Sıra Varlık Vergisi’nde mi?

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Bugün Türkiye savaş ortamında olmamasına rağmen ekonomik şartların ağırlığı yüzünden Hükümetin serbest piyasaya müdahale ettiği bir dönemden geçiyor. Hükümet çözüm olarak daha önce İttihat ve Terakki ve CHP’nin başvurduğu yöntemleri takip edince bu teşebbüsler günlük hayata karaborsa göstergesi olan “sınırlı satış ve kuyruklar” şeklinde yansıyor.

Hükümetin tanzim satış mağazaları uygulamasından sonra geçmiş dönemlerdeki hangi yöntemlere başvuracağını tahmin edemiyoruz.

Ancak İnönü devrinde geçen yazımızda (http://www.tr724.com/ekmek-neden-karneye-baglandi/) söz ettiğimiz “Milli Korunma Kanunu” uygulamaları çözüm olmamış ve tek parti iktidarı “Varlık Vergisi” adıyla bir vergi uygulamasına başvurmuş ve böylece “servetin el değiştirmesiyle yeni zenginlerin türediği” bir dönem yaşanmıştı.

TETİKÇİ BASIN

İkinci Dünya Savaşı’nın başında başbakanlık koltuğunda Refik Saydam oturmaktaydı. Saydam Hükümeti savaşla birlikte halkın temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan aciz kalınca Milli Korunma Kanunu’nu çıkararak hükümeti ekonominin tek patronu yaptı. Bu da çözüm olmayınca ekmek başta olmak üzere birçok tüketim maddesi karneye bağlandı.

Saydam’ın ani ölümünden sonra 1942 yılında başbakan olan Şükrü Saraçoğlu da çözüm olarak Varlık Vergisi’ni çıkardı.

Vergi kanunlaşmadan birkaç ay önce dönemin basınında zenginler ve özellikle azınlıklar hedef gösterildi. Başbakan önceden gazete sahipleri ve başyazarları davet ederek desteklerini istediğinden basında karaborsanın nedeninin sermayeyi elinde bulunduran azınlıklar olduğu propagandası geniş yer buldu ve azınlıkların “ hırsız ve vurguncu” olduklarına dair birçok haber yayınlandı.

Köşe yazarları da bu kişilerin mallarına el konulmasının şart olduğuna dair yazılar kaleme aldılar. O dönemde hem milletvekili olup hem de gazetelerde yazan Falih Rıfkı Atay, Necmettin Sadak ve Yunus Nadi gibi yazarlar “yandaş gazeteciliğin” gereğini yaparak Varlık Vergisi için kamuoyu oluşturdular.

VARLIK VERGİSİ

Başbakan olarak Meclisteki ilk konuşmasında “Arkadaşlar biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız… Biz ne sarayın, ne sermayenin, ne de sınıfların saltanatını istiyoruz. İstediğimiz sadece Türk milletinin hâkimiyetidir” diyen Saraçoğlu izleyeceği politikanın işaretlerini de vermişti.

Kanunun hazırlıklarını haber alan azınlık temsilcileri Saraçoğlu’nu ziyaret ederek toplanması tahmin edilen miktarı kendi aralarında toplayıp vermeyi teklif ettiler. Ancak Başbakan “Türkiye’nin modern bir devlet olduğunu” söyleyerek bunu reddetti.

1942 Kasım’ında kanunun hazırlıkları tamamlandı ve CHP grubuna getirildi. Saraçoğlu gruptaki konuşmasında “Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz” diyerek amacı açıkça ifade etti.

Varlık Vergisi Kanunu 11 Kasım 1942’de çok az bir tartışmadan sonra oybirliğiyle kabul edildi. Oylamaya 76 milletvekili katılmamış, olumlu oy kullananlar arasında Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Nihat Anılmış Paşalar da yer almıştı.

Kanunun amaçları enflasyonu düşürmek için piyasadan para çekilmesi, savaş süresince çok para kazananlardan peşin vergi alınması ve bütçe açığının azaltılması olarak açıklanmıştı.

HEDEF KİMLERDİ?

Kanuna göre Varlık Vergisi; servet ve kazançlar üzerinden bir defaya mahsus alınacak, verginin miktarı komisyonlarca belirlenecekti. Mükellefler ilan tarihinden sonraki on beş gün içinde vergiyi peşin olarak ödeyeceklerdi.

Kanunun en çok eleştirilen maddelerinden birisi de mükelleflerin itiraz amacıyla adli veya idari dava açamamalarıydı. Hükümete göre servet sahipleri vergiyi ödeyebilmek için ellerinde ne varsa satmak zorunda kalacağından karaborsadaki mallar piyasaya sürülecekti. İlginç hükümlerden birisi de verginin sadece mükellefin servetinden ibaret kalmayıp bütün ailenin mal varlığını kapsamasıydı.

Uygulama Ankara’da Maliye Bakanı Fuat Ağralı başkanlığında bir komisyon tarafından yapılırken en zengin mükelleflerin bulunduğu İstanbul’da Vali Lütfi Kırdar, CHP parti müfettişi Suat Hayri Ürgüplü ve İstanbul Defterdarı Faik Ökte’nin dâhil olduğu bir komisyonca yapıldı.

Bu komisyonda İttihatçı “İaşe Nazırı” Kara Kemal’in üç adamı da yer aldı.  Miktarların belirlenmesinde dönemin istihbarat teşkilatı olan Milli Emniyet ve CHP parti teşkilatı etkili oldu.

Sürecin en önemli tanığı olan Faik Ökte DP’nin iktidara gelmesiyle bu döneme ait tanıklığını “Varlık Vergisi Faciası” adlı hatıratında bütün ayrıntılarıyla anlattı.

Kanun metninde “etnik” bir ayrım yer almamasına karşılık uygulama farklı olmuştu. Ökte’nin anlatımlarından miktarlar belirlenirken mükelleflerden Müslümanların (M), içinde Levantenlerin de yer aldığı Ecnebilerin (E), Gayrimüslimlerin (G) ve Dönmelerin yani Sabataycıların da (D) olarak kodlandığı anlaşılmaktadır.

Vergi miktarları incelendiğinde en az vergi oranının Müslümanlar ve Ecnebilere daha sonra Dönmelere uygulandığı, Gayrimüslimlere yani Musevi, Ermeni ve Rumlara ise çok daha yüksek oranların tatbik edildiği görülmektedir.

Vergilerin ilanı araya giren tatiller nedeniyle uzadığından tahsilatlar 1943 Ocak ayına sarktı. Listeler incelendiğinde objektif kriterler olmadığından aynı zenginliğe sahip olan veya aynı mesleği yapan kişilerin birbirinden farklı miktarlarda vergilere muhatap oldular.

Detaylı bir çalışma yapılmadığından ve kayıtların yetersizliğinden bazı Müslüman adı taşıyan Gayrimüslimler (M) grubunda değerlendirilirken bazı Müslüman kişilere de (G) grubuna göre vergi hesaplanmış, Müslüman adı taşıyan Dönmelerin vergi miktarlarının belirlenmesinde de problemler yaşanmıştı.

YOLSUZLUK İDDİALARI  

Mükellefler verginin belirlenmesinden sonra Hükümetin bu uygulamadan vazgeçeceği düşüncesiyle küçük bir miktar yatırarak bir süre beklemeyi tercih ettilerse de kararlı tutum karşısında geri kalan miktarları da ödediler.

Sürgün cezasının da etkisiyle belirlenen miktarın % 68,6’sı tahsil edildi. Verginin % 52’si Gayrimüslimler tarafından ödenmiş, Müslümanların ödediği miktar % 29’da kalmıştı.

Birçok mükellef de siyasi yakınlıklarını kullanarak vergilerini azaltmaya çalıştı. Örneğin Vali Lütfi Kırdar terzisi İzzet Ünver’in vergisini azaltmış, CHP adına Varlık Vergisi’ni takip eden Suat Hayri Ürgüplü sınıf arkadaşı Prens Sait Halim’in vergisinin indirilmesinde aracılık yapmıştı.

Yine dönemin Maliye Bakanı Fuat Ağralı da “bazı dostlarının” vergilerine doğrudan müdahale etmiş, Vali Kırdar meslektaşı doktorların az vergi ödemelerinde aracı olmuştu.

Bazen “şahsi düşmanlıklar” devreye girmiş, örneğin Maliye Müfettişi Ferit Melen Trabzon’da kızgın olduğu bir firma sahibini vergi kapsamına aldırmış, yine Bakan Ağralı bir mükellefin vergisini artırmıştır. Aynı usulsüzlükler çalışma cezalarında da yaşanacak, bazı mükellefler vergiyi ödemedikleri halde “hatırlı kişiler sayesinde” Aşkale’ye gönderilmeyecektir.

Gayrimüslimler nakit vergileri ödemekte zorlandıklarından servetlerinin önemli bir kısmını, şirketlerini ve ortaklıklarını kaybettiler. Yapılan ayrıntılı çalışmalarda (G) listesinde yer alan şirket ve ortaklıkların genellikle (M) ve (E) listesindekilere yani Müslüman ve Ecnebilere geçtiği görülmektedir.

Verginin tahsili sırasında han, işyeri ve evlerle evlerdeki eşyalar hızla elden çıkarılmıştır. Dönemin tanıklarına göre Anadolu’daki zenginlerin bir kısmı İstanbul’a gelerek bu gayrimenkulleri yok pahasına satın almışlardır. Yine en önemli alıcıların belediye, vakıflar ve KİT’ler olması bir “devletleştirme” sürecini de akla getirmektedir.

AŞKALE SÜRGÜNÜ

Vergilerini ödeyemeyen mükelleflerin cezalandırılması süreci de hemen başladı. Bu kişiler borçlarını bedenen çalışarak ödemeleri için Aşkale’ye sürgün edildiler. 1943 Ocak ayı sonunda 32 kişilik ilk kafile Aşkale’ye hareket etti. Bazı tanıklar sayının beş altı bine kadar çıktığını belirtse de sayının bu kadar olmadığı ve bu sürgünlerden 21’inin borçlu olarak Aşkale’de hayatını kaybettiği anlaşılmaktadır.

Dönemin tek parti iktidarı borcunu ödemeyen erkekleri taş kırma ve yol yapımında istihdam ederken kadın mükellefleri de temizlik işlerinde çalıştırmıştır.

Sürgün cezası Müslümanlara uygulanmamış, sadece Gayrimüslimler sürgüne gönderilmişlerdi. Verginin tamamen kaldırılması ise 1944 Mart ayında gerçekleşmiştir.

DIŞ BASKILAR

Ecnebilere konulan vergiler İngiltere, Almanya ve ABD’nin tepkilerine neden oldu. Bu devletlerin müdahaleleriyle Alman ve İngiliz vatandaşlarının vergileri azaltıldı. SSCB vatandaşlarından sadece kendi rızalarıyla ödedikleri miktar tahsil edilirken ABD vatandaşlarından hiç vergi alınmadı.

Vergiden ve sürgünden vazgeçilmesi ise Batılı devletlerin baskısıyla gerçekleşti. Olan yine Türk vatandaşlarına olmuş, yabancı sermaye sahipleri konumlarını devam ettirmeyi başarmışlardı.

Varlık Vergisi’yle ilgili yolsuzluk iddiaları DP döneminde Seyhan milletvekili Sinan Tekelioğlu tarafından gündeme getirilerek özellikle siyasilerin müdahaleleri için soru önergeleri verildi. Hatta alınan vergilerin sahiplerine iade edileceğine dair haberler bile çıktı. Ancak yolsuzluklarla ilgili somut bir adım atılmadığı gibi vergiler de iade edilmedi.

KİMLER ZENGİN OLDU?

O dönemde “harp zengini” denildiğinde ilk akla gelenler iktidar partisine yakın kişiler olsa da Varlık Vergisi sürecinde kimlerin zengin olduğuna dair ayrıntılı çalışmalar yapılması gerekiyor. Bu süreçte yaşananlar Gayrimüslimlerin önemli bir kısmının Türkiye’yi terk etmelerine ve geri kalanların da büyük yatırımlara girmemelerine neden olmuştur.

Bugün de Türkiye’deki sermaye sahiplerinin kendilerini güvende hissettiklerini söylemek mümkün değil. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra KHK’larla yüzlerce şirkete ve vakfa el konulması sermaye sahiplerini korkuttu ve onları yurt dışında arayışlara itti.

Ekonomideki kötü gidişi durdurmak için olağanüstü yöntemler uygulayan günümüz iktidarının da “Varlık Vergisi” benzeri bir kanunla sermayeye el koymasının önünde hiçbir engel olmadığı da çok açıktır.

Kaynakça: A. Aktar, “Varlık Vergisi ve İstanbul”, Toplum ve Bilim, 1996, S. 71; O. Yalçın, “Varlık Vergisi Kanunu ve Uygulaması”, AVİD; 2012, S. 1; N. Coşar, “Varlık Vergisinde Yolsuzluk Söylentileri”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, S. 58; F. Ökte, Varlık Vergisi Faciası, İstanbul, 1951; R. Akar, Aşkale Yolcuları, İstanbul, 2000.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin