Tarih bazen insanın önüne bir makam değil vicdan sınavı koyar. Kemal Kılıçdaroğlu bugün sadece siyasi hayatının değil, isminin nasıl hatırlanacağının kararını vermek üzere. Ve biliyoruz ki bazı kararlar seçim kazanmak için değil insan kalmak için alınır. Çünkü tarih çoğu zaman kimin iktidar olduğunu değil, kimin ihanet ettiğini hatırlar!
M. NEDİM HAZAR | YORUM
Dağ kekliklerini avlamak için eski çağlardan beri bilinen bir yöntem vardır. Avcılar, evlerinde besledikleri bir kekliği kullanırlardı. O keklik özel olarak eğitilmiştir. Av mevsimi geldiğinde, avcı onu dağa götürür, çalıların arasından salar. Ve ayağından bağlı olan keklik canhıraş şekilde diğer kekliklerden yardım isteyen ötüşlere başlar. Belki bir kapana yakalanmıştır, belki yaralıdır filan. Bu tuzağa çevrede özgürde uçan bazı keklikler düşüp, yanına kondukları anda avcı tüfeğini ateşler ve avcı kekliğinin tuzağına çektiği keklikler birer birer can verirler.
Ne ki bir gün, parasız kalan avcı, çok kıymetli olan evdeki kekliğini pazara satmaya karar verir. Pazardaki tezgâhta kekliği sergiler. Yaşlı bir adam yaklaşır.
“Bu avcı kekliği mi?” diye sorar. Avcı başını sallayıp hemen fiyat açmış, pazarlığa başlamışken yaşlı adam her söylediği fiyata “Pekâlâ!” der ve parayı verir. Pazarlık filan bile etmemiştir, avcı gayet memnun avuçlarını ovuştururken onu ve etrafta onları izleyenleri hayrete düşüren bir şey olur.
Yaşlı adam satın aldığı kekliğin kafasını oracıkta, onlarca kişinin gözü önünde koparır. Avcı dehşet içinde, “Ne yaptın, aylarca eğitmiştim, çok kıymetli bir keklikti o. Kafasını koparmak için mi o kadar para verdin?” der.
Yaşlı adam başını olumlu anlamda sallar..
Kalabalığa döner ve şöyle konuşur: “Çünkü kendi cinsine ihanet eden bir keklikten kimseye fayda gelmez! Bu keklik üç beş tane darı için avcıya hizmet ederek, kendi türünü tuzağa çekiyordu. İhanet affedilmeyecek bir suçtur!”
Alegorinin çözümü
Bu hikâye, Anadolu’da ve Doğu kültüründe sadakatsizliği, ihanet etmenin bedelini ve geçici menfaatler uğruna büyük değerleri kaybetmenin trajedisini anlatmak için yüzyıllardır kullanılır. Kendi türüne ihanet eden—ister keklik ister insan—başta kendi tabanından nefret görür, işi bitince zaten kafası kesilecektir… Taa ki durumu kavrayan bir ihtiyar karşısına çıkıncaya kadar.
İsterseniz (Kılıçdaroğlu ola ki okur filan) basitleştirerek açıklayayım.
Hikâyede:
Keklik = Kendi tabanına rağmen, sistem içinde, iktidarın yanında konumlanan ve onu araçsallaştıran aktör…
Avcı = Gücü elinde tutan, kurumları kendi menfaatine kullanan, başkalarını araçsallaştıran yapı…
Buğday taneleri = Kısa vadeli çıkar, makam, güç, kin alma isteği…
Alegorinin temel fikri şu: Sistemin sunduğu küçük ödüller karşılığında büyük ihanet ve geçici kazanç, kalıcı itibar kaybı getirir. En kötüsü ise avcı, işini bitirdikten sonra kekliği zaten öldürecektir. Çünkü ihanet ettiren araç, sonunda hatırlatıcı olduğu için can sıkıcıdır.
Gerek bu köşede, gerek tv ekranlarında aylardır aynı şeyi söylüyorum: “CHP dikkat, tsunami geliyor!”
Biliyorum pek çok CHP’li dostumuz alınıyor, kızıyor ve tepki gösteriyordu. Nitekim önceki gün, uzun kurban bayramı tatilinden hemen önce Erdoğan CHP’yi erken kurban mahiyetinde kesmek adına yere yatırdı ve siyasetin kör bıçağını gırtlağına çaldı.
Hatırlayalım: Yerel seçimlerde, muhalefet partisi CHP birinci çıkmıştı. Tüm anketler onu 2028’de iktidarı alacak konumda gösteriyordu. Uluslararası gözlemciler, halkın iradesinin bu kez Tayyip Erdoğan’ın gideceğine kesin olarak bakıyordu.
Ve Erdoğan, erken seçimden beri üzerinde çalıştığı planının son aşamasına geçti ve mahkeme kararıyla CHP üzerinde “mutlak butlan” hükmü çıkartıldı. Partinin eski yönetimine partiyi devretmek istiyor şimdi.
Bunun böyle olacağının son işaret fişeği karardan bir gün önce Kılıçdaroğlu’nun çektiği videoydu.
Tabii karar duyulduktan sonra ülke karman çorman oldu. Merkez Bankası bir günde 10 milyar dolardan fazla döviz yaktı. Borsa kapandı, Türkiye’de hukukun artık tamamen bittiği herkes tarafından kabul ediliyor. Özgür Özel buna ‘sivil darbe’ diyor. Geleneğinde darbelerden medet uman CHP’nin siyasal İslamcıların ‘sivil darbesine’ maruz kalması kaderin enteresan bir cilvesiydi işte!
Şu anda gözler Özgür Özel’den çok Kemal Kılıçdaroğlu’nun üzerinde. Bence 77 yaşındaki artık emekli olması gereken bir siyasetçi için bu karar anı tarihi bir fırsat da olabilir, tarihi bir lanet de…
İzah edeyim…
Tarih, bazen insanı bir yol ayrımında durdurur ve önüne iki kapı açar. Birinin arkasında makam, düzen, aylık maaş, güvenlik ve iktidarın cömert ödülleri vardır. Diğerinin arkasında ise belki çile, bedel ödeme ama neticesinde, tarihsel sorumluluk ve tarihe muhteşem bir erdem ve cesaret ile geçmek, hayırla yad edilmek vardır.
İşte Kılıçdaroğlu, böyle iki kapının tam önünde.
Ya ‘avcı kekliği’ olacak, yani Erdoğan’ın kendisine biçtiği ‘ihanet’ kostümünü giyecek ve çok değil en fazla birkaç yıl daha siyaset yapıp CHP ve Türkiye Cumhuriyeti tarihine lanetle geçecek. Gelecek nesiller onu nefretle anacak. Ya da oynanan bu oyunu bozacak, kapıdan geçerek gerçek erdemli bir insan ve bir siyasi kahraman olarak CHP ve Türk siyasi tarihinde yerini alacak.
Siyasetin böyle efsunlu bir yönü var. Erbakan’ı, Baykal’ı hatırlayın. Bedenleri neredeyse iflas ettiği anlarda bile siyaset yapmaktan vazgeçmediler. Kılıçdaroğlu’nda bir de ‘ihanet’ yaşamış olmak hissiyatı var ki, kabul ediyorum bu kolay baş edilebilecek bir durum değil.
Dolayısıyla çıkıp bu oyunu bozmasını çok zayıf ihtimal olarak görüyorum. Belki de onun sevenlerine, eşine, çocuklarına , torunlarına söyleyeceğim şimdi yazacaklarımı.
Eğer Kılıçdaroğlu benim babam olsaydı ona çıkıp şöyle bir konuşma yapmasını tavsiye ederdim:
“Sevgili Türk halkı. Bugünün güçlüsüne, iktidarı elinde tutanlara sesleniyorum. Gideceğinizi gördünüz, bunun için ülkeyi ateşe atmaktan çekinmiyorsunuz. Temiz insanlara iftiralar, her türlü kumpas ile olmadık tuzaklar kuruyorsunuz. Daha birkaç yıl önce benim için, ‘Terörist, emirleri kandilden alıyor!’ diye iftiralar atan da sizdiniz. Düne kadar hiçbir medyanız benden tek satır bile bahsetmezken, bugün kapımda yatıyorsunuz. Şimdi ise benden kendi partime, dava arkadaşlarına, en önemlisi kendime ihanet etmemi istiyorsunuz. Bunu birkaç yıllık koltuk uğruna yapmamı bekliyorsunuz.
Saray, kendi ikbali için her türlü entrikayı mübah görüyor. Tüm ülkeyi getirdiği uçurumdan şimdi beni ve partimi de yuvarlamak istiyor. Ben bu oyuna gelmiyorum. Yargısına, medyasına, sarayına ve Tayyip Erdoğan’a açıkça söylüyorum: Yeter! Bırak bu milletin yakasını! Yeter, bırak partimin yakasını! Çek elini ülkemden ve partimden. Dolayısıyla senin uşağın olmayı, senin tuzağına düşmeyi elimin tersiyle itiyorum, reddediyorum. Ömrümün kalan birkaç yılını ihanet damgasıyla lanetlenerek yaşamayacağım. Bedeli ne olursa olsun ödemeye de hazırım. Bana biçtiğin ve verdiğin siyasi rüşveti elimin tersiyle itiyorum. Özgür Özel’e mücadelesinde destek vermek lehine, CHP genel başkanlığı teklifini reddediyorum.”
Böyle bir açıklama yapsa emin olun Kılıçdaroğlu Türk ve dünya tarihinin en müstesna makamında yerini alırdı. Ve bugüne kadar kendisine mesafeli davranan herkesin, hatta iktidar yandaşlarının bile takdirini kazanırdı.
Ama bunu yapabilecek kadar haysiyetli ve erdemli olup olmadığından emin değilim ne yazık ki. Çünkü dünya ve hele hele siyaset böylesi aşağılık bir şey maalesef. İhanet ve sadakat, insanların hafızasında, herhangi bir seçim kazanıp kaybetmekten çok daha anlamlı ve kıymetlidir sevgili dostlar.
Ve bazı kazı kararlar, kazanmak için değil, insan kalmak için alınır!
Bilmiyorum; Kılıçdaroğlu, ‘avcı kekliğinin’ hikayesini hiç duymuş mu? Ama tarih onu, başka hiçbir siyasiye nasip olmayan bir kavşağa getirip bıraktı.
Ya rahmetle anılacak ya lanetle…

Sayın Hazar,
Yazılarınızı severek takip ediyorum; teşekkürler. Bazen kaleminizin ucu çok keskin oluyor.
1. “Cehennem meleklerinin isimleri içinde “Der”, “Die”, “Das” da var mı acaba?” demeniz eleştirilse de anlaşılabilir…
2. “Derin devlet” aklı “gülen bebek reklamından” darbe tetikçiliği çıkardı.
Şimdi –Allah korusun- Kılıçdaroğlu’nun bir tarafı incinse “Zaten Mahmut Nedim, türüne ihanet eden kekliğin başını koparan hikaye ile yol göstermişti” derler mi demezler mi? Şimdiden yazayım da yanlış anlayan IQ’su 90 altı olanlar varsa doğru anlasınlar:, 17/25 Aralık 2013’den bugüne kadar geçen on yıldan uzun bir sürede yüzbinlerce insanına zulmedilen bir Cemaat, kendi oğlunu hapishanede ziyarete giden yaşlı anaya çök-kalk yaptırılmasına bile “müspet hareket” ile müdahale etti ve ediyor. Aynı Hizmet Hareketi’nin hiçbir ferdi, CHP’nin başına “yeni/yeniden getirilen kukla” için insaniyet adına hatırlatmadan başka bir şey yapmaz, bırakın burnunun kalbinin kırılmasını bile istemez. Allah, doğru yolu göstersin; ayağına diken batmasın…
3. Ya bu kukla Cumhurbaşkanı olsaydı! Derin devlet, şu anda kullandığından daha kullanışlı olduğunu düşünseydi “Yeni Cumhurbaşkanı olarak kimseye zulmetmem” mi diyecekti? Adaleti bu adam mı getirecekti? Bu sorunun cevabı, bugünkü yaptığına dikkat edilip üzerinde düşünülmeli.
4. Ya Özel de özel bir kuklaysa? Adamın şimdiye kadar yaptıkları belli değil mi? Bir günde mi gelindi buralara?
Halkın IQ ortalaması 68. Primatların bazıları bu seviyenin üstünde diye duymuştum. Hırsız Recep’in hizmet hareketine düşmanlığı konjonktürel bir şey. Hırsız köpeğin suçlarına göz yumulsa, vatana ihaneti görmezden gelinseydi hiç bir problem çıkmazdı. Diğerlerinin düşmanlığı cibillî.
Yine muazzam bir yazı olmuş. Çerceveleyip duvara asmalık.
işte tamda bu noktadirki insanın karar verdiği, geçmişte yediği haram lokmalar ve isledigi günahların yaratıcı tarafından kaderi belirlenerek hangi tercihi yapacağı. O nedenle Allah’ı çok sevmek hemde ondan çok korkmak lazım.
Ne guzel özetlemissiniz teşekkürler
dedem
yarım kaldı yukarıdaki cümlem .Konu bir keklik hikayesi olarak başlamış ,hayretle okudum çünki dedemin avlanma yöntemini anlatan bir giriş tabiki bir alegori için …alegorinin çözümlemesi gelince gönül isterdiki ülkem insanı bu kargaşayı hiç yaşamasaydı.