Yakup Cemil’den İsmail Hakkı Tekçe’ye komitacılar

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren görülen siyasi cinayetlerin en önemli özelliklerinden birisi üzerlerinin karartılarak birer “faili meçhul” olarak kalmalarıdır.

Son olarak Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir helikopter kazasına kurban gitmesinde ve Diyarbakır’daki Tahir Elçi cinayetinde görüldüğü gibi günümüzde de aynı durum devam etmektedir.

Siyasi iktidarlar için “tehlikeli” görünen kişileri ortadan kaldırmayı amaçlayan siyasi cinayetlerin Osmanlı’dan devralındığı söylenilebilir. Özellikle Osmanlı’nın son döneminde komitacılarla örtüşen cinayetler cumhuriyete de intikal etmiş ve belki de bir geleneğe dönüşerek “devletin bekası için illegal yollara sapmayı ve adam öldürmeyi” vazife bilen anlayışla varlığını sürdürmüştür.

KOMİTACILAR

Komitacılık, siyasi iktidarların legal yolla çözemedikleri konuları illegal eylemlerle çözmek amacıyla yapılan faaliyetler; komitacılar da bu faaliyetleri yapan kişiler olarak tanımlanmıştır. Bu tanım zihinlerde “derin devlet” çağrışımı yaptırmaktadır.

Türk siyasal hayatında 20. Yüzyıl başlarına dayanan “komitacılık” Balkanlar’da Bulgar milliyetçilerinin Makedonya’yı elde etmek için örgütlenerek her yöntemi “meşru gören” faaliyetlere başlamalarıyla ortaya çıktı.

Bulgarları Makedon, Sırp ve Yunanlılar takip etti. Bulgar komitacıları Sofya merkezli olarak faaliyet gösteriyor, halk bu hareketlere destek vermeye zorlanıyordu. Böylece “Makedonya Makedonyalılarındır” ilkesi doğrultusunda bu hareket yaygınlaştı. Amaç Makedonya’nın önce özerk olması sonra da bağımsızlığa kavuşmasıydı.

Komitacıların en çok başvurdukları eylemler karışıklık çıkarmak ve suikastlar düzenlemekti. Her şeyi göze alan komitacılar “Ya İstiklal! Ya Ölüm!” sözünü slogan olarak benimsemişlerdi.

Osmanlı subayları ise bu faaliyetlere aynı yolla yani “komitalar” kurarak cevap verdiler.

Bu yapı “İttihat ve Terakki” ile bütünleşti ve İttihat ve Terakki her zaman “komite”, İttihatçılar da “komitacı” olarak adlandırıldı.

YAKUP CEMİL

Komitalar İttihat ve Terakki ile birlikte bir üst kimlik elde etseler de “Cemiyet-i Hafiye”, “Fedai-i Zabitan” ya da “Komitacılar” olarak adlandırılmışlar ve birçok faili meçhule karışmışlardır. İçlerinde sadece askerler değil sivillerin de yer aldığı komitalar İttihat ve Terakki iktidarında “Teşkilat-ı Mahsusa” içinde faaliyetlerine devam ettiler.

“Devlet içinde devlet olmakla” itham edilen komitacıların efsanevi ismi Yakup Cemil olsa da Deli Halit Paşa, Kuşçubaşı Eşref gibi isimler de öne çıkmıştır. Cumhuriyet devrinin öne çıkan komitacısı ise İsmail Hakkı (Tekçe) olmuştur.

Yakup Cemil İttihatçıların “tetikçisi” olarak görülmüş ve orduda bile korku salmış birisidir. Nitekim görüldüğü yerde “savulun Yakup Cemil geliyor” denilip herkesin sağa sola kaçıştığı rivayet edilmektedir.

Yakup Cemil İttihatçıların Makedonya’daki çetecilik faaliyetlerine iştirak etmiş ve Meşrutiyetin ilanı sonrasında İstanbul’a gelmişti. İttihat ve Terakki devrinde işlenen siyasi cinayetlerde hep onun adı öne çıktı. Örneğin muhalif gazeteci Ahmet Samim Bey’in öldürülmesinde cinayetin Yakup Cemil tarzı olduğu söylendi. Babıali Baskını’nda Harbiye Nazırı Nazım Paşa onun silahından çıkan kurşunlarla can verdi. Bu olayla şöhreti iyice artsa da bir taraftan da iyice başına buyruk oldu.

Bir türlü durdurulamayan Yakup Cemil Kafkas Cephesi’nde yaşanan her yenilgiden sonra yanındaki yardımcılarından birisini öldürüyordu. Bir keresinde on altı eri öldürünce bu cepheden sürüldü ve Teşkilat-ı Mahsusa’daki görevlerine son verilerek geri hizmetlere verildi.

İyice çığırından çıkan Yakup Cemil İstanbul’a çağrıldı. Aslında bu Yakup Cemil’in sonunun geldiğini gösteriyordu. Yakup Cemil Enver Paşa’dan beklediği ilgiyi göremeyince Paşa’yı tehdit edecek kadar ileri gitti.

Yakup Cemil’in gözden düşmesinin önemli bir nedeni olarak Atatürk’ün Falih Rıfkı Atay’a anlattığı bir hadiseden bahsedilir. Hikmet Bayur da “Atatürk’ün Hayatı ve Eseri” adlı kitabında “Komutanlar Komplosu” başlığıyla bu hadiseye yer vermiştir.

Buna göre Yakup Cemil bir darbe yaparak Enver Paşa’yı devirmek ve M. Kemal Paşa’yı Sadrazam yapmak istemişti. Ancak darbe planı haber alınınca tutuklanarak bugün İstanbul Üniversitesi’nin merkez binası olan Bekirağa Bölüğü’ne konuldu.

Hakkında idam kararı verildi ve kurşuna dizildi. Efsaneler ölümünden sonra da devam etmiş, rivayete göre Yakup Cemil’in yere akan kanları “İttihat  Terakki” yazmıştı.

İSMAİL HAKKI (TEKÇE)

Komitacıların en meşhurlarından birisi Yakup Cemil olsa da Çerkez Ethem ve kardeşleri, Kuşçubaşı Eşref ve kardeşi Hacı Sami, Sapancalı Hakkı, Topçu İhsan, Süleyman Askeri, Deli Halit Paşa ve İsmail Hakkı (Tekçe) de önemli isimlerdir.

M. Kemal’in de yolu daha çok Halit Paşa ile kesişmiş ve Paşa Ankara’ya geldiğinde Kazım Karabekir’den Halit Paşa’yı talep etmişti. Halit Paşa bulunduğu yerden ayrılamadığından yerine İsmail Hakkı’yı göndermiştir. İsmail Hakkı Tekçe de Atatürk’ün ölümüne kadar yanından ayrılmamış ve “en sadık adam” olarak hizmet etmiştir.

M. Kemal Paşa’yı koruyacak Muhafız Alayı’nı kuran Tekçe, Vehbi Koç’un ifadesiyle “binbaşı” olduğu halde general kadar otoritesi olan ve Yakup Cemil gibi etrafındaki kişilerin korktuğu bir subaydı. Tekçe’nin ismi birçok olaya karışmışsa da suçlamalardan kurtulmayı başarmıştır.

Tekçe Ankara’ya geldikten sonra kendisine verilen Milli Mücadele muhalifi gazeteci Ali Kemal’i “susturma” görevini yerine getirmek için İstanbul’a gitmişse de başarılı olamamıştı. Nitekim Ali Kemal Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra Ankara’ya götürülürken İzmit’te Nurettin Paşa’nın bir tertibiyle yargılanmadan linç edilecektir.

“Komitacıların” önemli yönlerinden birisi de kendilerine diğer komitacıları susturma görevi verildiğinde gözlerini kırpmadan bu emri yerine getirmeleridir.

İttihatçıların meşhur komitacılarından Yahya Kaptan Milli Mücadele’de Mustafa Kemal Paşa yerine Enver Paşa tarafında yer almış ve bu nedenle Ankara’nın hedefi olmuştu. Özellikle Enver Paşa’nın Anadolu’ya geçme planlarına yardımcı olacağı anlaşılınca Trabzon’da Soğuksu’ya yaptığı seyahatte bir suikasta kurban gitmişti.

Cinayet sonrasında polisin yaptığı soruşturmalarda sonuç alınamayınca bir TBMM heyeti olayı araştırmak için Trabzon’a gelerek incelemeler yaptı. Şüpheler Giresunlu Topal Osman Ağa üzerinde yoğunlaştı. Ancak Atatürk’ün muhafızı Tekçe, cinayetten elli beş yıl sonra yayınlanan anılarında Yahya Kaptan’ı kendisinin öldürdüğünü yazmıştır. Yahya Kaptan’ın öldürülmesiyle eski İttihatçılara Enver Paşa’yı desteklemenin faturasının ne olacağının hatırlatıldığı anlaşılmaktadır.

İsmail Hakkı Tekçe’nin adının karıştığı bir başka olay da Topal Osman’ın öldürülmesi hadisesidir.

Bu süreç M. Kemal Paşa’nın başında bulunduğu Birinci Grup’a muhalif Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’in öldürülmesiyle ortaya çıktı. Ali Şükrü Bey TBMM’de aktif bir muhalif olarak öne çıkmış bir isimdi.

Ali Şükrü Bey cinayeti muhaliflerin susturulmasında bir dönüm noktası olmuştur. Bu cinayetle bütün muhalefete çok önemli bir mesaj verilmiş, örneğin M. Akif’in 1936’ya kadar devam edecek Mısır sürgününde bu olayın önemli bir rolü olmuştur.

Lozan Konferansı’nın devam ettiği sırada ve TBMM seçimlerinin yenilenmesinin gündemde olduğu bir dönemde Ali Şükrü Bey aniden ortadan kaybolmuş ve cesedi günler sonra bulunarak cinayetin Topal Osman tarafından işlendiği iddia edilmişti. Muhalifler olayı İttihatçıların İkinci Meşrutiyet dönemindeki faili meçhul cinayetlerine benzetmekte ve bu durum siyasi ortamı iyice gerginleştirmekteydi.

Ali Şükrü Bey’in cesedinin Topal Osman’ın evinin 500 metre yakınında bulunmasıyla tek şüpheli Topal Osman olmuş ve M. Kemal Paşa da İsmail Hakkı Tekçe’ye Topal Osman’ın “ölü veya diri” ele geçirilmesini emretmişti. Topal Osman bunu duyunca M. Kemal Paşa’nın kaldığı köşkü basmış ve üst katı kurşuna tutmuştu.

Bu esnada M. Kemal Paşa ve eşi Latife Hanım köşkte değillerdi. İsmail Hakkı ise adamlarıyla birlikte harekete geçerek Topal Osman ve on iki adamını öldürmüştür. Böylece kamuoyuna Ali Şükrü cinayetinin şüphelisi Topal Osman’ın ortadan kaldırıldığı mesajı verilmiştir.

Fakat Ali Şükrü Bey cinayetiyle ilgili şüpheler ortadan kalkmadı. Topal Osman’ın yakalanması yerine susturulmasının tercih edilmesi, failin başka biri olduğunu gündeme getirdi. Bir süre sonra da asıl failin İsmail Hakkı Tekçe olduğu iddiası ortaya atıldı. Ama Tekçe sağlığında bu cinayetten de yargı önüne çıkmadı.

EFSANE İSİMLER

“Komitacı” İsmail Hakkı Tekçe’nin ismi sonraki yıllarda unutulsa da Yakup Cemil bir efsane olarak varlığını devam ettirdi. Bazı siyasiler başları sıkıştığında veya muhalifleriyle başları derde girdiğinde “Ah Yakup Cemil sağ olsaydı” demeye devam ettiler.

İttihatçılar “devleti yıkılmaktan kurtarmak için” komitacılara ihtiyaç duymuşlardı. Cumhuriyet idaresi de yeni rejimi kurarken ve devrimleri yaparken aynı komitacılardan yararlandı. Ancak her iki dönemin faturası, günümüze birçok faili meçhul olay bırakmak oldu.

Sonraki dönemlerde de “devlet” beka sorunu hissettiğinde aynı yöntemlere başvurmaktan çekinmedi. Kamuoyu günümüze kadar faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmamasına çoktan alıştığı gibi çoğu zaman tetikçiler “devlet için kurşun sıkan kahramanlar” olarak lanse edildiler. Nitekim Osmanlı Arşivleri’ndeki bir belgeye göre Yakup Cemil’in vefatından sonra eşleri ve çocuklarına Osmanlı Hükümeti tarafından maaş bağlandı.

Günümüzde de çeşitli isimler ve paramiliter yapılar şeklinde ortaya çıkıp etrafa tehdit yağdıranları da komitacı geleneğin bir devamı olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Nitekim zaman zaman ortaya çıkıp muhalifleri tehdit eder tarzda konuşabilmeleri, bu cesaretlerinin arkasındaki gücü de açıkça göstermektedir.

Kaynakça: C. Koçak, “Ey Tarihçi Belgen Kadar Konuş”, Tarih ve Toplum, S. 243; A. Hür, “Teşkilatın Tetikçisi: Yakup Cemil”, Radikal, 14.6.2015; H. Bayur, Atatürk Hayatı ve Eseri, ATAM, Ankara, 1990; İ. Akbal, “Komitacı Faaliyetlerin Son Temsilcisi İsmail Hakkı Tekçe ve Faaliyetleri”, CTAD, S. 13, 2011.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin