Yolda çevirme var

YORUM | HAKAN ZAFER

Dini düşüncenin oluşumuna dair klasik teorilerin öne sürdüğü bir “ihtiyaç” güdüsü var; Etrafı güç yetiremedikleriyle kuşatılmış insanın, daha güçlüyü zihninde oluşturup(!) ona sığınması. Güç yetmezliğinden hareket edecek olursak, ihtiyaç bittiğinde inancın kaybolması veya etkisizleşmesi söz konusu olur. İşin ilginci ”acziyet” kavramı, kulluğun da dayandığı temeldir. Ancak, özelde İslam, kendini zavallı hissedenlerin zihnî ürünü olamayacağı gibi, acziyet de çevre faktörlere göre değil, bizzat yaratıcıya kıyasladır. Devam ettirdiğimizde, ne kadar güçlü olursa olsun, hiç acze düşmemiş bir insandan bahsedemeyiz. Bu açıdan din, fakir uyuşturan bir toz değildir ama illa uyuşturacağım derseniz, yozlaştırılmış dini söylem gibisi de zor bulunur. Hem sadece fakiri değil, zengini de uyuşturur. Tozun bir de yan etkisi var; Uyuşukluk alışkanlık yapınca, kişinin kendini her uyuşturanı dinî zannederek, dinden olmayanları “ne de olsa uyuşturuyor” diye diye din hanesine saydırması. Maalesef bu esna, dinin gurbetidir.

İhtiyaç durumu ile bilgi arasında yakın bir bağ var.

İslam inancında bilginin kaynağı, Allah’tır. Üstelik kendini redde bahane olarak kullansa bile insana bilgi yolunu tıkamaz. İhtiyaç teorilerinde iddia edildiği gibi, insan, evvelce onu tanrı arayışına iten ihtiyaçlarını, edindiği bilgi ve teknik marifetiyle kendi eliyle körlediğini düşünmeye ve daha az ihtiyacının kaldığı bir varlığa hayatında yer vermemeye ya da en hafif şekliyle ilgi duymadan yok saymaya başlamış olsa bile.

Ben, “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?” diyen Furkan Suresinin son ayetini böyle anlıyorum. Varlığı anlamlı kılan, onun var edene olan ihtiyacını bilmektir.

*****

Terör olaylarının yükselişe geçtiği yıllarda yolcunuz var ve özel aracıyla yola gidecekse dikkatli olması için şöyle bir uyarıda bulunulurdu; “Yola bak, karşı şeritten gelen varsa devam et, uzun süre gelen olmaz, yol boş kalırsa hemen geri dön, eşkıya ileride yolu kesmiş olabilir.”

Hakikat, yolu en çok kesilen şehirdir. Peşine düşüp yoluna giden de benzer dikkatle ilerlerse, hakikat üstünde eşkıyalık yapanlardan kurtulabilir.

Bu arayış erbabı için en önemli potansiyel, kabul etmemedir. Bizi diğer varlıklardan ayrı tutan da bu potansiyeldir. Gün gelir yollar tıkanırsa ince çizgi, gerçek uğruna verilen emektir. Bu emek, çoğu zaman yalanı hakikat yerine koymayı reddetmektir.

Yolun neresinde ne bulunduğu değil, arayışın kendisidir esas olan. Hakikatin vaadi, sadece sonda değil, aynı zamanda esnada buldurmaktır. Hem, gerçeğin peşini bırakmamanın ve yolunda bulduklarının gereğini yerine getirmenin en önemli nedeni, bilginin ilk kaynağına olan saygıdır. Bu saygının rağmına kimin hatırı olursa olsun, kişiyi hakikate küstürüp, yolunda bulduğu emarelerden vazgeçirmemelidir.

Hz. Peygamber’in (sav) çok sevdiğim bir duası var; “Allah’ım bana eşyanın hakikatini göster”. Bulduran, hakikatin önüne gerilen sahte perdeler ve peşine düşeni yoldan döndürene rağmen bu isteği yitirmemektir ama bu istek başlı başına bir bulmadır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin