Çanakkale geçilseydi Başkent de taşınacaktı

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’nda 1918’e kadar süren muharebelerin çoğunu kaybetti ve Sarıkamış Harekâtı gibi çok ağır dramlarla karşılaştı.

Bazı yerler “strateji gereği” savaş yapılmadan terk edildi veya çok az bir mücadele ile elden çıktı.

Osmanlı ordularının savaştaki en büyük başarıları ise Kut ve Çanakkale Zaferleri ile 1918 yılında III. Ordu’nun Batum’a kadar olan bölgeyi işgalden kurtarması ve Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’ye kadar ilerlemesi oldu.

SAVAŞ VE ÜMİTLER

İktidarı elinde tutan İttihat ve Terakki’nin savaştan beklentileri çok fazlaydı. Trablusgarp ve Balkan Harbinde kaybedilen topraklar geri alınacak ve Rus işgalindeki “Turan illeri” hürriyetine kavuşturularak “Türk Birliği” gerçekleşecekti.

Osmanlı orduları ilk savaşı olan Sarıkamış’ta çok ağır bir mağlubiyet yaşadı. Bu yenilgi sonrasında Rus kuvvetleri Kafkas cephesinde ilerlemeye başladılar. Bu ilerleyiş 1916 yılında Erzincan’ın batısına kadar devam edecektir.

Osmanlı ordusunun savaşın başında açtığı bir cephe de Kanal Harekâtı oldu. Bu harekâtla Abdülhamit zamanında İngiliz işgaline uğrayan Mısır geri alınarak İngiltere’nin Hindistan bağlantısı kesilecekti. Ancak bu harekât da başarısız oldu.

Artık sırada İtilaf devletlerinin hedefleri vardı. İtilaf devletlerinin en önemli hedeflerinden birisi Çanakkale Boğazı idi. İtilaf devletleri bu yolla müttefikleri Rusya ile bağlantı kuracak ve Osmanlı Devleti’nin savaştan çekilmesini sağlayacaklardı.

1877-1878 SAVAŞINDAN SONRA GÜNDEMDE

İtilaf devletlerinin Çanakkale Boğazı’nı geçme planlarının haber alınmasıyla bir taraftan askeri hazırlıklar yoğunlaşırken diğer taraftan “en kötü senaryo” hesaplanarak tedbir alınmaya çalışıldı. “En kötü senaryo”, İstanbul’un işgale uğramasıydı.

Bu ihtimale karşı çeşitli stratejiler geliştirilirken düşünülen çarelerden birisi de “payitahtın taşınması” idi. Buna göre İtilaf donanması Çanakkale’yi geçerse padişah ve hükümet, Anadolu’da bir şehre taşınacaktı.

Aslında başkentin taşınması yıllar önce yine bir işgal olayıyla gündeme gelmişti. II. Abdülhamit’in saltanatının ilk yıllarında 1877-1878 Savaşı’nda büyük bir mağlubiyet yaşanmış ve Rus ordusu Ayastefanos’a yani bugünkü Yeşilköy’e kadar gelmiş ve bu durum başkentin Bursa, Gelibolu gibi bir yere taşınmasını gündeme getirmişti.

Osmanlı ülkesini yakından tanıyan Alman General Goltz Paşa da 1897’de başkentin başka bir yere taşınması gerektiğini; Konya, Kayseri veya daha güneyde bir şehrin başkent olabileceğini ileri sürmüştü.

Başkentin taşınması ikinci defa Birinci Balkan Harbinde gündeme geldi. Bu sefer de Bulgarlar Osmanlı ordularını mağlup ederek Çatalca’ya kadar ulaşmışlardı.

Goltz Paşa Balkan Harbi sonrasında da Osmanlı Devleti’nin Rumeli’nin kaybıyla bir “Türk-Arap İmparatorluğu’na dönüştüğünü, yeni başkentin de buna göre belirlenmesi gerektiğini” yazıyordu. Goltz’un önerisi başkentin Halep ya da Şam’a taşınmasıydı.

ÇANAKKALE GEÇİLİRSE…

İtilaf devletlerinin Çanakkale’yi zorlayacaklarının anlaşılmasıyla İstanbul’da birçok tedbir alınmaya çalışıldı. Bu çalışmalar Şubat 1915’den itibaren yoğunlaştı ve kara muharebelerinin şiddetlendiği dönemlerde önemli bir gündem oldu.

Alınan tedbirlerin bir kısmı tamamen İstanbul’la ilgiliydi. Dönemin basını sansürün de etkisiyle “pembe bir tablo” çizse de İtilaf devletlerinin Çanakkale’deki taarruzları, İstanbul halkında büyük bir tedirginliğe neden olmuş, açlık ve kıtlık endişesi ortaya çıkmıştı.

1.Ordu Komutanı Liman Von Sanders’in Boğaz’ı korumak amacıyla Sarayburnu’ndan Ayastefanos’a kadar olan kıyıya bataryalar yerleştirmesi ve adalarda yaşayan halkın tahliyesi halkın endişesini daha da artırmıştı.

Yabancı gazeteler halkın büyük bir panik yaşadığını ve her an “davetsiz misafirlerin gelişini beklemekte” olduklarını yazmıştı. Osmanlı devlet adamları ise halkın “sükûnet içinde” olduğunu açıklamaktaydı.

En kötü ihtimale karşı Vehip Paşa (Kaçı) komutasındaki II. Ordu Karadeniz kıyılarını savunmak amacıyla teyakkuz halinde bekletilmekteydi. Asker aralıksız olarak manevra yapmakta, savunma tedbirleri sürekli olarak teftiş edilmekteydi. Bu sıradaki çalışmaları Kolordu Komutanı olarak görev yapan Fevzi Çakmak’ın günlüklerinden takip etmek mümkündür.

İstanbul’un yönetimini kolaylaştırmak amacıyla da şehir idari yönden İstanbul, Beyoğlu ve Üsküdar olarak üçe bölünmüş ve bombalanma ihtimali çok yüksek olan Harbiye ve Bahriye Nezaretleri ile cephane fabrikaları, postane ve tren istasyonlarıyla önemli binaların korunması için olağanüstü tedbirler alınmıştı.

Ayrıca İstanbul işgale uğrayacak olursa Ayasofya ve bazı kamu binalarının dinamitle uçurulması planlanmış, “hassas” bazı yerlerin yakılması için karakollarda benzin depolanmıştı. Amerikan elçisi Dâhiliye Nazırı Talat Bey’den Ayasofya’ya dokunmamalarını rica edince Talat Bey “Biz yeni şeyleri severiz” cevabını vermişti.

ESKİŞEHİR’DEKİ HAZIRLIKLAR

Çanakkale’ye saldırıların başlamasıyla birlikte düşünülen tedbirlerden birisi de başkentin Anadolu şehirlerine taşınması oldu. Bu amaçla Eskişehir ve Konya’da hazırlıklar yapıldı. Gelibolu-İstanbul arası 150 deniz mili olduğundan İtilaf donanmasının Marmara’ya girdiği takdirde on iki saatte İstanbul’da olacağı tahmin edilerek planlar buna göre hazırlandı.

Bu plan çerçevesinde Haydarpaşa Garı’nda her gün iki tren bekletilmekteydi. Birinci tren sadece Padişah ve maiyetini götürecek ve hızlı gidilebilmesi için sadece üç vagon olacaktı.

İki saat sonra hareket edecek ikinci trende ise Hükümet erkânıyla diplomatik temsilcilikler bulunacaktı. Plana göre Rumeli yakasında bulunan Padişah ve maiyeti önce Beylerbeyi’ne geçecekler ve oradan hazır bulunan kırk atlı arabayla Haydarpaşa’ya gideceklerdi.

Bu plan padişah Mehmet Reşad’a sunulmuş ve padişah çok tarih okuduğunu, okuduklarından hareketle İtilaf donanmasının Çanakkale’yi geçmesinin mümkün olmadığını söylemişse de taşınma planını kabul etmiştir. Plan gizli bir tezkere ile hanedan üyelerine de bildirilmiştir. Plana göre Hanedana mensup kadınlar Eskişehir’e götürülmeyeceklerdi.

Bu tedbirler çerçevesinde Mefruşat Müdürü Akif Bey Eskişehir’e gitmiş ve Padişah ve maiyeti için bazı evlere Mabeyn-i Hümayun ve Hazine-i Hassa adına el konulmuştur. Bu binalar için günlük kiralar tespit edilmiş ve binalar tehlikenin büyük ölçüde geçtiği 1915 Eylül’ünde sahiplerine iade edilmiştir.

Bu sırada para ihtiyacını karşılamak ve kıymetli eşyalara sahip çıkmak için de tedbir alınmıştır. Eskişehir’de Hazine-i Hassa için iki bina ve kıymetli eşyalar için bir bina kiralanmış; cami, müze ve saraylardan bazı kıymetli eşyalar vapurlarla Haydarpaşa’ya getirilmiş ve buradan da üç trenle Eskişehir’e gönderilmiştir.

Yine taşınma ve yerleşme işlemlerini organize edecek memurların da Eskişehir’e gönderildiği hatta Padişah için minaresi tamamlanamasa da yeni bir cami inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Bu dönemde Eskişehir’de yapılan çalışmalar ve Osmanlı devlet adamlarının da ailelerini Anadolu’ya göndermek için uğraşmaları, İstanbul’da büyük bir endişe yaşandığını göstermektedir.

KONYA’DA HAZIRLIKLAR

İstanbul’un düşmesi durumunda başkent olarak Eskişehir’in düşünülmesi ve bazı çalışmalar yapılması dışında başka alternatiflerin de gündemde olduğu görülmektedir. Bu şehirler Bursa ve Konya’dır. Nitekim Süleyman Kâni İrtem hatıratında Padişahın bir süre Eskişehir’de kaldıktan sonra Konya’ya gitmesinin planlandığını yazmaktadır.

Bu amaçla devlet hazinesi Konya’ya gönderilmiş ve hazinenin korunması için yerel askerler uygun görülmediğinden İstanbul’dan gönderilen muhafızlar, hazinenin korumasını üstlenmişlerdir. Bu arada Mukaddes Emanetler de sandıklara yerleştirilerek Konya’ya taşınmıştır.

ÇANAKKALE MOTİVASYONU

Çanakkale Muharebeleri Padişah, Hükümet ve halkın en üst seviyede motivasyonla hareket ettikleri uzun süreli bir muharebe olarak tarihe geçmiştir. Bunun en önemli nedeni Çanakkale’nin düşmesiyle İstanbul’un işgali ve böylece Osmanlı Devleti’nin tarihe karışması ihtimalidir.

Bu durum Padişah ve özellikle Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın Çanakkale cephesine yoğunlaşmasına neden olmuştur. Cephede en seçkin komutanlar görev yapmış, sürekli yeni stratejiler geliştirilmiş, ordunun aç kalmaması için olağanüstü tedbirler alınarak asker çok iyi motive edilmiştir. Nitekim diğer cephelerde çok yüksek oranlara çıkan firarlar, askerin çok iyi beslenmesi ve iyi motivasyonuyla Çanakkale’de çok az yaşanmıştır.

Çanakkale cephesine verilen bu öneme rağmen İtilaf devletleri Boğaz’ı geçecek olursa “devletin devamlılığı” açısından tedbirler alınarak mücadelenin Anadolu’da oluşturulacak bir başkentte sürdürülmesi planlanmış ve bunun için çalışmalar yapılmıştır.

İtilaf donanması 1915’de İstanbul’a gelemese de Harb-i Umumi’nin kaybıyla İstanbul işgal edilecek ve 1877-1878 Savaşı’nda ilk defa gündeme gelen başkentin İstanbul’dan Anadolu’ya taşınması planı yıllar sonra Ankara’nın başkent yapılmasıyla gerçekleşecektir.

Kaynakça: Ö. Özbozdağlı, “Müttefiklerin Çanakkale Boğazı’nı Geçme İhtimaline Karşı Osmanlı Hükümeti’nin Başkenti Taşıma Planı”, ATAM, S. 64, 65, 66;  M. Selçuk, “Çanakkale Savaşları Sırasında Padişah ve Hükümeti İstanbul’dan Taşıma Planları”, ATAM, S. 70; M. Selçuk, “Çanakkale’ye Denizden İlk Bombardımanlar ve Başkent İstanbul”, Çanakkale Muharebelerinin İdaresi, Çanakkale, 2015.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin