Zandan kaçının!

YORUM | CEMİL TOKPINAR

Yıllar önce iş yerinde önemli bir sıkıntıdan kurtulmanın sevinciyle şükür namazı kılmıştım. Tam selam vermiştim ki, bir arkadaşım yanında tanımadığım bir kişi olduğu halde odama giriverdi. Ben seccadeyi toplarken o tanıştırmaya getirdiği arkadaşına heyecanlı bir şekilde, “Gördün mü” dedi. “Herkese namazı cemaatle kılmalarını söylüyor, ama kendisi odasında kılıyor.” Espri görünümlü bu suizanna karşı çok rahat bir şekilde cevap verdim: “İstediğini söyleyebilirsin, az sonra bütün tahminlerin yerle bir olacak. Çünkü öğle namazımı mescitte cemaatle kıldım, şimdiki kıldığım ise şükür namazıydı.”

Hep birlikte gülüştük. Sonuçta küçük bir suizandı ve ucuz atlatmıştık. Bir de insanın hayatını zindan eden suizanlar var.

Bir okuyucum telefon açmış, ağlayarak uğradığı bir iftirayı anlatmıştı. Bir gün kendi oturduğu katta asansöre binmiş, birkaç kat aşağıdan bir beyefendi asansöre girmiş ve zemin katta kabinden çıkarken kocasının kız kardeşi onları görmüştü. Hüsnüzan etmesi gerekirken üç günahı birden işlemişti: Önce suizan, sonra iftira ve kadının kocasına gördüklerini anlatmak.

Oysa Kur’an’da, “Müminler ancak kardeştirler” hükmünü barındıran ve belki de bunu vurgulamak için “Ey iman edenler!” hitabının oransal olarak en çok geçtiği Hucurat Suresinde, “suizan, kusur araştırma ve gıybeti” yasaklayan Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi gıybet etmesin. Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı? İşte bundan hemen tiksindiniz! Öyleyse Allah’ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun. Allah Tevvab’dır, tövbeleri çok kabul eder, Rahîmdir, merhamet ve ihsanı boldur.” (Hucurat: 12)

Mümine hüsnüzan etmek vaciptir

Zan, ihtimal ve tahmin üzere hüküm vermektir. Bunun için zanna dayalı hüküm ve bilgiler de, zannîdir, doğruluğu şüphelidir, kesin değildir. Eğer zannın sebebi, kişinin kendi nefsi ise, hata ve vebalin boyutu daha artmaktadır. Uhrevî sorumluluktan kurtulmak için çok zandan veya zannın çoğundan kaçınmak gerekir.

Zannın çoğunun günah olması, bazı zanların zararsız olduğunu gösterir. Söz gelişi, Allah’a ve müminlere hüsnü zanda bulunmak vaciptir. Ayette yasaklanan zan, mümine karşı suizan beslemektir ki, bu haramdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir hadislerinde şöyle buyurur:

“Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır.” (Buharî, Vasâyâ:8)

Bütün zanlar ve tahminler değil; ama kimi zanlar, gıybet hâlini alır. İmam Gazalî, bunu “kalp ile gıybet” şeklinde tanımlamış; “bir kimsenin ayıbını insanın kendi kendine söylemesini” bile reddetmiş; kalp ile gıybeti, “gözü ile kötü bir şeyi görmeden, kulağı ile duymadan, bir kimseye suizanda bulunmak” şeklinde tarif etmiştir. (Kimya-yı Saadet, s.388)

Kötü zan haramdır

Buna göre, kötü zan ve tahmin haramdır ve kalp ile yapılan bir gıybettir. Eğer bu kalp ile yapılan gıybet, bir başkasına anlatılırsa iki katlı bir günah söz konusu olmakta ve “Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun; eğer yoksa bir de iftirada bulundun.” (Ebu Davud, Edeb: 40) hadisine göre, daha büyük bir günaha sebep olunmaktadır. Bu durum, hem kalp ve dil ile günah işlenmiş hem de iftira edilmiş anlamına gelebilir.

Mümin bir kimse hakkında suizanda bulunmaktan şiddetle kaçınmak gerekir. Eğer aklımıza takılan bir şüphe, bir soru işareti varsa, ya iyiye yormalı veya kişinin kendisine sormalıyız.

Suizan etmenin nasıl bir haksızlık olduğunu gösteren ilginç bir örnek:

Bir mümin, aynı camide namaz kıldıkları bir kimse hakkında caminin imamına gıybette bulunur. “Hocam, falanca abdestsiz namaz kılıyor” der. İmam o kişinin ibadetlerinde hassas olduğunu bildiği için inanmaz. Adam ısrar eder. “Hocam lavaboya girdikten sonra abdest almadan camiye giriyor” iddiasında bulunur. Bunun üzerine imam uygun bir dille suizanna uğrayan kimseye durumu açınca şu rahatlatıcı cevapla karşılaşır: “Hocam, dizimde bir çıban çıktı. Bazen kanama yapıyor. Abdesti evde alıp, camiye girmeden önce acaba kanayıp abdestimi bozmuş mu, diye kontrol ediyorum.”

Suizanna sebep olmamak gerekir

Tabii, davranışlarımızın suizanna uğramaması için gayret etmek ve uygunsa açıklama yapmak gerekir.

Konuyla ilgili yaşadığı bir olayı Peygamber Efendimizin (s.a.v.) eşi Hz. Safiyye şöyle anlatır:

“Hz. Peygamber Ramazan ayında itikâfta iken akşam vakti yanına uğradım. Bir müddet konuştuk. Sonra geri dönmek üzere kalktım. Uğurlamak üzere de o kalktı. Kapıya kadar gelmişti ki Ensardan iki kişi oradan geçiyordu. Hz. Peygamber’i görünce hızlandılar. Rasulullah onlara ‘Biraz bekleyin yanımdaki eşim Safiyye’dir’ dedi.
Onlar: ‘Sübhânallah,’ dediler, ‘Bu da ne demek ey Allah’ın Resulu? (Sana su-i zanda mı bulunacağız?)’ Hz. Peygamber şöyle dedi: ‘Şeytan, damarlardaki kan gibi insanda dolaşır. Ben, onun kalplerinize bir kötülük atmasından korkarım.’” (Ebu Davud, Sünnet: 18)

Bu hadisten anlıyoruz ki, suizanna sebep olacak şeylerden kaçınmak, gerektiği yerde de açıklama yapmak gerekir.

Hangi şeyler suizanna sebep olur?

Bir mümine beslenen kıskançlık, kin, düşmanlık, tarafgirlik, rekabet duygusu suizanna sebep olabilir. Bu kötü duyguların hepsi de yasaklanmıştır. Çünkü “Mümin, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla, ıslahına çalışır.” (B. Said Nursî, Mektubat, 22. Mektub)

Müslüman’ın, diğer Müslüman kardeşi hakkındaki düşüncesinin ve özellikle hüsnü zannını ortaya koyması açısından şu hadis dikkat çekicidir:

“Ben Hz. Peygamberin Kâbe’yi tavaf ettiğini ve (tavaf esnasında) şöyle söylediğini gördüm:

“(Ey Kâbe!) Sen ne güzelsin ve senin kokun ne güzeldir. Senin azametine ve senin kutsallığının azametine hayranım. Muhammed’in canı (kudret) elinde olan Allah’a yemin ederim ki, müminin hürmeti Allah katında senin hürmetinden şüphesiz daha büyüktür. Müminin malı, kanı ve hakkında hüsnüzanda bulunma kutsallığı (seninkinden üstündür).” (Buhari, Edeb: 57)

Bu hadis-i şerifte Hz Peygamber (s.a.v.), bir Müslüman hakkında hüsnüzanda bulunmayı, onun can ve malının önemiyle birlikte anmaktadır. Çünkü bir insanın iyi veya kötü olarak bilinmesi, özellikle onun şeref ve haysiyetini ilgilendirmekte olup, yerine göre en az mal ve can kadar önem arz etmektedir. Suizan ise, tüm huzursuzluk ve düşmanlıkların kaynağı olan dedikodu, gıybet, iftira, fitne-fesada sebep teşkil ettiğinden dinen yasaklanmıştır.

Suizan etmenin sebeplerinden birisi de, insanın kendisini beğenmesi, başka kimseleri kendinden aşağı görmesidir. Bediüzzaman bu konuda şöyle bir çözüm gösterir:

“İnsan hüsnü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan suizan sâikasıyla başkalara teşmil etmesin. Ve başkaların bazı harekâtını, hikmetini bilmediğinden takbih etmesin (çirkin görmesin). Binaenaleyh, eslâf-ı izâmın (geçmiş büyüklerin) hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek suizandır. Suizan ise, maddî ve mânevî içtimaiyatı zedeler.” (B. Said Nursî, Mesnevi-i Nuriye)

Demek ki, herkesi kendisinden üstün gören bir kimse müminlere suizan etmez, sürekli hüsnü zanda bulunur.

Hüsnü zan hakkındaki şu iki örnek de meseleyi açıklayıcı niteliktedir:

“Merhum Hâdimî, İmam Birgivî Hazretleri’nin Tarikat-ı Muhammediye’sine yazmış olduğu şerhte şöyle bir ölçü vermektedir: Bir mü’min, başka bir mü’mini zina ederken görse, birkaç defa gözlerini silmeli, ‘Acaba yanlış mı görüyorum?’ demelidir. Daha sonra emin olduğu zaman da ‘Fesübhanallah! Bir mü’min bunu yapmaz. Bu şahıs iyi bir insandı ama nasıl oldu da böyle bir şeye düştü. Allah’ım! Sen onu affeyle!’ demeli ve kimseye söylemeden oradan çekip gitmelidir.

“Nuayman, Bedir’de bulunduğu rivayet edilen zevattandır. O, içki yasak edilmiş olmasına rağmen koruk gibi meyve ve usarelerden içmeye devam ediyordu. Pek çok defa sarhoş olarak yakalandı; bir keresinde de Huzur-u Risaletpenâhî’ye getirilerek te’dip edildi. Yine böyle bir durumdan dolayı o, Efendimiz’in huzurundaydı. Orada bulunanlardan birisi Nuayman’ı kastederek: ‘Allah cezanı versin. Sen ne kötü adamsın. Bu kaçıncı oldu, böyle huzura geliyorsun!’ türünden sözler sarf ediyordu. Bunu duyan Allah Resûlü, ‘Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın. Allah’a yemin ederim o, Allah ve Resûlü’nü sever.’ buyurdu. İşte Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir mü’min hakkındaki ölçüsü buydu.” (M. Fethullah Gülen, Kendi İklimimiz)

Acaba çevremizde, bilhassa yakın arkadaşlarımızda gördüğümüz olumsuzluklara karşı hemen suizanna mı koşuyoruz yoksa hüsnüzan ve şefkatle davranıp dua ederek ıslahına mı çalışıyoruz?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin