Zulmün gözü yaşlı ve sessiz şahitleri…

HABER-YORUM | VEYSEL AYHAN

Tenkil Müzesini gezerken…

Bazen bir fotoğraf, pek çok kitabın gücünün yetmeyeceği etkiyi oluşturabiliyor.

Bir resim pek çok anlatımdan fazla tesir edebiliyor.

Vietnam savaşını bitiren fotoğraf olarak kabul edilen vücudu ve elbiseleri yanık içinde, çığlıklar atarak kaçan Kim Phuc fotoğrafı.

Bir akbabanın adım adım saldırdığı açlıkla kıvranan siyahi çocuk fotoğrafı.

Bodrum sahillerine vuran Aylan bebek…

Müzelerin, fotoğrafların, hatıraların böyle bir etkisi var.

Yaşanan zulümleri, olayları unutulmaz kılıyor, zamana nakşediyor.

Ve bugün yapılan zulümlerin bir fotograftan öte şahitleri var artık.

15 Temmuz sonrası Türkiye maalesef böyle binlerce hatta on binlerce olaya sahne oldu. Binlerce olay binlerce eşya ile silinmez hale geldi. Vahşet taşa toprağa nakşoldu.

İnsanlık tarihi yüzyılları aştı. 21. Yüzyıla girdik ama “insan”ın bu vahşeti değişmedi. Hatta ilerledi.

Bebekleri zindana tıkacak bir vicdansızlığı asla hayal edemezdik. Gördük.

Hamile kadınlara ters kelepçe takacak, doğum yapmış kadını yatağa zincirleyecek bir soysuzluk düşünemezdik. Şahit olduk.

Hiçbir şeyden habersiz Harbiyeli öğrencilerin boğazını kesecek bir vampirlik aklımızın ucundan geçmezdi. Ürpererek seyrettik.

Anne babayı beraberce hapse atıp küçücük çocukları yetiştirme yurduna gönderecek bir alçaklar olabileceğini havsalamız almazdı.  Meğer fazlasıyla varmış.

Gördük, sarsıldık, yıkıldık.

Şeytan Hz. Adem’e secde etmedi. Ama şeytanlıkta kendisine rahmet okutacak bu insi şeytanı ve şeytanları görseydi eminim onlara secde ederdi. Bana nal toplattınız diye, papucumu dama attınız diye…

Türkiye’de yaşanan bu akıl almaz zülmü kayda geçirmek her vicdan sahibi insanın görevi. Tenkil Müzesi’nin amacı da bu. “Yaşanan zulümleri kayda geçirmek, târihe mâl etmek ve bu konuda duyarlık oluşturmak.”

Müze bu fonksiyon için tasarlanmış. Henüz başlangıç aşamasında. Buna rağmen yüzlerce eşya toplanmış. Eminim bir süre sonra herkes elindekini yollayacak ve müthiş bir görsel arşiv oluşacaktır.

Esma Uludağ’ın eşi Mehmet Ali Uludağ, o eşyaları Tenkil Müzesi’ne hediye etti.

Zulmü yüzlerce sayfa anlatsanız orada göreceğiniz 3 çocuğuyla Meriç’i geçerek, Yunanistan’da kalp krizi geçirip vefat eden Esma Uludağ’ın ve çocuklarının elbiselerini görmek kadar tesir etmeyecektir.

Gözaltında işkence ile öldürülen öğretmen Gökhan Açıkkolu’nun kırılan gözlüğü…

İşkence altında parçalanmış, yırtılmış kanlı tişörtler, ceketler…

Her bir satırı için içinizin kanayacağı çocuk mektupları, yırtılmış elbiseler.

Zindandaki çocuklar için zindandaki imkansızlıklarla yapılmış oyuncaklar…

Ve tüm zulümlere rağmen dimdik duran, Allah’a olan itimatlarında zerre miktar esnemeyen kahramanlar ve onların aziz hatırası.

İNSİBAĞ VEYA AURA

Menfi veya müsbet her amel eşyaya olumlu veya olumsuz bir insibağ verir.

Maneviyatın metafizik kokusu mazlumların yükseldikleri derece-i hayatlarından, onların en yakın şahidi olan elbiselerine ve eşyalarına sinmiş.

Allah’a yönelişin, dua ve teveccühün eşyaya sinmiş manevi insibağı, şehitliğin o ulvi atmosferi her vicdan sahibini saracaktır.

Tenkil müzesi her başlangıç gibi henüz amatör bir aşamada. Müze işinden anlayan, o eşyaların yıpranmadan korunmasını, taşınmasını sağlayacak, profesyonel ve uzman kişiler gerekiyor. Oradaki her bir eşya geleceğe saklanması gereken kudsi birer emanet. Üzerinde çalışıldığında Türkiye’de yaşananları dünyaya anlatmada emsalsiz bir imkân olacaktır.

Müze, hemen her ülkeye taşınmalı, parlamentolara götürülmeli, içerikler ve hikayeler tüm dillere çevrilmeli, kısa belgesellerle desteklenmeli.

Keşke Avrupa’da yaşayan ve Brüksel’e gelebilecek herkes gelse ve bir hafta sürecek bu ilk sunumu görse, desteklemek için zihnini yorsa…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin