşanmış bir olayı burada paylaşmak istiyorum. Bir yerde bir idareci kuruma ait iki makam arabasından birini kendisine ve diğerini de kendi ailesini tahsis etmiş. Bu ikinci araba tamamen hanımının ve çocukların ihtiyaçları için kullanılıyormuş. Kurumla ilgili bir iş için ihtiyaç olduğunda bile ailenin ihtiyacına öncelik veriliyormuş. Arabayı kullanan makam şöfürü ve diğerleri durumdan rahatsız olsalar da amirlerine bir şey diyemiyorlarmış. Bir gün şehirlerarası bir yolculukta Hocaefendi’nin bir kasetini koymuş dinliyorlar. Hocaefendi bu sohbetinde, bir kuruma ait makam arabası sizi bir yere götürürken yol güzergahında evinize ihtiyaç olan bir yoğurdu almak için bir yer bulunmadığında, eğer siz arabanın yolunu bu yüzden değiştirip bu yoğurdu alsanız, bu yoğurdu yemek size haram olur diye bahsediyorlar. Bu sohbetten çok memnun kalan şöför dönüşte aynı kaseti koyuyur ve tekrar dinliyorlar. Şöför, bu sohbetten sonra artık arabanın şahsi işlerde kullanılamayacağına düşünerek rahatlıyor. Fakat idareci şahıs sohbette anlatılanları hiç üzerine almadan ailesi için makam arabasını kullanmaya devam edince hayal kırıklığına uğruyorlar.

İnşaAllah bir sonraki yazıda konfor bölgelerinden kurtulmanın zorluğunu ifade edebilmek için “Kim veya hangi nefis ister ki ya da vazgeçmek kolay mı bu konfor bölgelerinden?!…” diyerek devam edelim…

1 YORUM

  1. Allah cc sizden razı olsun.
    Ama heyet, makam şöförü konusunda hala duyarsısız.
    Bir ülkedede heyet kurulacaksa merkezden gelip istişare ile kurulsa imam tek adam olmasa son söz imamın değil heyetin genel kanaati olsa. İtaat et kurtul değil ikna et kurtul prensibini uygulasak vs.
    Hürmetlerimle.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin