Zulümle övünülür mü?

Yorum | Cemil Tokpınar

İzzet ve şerefine düşkün bir insan, masumlara haksızlık yapmakla iftihar eder mi?

En azılı düşmanların savaşta bile dokunmadığı kadınları, yaşlıları, hastaları ve çocukları hapse atmaktan memnun olur mu?

İnsanların ekmeğiyle oynamak şöyle dursun, bizzat işlerine son vermekten, eşini ve çocuklarını aç ve açıkta bırakmaktan lezzet alır mı?

Edep ve hayâ sahibi bir insan, yönettiği insanların ülkeyi terk etmesinden rahatsız olmaz mı?

Zulüm altında inleyen insanların intihar etmesinden huzur duyar mı?

Uzun lafın kısası, insan olan insan, yaptığı zulümle övünür mü?

Övünürmüş maalesef! Bu süreci bizzat yaşamasam inanamazdım. Tıpkı Yezid, Velid, Haccac gibi namazında, niyazında olan Müslümanların nasıl olup da müminlere zulmettiğini anlayamadığım gibi…

Ama şimdi anlıyorum. Meğer makam ve hakimiyet hırsı, dünya sevgisi ve şatafat hevesi, şan ve şöhret budalalığı insana neler yaptırıyormuş. Meğer dinini dünyaya satanları biz de görecekmişiz.

Adam sanki canilerden bahsediyor!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçen hafta devletin resmî ajansı olan AA’ya itiraflarda bulunmuş. Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik operasyonlar çerçevesinde 15 Temmuz 2016’dan bu yana 511 bin kişinin gözaltına alındığını, tutuklu sayısının ise 30 bin 821 olduğunu, kendi bakanlığından da 38 bin 578 personelin ihraç edildiğini bildirmiş.

Ola ki çevrenizle paylaştığınızda zulmü destekleyen safderunlar inanmazsa kaynağını vereyim. Haberi yazılı ve görüntülü olarak şu iki kaynaktan belgeleyebilirsiniz:


Dünya ve ahirette onları rezil edecek bu zulümleri övünerek anlatıyor ve belgesini de kaydediyorlar. Ama onları destekleyen akrabalarımıza bile anlattığımızda, “Yok canım öyle olur mu? Siz uyduruyorsunuz. Hiç 511 bin kişi gözaltına alınır mı?” diyebilirler. Biz de, “Buyurun belgesini” diyelim. İçlerinde insanlığını kaybetmemiş, vicdanları ölmemiş kimseler bulunabilir belki.

Adam sanki eli kanlı canileri yakalamış gibi anlatıyor. Haydi kontrollü ve kumpaslı darbeye doğrudan katılanları hukuk önünde adil bir şekilde yargılayın. Ama hiçbir şeyden haberi olmayan işçiden, memurdan, öğretmenden, öğrenciden, polisten, askerden, ev hanımından ne istiyorsunuz? Üstelik hasta, yaşlı, hamile, lohusa, çocuk demeden bütün masumlara zulmetmekten utanmıyor musunuz? Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Nasıl bu kadar canavarlaştınız?

Bakın 511 bin gözaltı ne anlama geliyor? Aileleriyle birlikte yaklaşık üç milyon kişi bu zulümden etkileniyor. Akrabalarını hesap edersek yaklaşık beş-on milyon insanı ağlatıyor, zor durumda bırakıyor, hayatı çekilmez hâle getiriyorsunuz.

Bu zulümlerden dolayı işsiz kalanlardan, dayanamayıp canına kıyanlardan, zulümden kaçarken vefat edenlerden, yok yere aylarca, yıllarca hapiste yatanlardan, üzüntüden ağır hastalıklara yakalanıp hayata veda edenlerden, meydana getirdiğiniz korku ve nefret ortamından siz sorumlusunuz.

Övünerek anlattığınız bu zulmün altında kalırsınız. Bu kadar büyük vebali taşıyamazsınız. Mazlumların ahları ve bedduaları sizi iflah etmez, yerin dibine batırır.

Belki de asıl hedef radikalleştirmek

Aslında beş yıldır masum insanlara zulüm yapanlar, Hizmet Hareketi mensuplarının terörle uzaktan yakından hiçbir ilişkisi olmadığını adları gibi biliyorlar. İlk maksatları, dünya çapındaki iyilik hareketini bitirmek veya gücünü ve tesirini azaltmak. Belki de asıl gaye ise, akıl, mantık, insaf ve hukuk dışı uygulamalarla cemaat mensuplarını radikalleştirmek.

Masum insanları radikalleştirmeye çalışmak, komplolar kurup onları menfi hareketler yapmaya mecbur etmek, sonra da devlete isyan ediyorlar suçlamasıyla en ağır tedbirler uygulamak küresel ve yerli derinlerin yüz yıldır bilinen yöntemidir. Nitekim Şeyh Said ve Menemen Hadiseleri böyle bir tezgahın ürünüdür.

Bu tezgahı Üstad Bediüzzaman Hazretleri ve talebelerine de uyguladılar. Akıl almaz baskı ve işkencelere tabi tuttular. Fakat müsbet hareketi esas tutan Bediüzzaman ve talebeleri bu oyuna gelmediler.

Üstad Hazretleri onların bu komplosunu Emirdağ Lahikası isimli eserindeki bir mektupta şöyle anlatır:

“Gizli düşmanlarımız hükûmetin ehemmiyetli ve birkaç vazifedarlarını elde edip beni tazyikatla, Menemen ve Şeyh Said hâdisesi gibi bir hâdise çıkarmak için bütün kuvvetiyle en hassas damarlarıma dokunduracak tarzda her desiseyi istimal ettiler. Gördüler ki Eski Said yok, yenisi ise her şeye tahammül ediyor, o plânı sair sû’-i kasdlere ezcümle zehir vermeye tebdil ettiler. Hıfz-ı İlahî onu da akîm bıraktı. Şimdi o münafıklar resmen hükûmetin nüfuzunu, benden halkları ürkütmek ve vazgeçirmek için burada dehşetli bir propaganda ile istimal ediyorlar. Fakat siz hiç telaş etmeyiniz. İnayet-i Rabbaniye devam eder. Gittikçe fütuhat-ı Nuriye tevessü’ ediyor.”

Yine aynı eserdeki bir başka mektupta ise, anarşilik hesabına çalışanların nasıl aldandıklarını şöyle anlatır Üstad:

“İşte sinek kanadını dağ gibi yaptıklarının bir emaresi şu ki; benim gibi gurbette, hasta, ihtiyar, zaîf, tek başına bulunan bir adam için, on gün zarfında beş defa Afyon Valisi ve Emniyet Müdürü ve iki defa Afyon Müddeiumumîsi benim için buraya gelmesi ve iki günde, her bir günde beş tayyare benim gezdiğim yerlerde beni nezaret altına alması ve beş polis hafiyesinin burada bana tarassud edenlere ilâve edilip, ahvalimi tecessüs etmek için gönderilmesi ve postahanelere, bana ait mektubların müsaderesi için resmen emir verilmesi gösteriyor ki, Şeyh Said ve Menemen hâdisesinin on misli bir hâdiseyi evhamla düşünmüşler. Habbeyi kubbe söylemişler ki, böyle bir vaziyet alıyorlar. Benim eski hayatımı zannedip, ihanetle hiddete gelecek tahmin etmişler. Bilakis aldandılar. Biz, bütün kuvvetimizle anarşiliğe bir sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’anî tesisine çalışıyoruz. Bize ilişenler, anarşilik ve belki komünistliğe zemin ihzar ediyorlar

“Evet eğer eski hayatım gibi, izzet-i ilmiyeyi muhafaza etmek için hiçbir hakareti kabul etmemek olsaydı ve vazife-i hakikiyesi, sırf âhiret ve ölümün i’dam-ı ebedîsinden müslümanları kurtarmak vazifesi olmasaydı ve bana ilişenler gibi sırf dünyaya ve menfî siyasete çalışmak olsaydı, on Menemen, on Şeyh Said Hâdisesi gibi bir hâdiseye, o anarşilik hesabına çalışanlar sebebiyet vereceklerdi.”

İsyan değil, hadise

Tezgahçı ve kumpasçı resmî görüş, Şeyh Said ve Menemen konusunda ısrarla “İSYAN” kelimesini kullanır. Üstad Hazretleri ise onların kurdukları planı ve yaptıkları tahriki bildiği için devamlı “HADİSE” kelimesini tercih eder.

Nitekim Hocaefendi de 24 Şubat 2019’da yayınlanan Bamteli sohbetinde Şeyh Said Olayını aynı şekilde değerlendiriyordu:

“Şeyh Said, bir şey yapmıyor. Bir düğünde, halk etrafında toplandığından dolayı, kalabalık… O günün serkârı kim ise şayet, “Onlar bir şey yapabilirler!” diye üzerlerine gidiyorlar. “Seni almak istiyoruz!” deyince, o seven insanlar da “Hayır, onu vermeyiz!” diye, orada bir yönüyle meşrû müdafaa gibi bir şey yapıyorlar. Ama mesele “devlete karşı gelme” gibi kabul ediliyor. Derdest ediliyor, öldürülüyor. Tabiî onunla yetinilmiyor, Diyarbakır’daki Şeyh Abdulkadir’e de kıyılıyor.”

Nasıl ki, Üstad Hazretleri ve Nur Talebeleri derinlerde yapılan tezgahlara alet olmuyor, menfî hareketi değil, müsbet hareketi tercih ediyorlar; belki yarım asırdır Hocaefendi ve Hizmet Hareketi mensupları da aynı yolu takip ederek, hiçbir tahrike kapılmayıp menfi harekete zerre kadar teşebbüs etmiyorlar.

Acaba bu yaptıkları zulmü, ülkedeki gerçek terör örgütleri, çevresi, yakınları ve destekleyicilerine yapsalardı, kan gövdeyi götürmez miydi?

Beş yıldır yaşanan bunca zulüm, baskı, tahrik, gasp karşısında bir kişi bile hissiyatına kapılıp kırıp dökmüyorsa, sürekli müsbet hareketi esas tutuyorsa bu hizmetin bir kerametidir. Böylece Hizmet Hareketi, Türkiye’de ve dünyada bu imtihanı başarıyla geçmiş, barış ve kardeşliğin sadece edebiyatını yapmayıp bizzat yaşadığını herkese göstermiştir.

1 YORUM

  1. BU KADAR İNSANIN hemde müslümanın zÜLÜM ÜzERİNDE BİR ARAYA GELMESİNİ ANLAYAMIYORUM….

    Tarafdarlık hissiyle müslümanlığı savunan herkesin mümin olduğunu sanırdım. Süreç bunun yanlış olduğunu hepimize gösterdi.
    Sonra beş yıldır süreci izliyorum, halada hizmet hareketine olan bu düşmanlığın kaynağını bulabilmiş değilim.
    Bakın hizmet hareketine niçin düşmanlar?
    -Ergenekonu ortaya çıkardığından
    -Faili meçhulların üzerine gittiğinden
    -İnsanları iyilik ve güzellik üzerınden bir araya getiren faalıyetlere sebep olduklarından
    -Dini radikallikten koruduğundan
    Evet bütün mesele bundan ibarettir.
    15 Temmuzu EĞER cemaat yaptıysa yani 250 insanın ölümününe sebep olduysa son 2-3 yılda gördükleri zülümlerden dolayı 100 katını YAPMAzLARMIYDI??
    Bu kravatlı barbarlar sürüsünün iftira ve şerlerinin ortaya çıkacağını umut ediyoruz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin