Sergüzeşt-i fezâ-yı ıtlak!

“İki şey sonsuzdur: İnsanın aptallığı ve evren.

Ama evren konusunda pek emin değilim!”

Einstein

Haber-Yorum | Naci Karadağ

‘Dış Uzay Andlaşması’ ya da kâğıt üzerindeki adıyla “Ay ve Diğer Gök Cisimleri Dâhil, Uzayın Keşif ve Kullanılmasında Devletlerin Faaliyetlerini Yöneten İlkeler Hakkında Andlaşma” imzalandığında tarihler 27 Ocak 1967’yi gösteriyordu.

Bundan 10 ay sonra, (Ekim) Ay ve Diğer Gök Cisimleri Dâhil, Uzayın Keşif ve Kullanılması, bundan da iki ay sonra ise (Aralık) Astronotların Kurtarılması, Astronotların ve Uzaya Fırlatılmış Olan Araçların Geri Verilmeleri antlaşmaları imzalandı. Antlaşmaların isimlerine bakarak, aslında uzayda nelerin döndüğünü tahmin etmek mümkün. 60 yıl öncesinden bahsediyoruz. Türkiye, siyasi çalkantıların orta yerinde Başbakan asmak, darbe yapmakla meşgulken, elin oğlu uzayı parsellerken, astronot rehin alıyor, uzay gemisi alış verişinde bulunuyor.

1972 yılında Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı (Artık ne filimler çevirdilerse) Uluslararası Sorumluluk Hakkında Sözleşme, 74 Eylül’ünde ise Atmosfer Dışı Uzaya Gönderilen Cisimlerin Tescili Sözleşmesi imzalandı. Ortalık biraz karıştığından olsa gerek 1984’te Ay Antlaşması (uzun ismi biraz karışık), 2012’de ise Uzay varlıkları antlaşmaları imzalandı.

Türkiye bu her şeye rağmen 1968 yılında bu antlaşmaya imza atarak aslında ileri görüşlülüğünü ortaya koyan ülkelerden ama pek bir faaliyet olduğu söylenemez. (BKZ)

Ne zamana kadar?

Tarih 17 Nisan 1998. Ajanslara (Evet bir dönem bu ülkede ajans filan vardı) şu haber düştü:

“Uzayda bulunan iki uydusuyla ‘uydu sahibi ülkeler’ sınıfına giren Türkiye, şimdi de Uzay Ajansı kurarak, yeni bir adım atmayı planlıyor. Avrupa Uzay Ajansları Birliği’ne üye olunmasını sağlayacak bu adım için Haberleşme Yüksek Kurulu’nda karar alındı.”

21 yıl öncesinden bahsediyoruz…

Başbakan Mesut Yılmaz. Ulaştırma Bakanı ise Necdet Menzir.

Menzir gazetecilere çok iddialı konuşuyor üstelik:

‘‘Türkiye’deki uydu sanayiinin önü açılacak, bu kuruluş özerk bir yapıda olacak.. Bu sene (1998) içinde çalışmaların tamamlanarak Ajans’ın faaliyete geçebilecek.”

15 yıl önce; 2004 Ocak ayı…

Okuyoruz: Astronotların Kurtarılması ve Uzaya Fırlatılmış Araçların Geri Verilmesi Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Yasa Tasarısı, TBMM’ye sunuldu. Tasarıda ‘‘10-15 yıl içerisinde bir Türk Astronotunun yetiştirilebileceği’’ de belirtildi.

TBMM’ne sunulan tasarının gerekçesinde, bu ve benzeri uluslararası anlaşmalara taraf olunmasının, kuruluş çalışmaları son safhasında bulunan ‘‘Türk Uzay Kurumu’’nun faaliyetlerinin etkinliği ve uzayla ilgili çalışmaların uluslararası hukuki bir zemine oturtulabilmesi açısından önem taşıdığı belirtildi. Kısa sürede bir Türk astronotunun da uzayda dolaşabileceği müjdesini barındıran gerekçede şöyle denildi:

‘‘Ülkemizin uzay alanındaki faaliyetleri her geçen gün artmaktadır. Halen uzayda 4 uydumuz bulunmaktadır. Türk Uzay Kurumu’nun kurulması ve altyapının oluşturulması ile birlikte, 10-15 yıl içerisinde uzayda daha fazla uydumuzun olacağı ve bir Türk astronotun yetiştirilebileceği de göz önüne alındığında bu anlaşma, ülkemizin menfaatlerinin ve hukuksal haklarının korunması bakımından önem arz etmektedir.’’

Bundan 1 yıl sonra… 2005…

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısında alınan kararlardan biri: “Ulusal Uzay Araştırmaları Programının uzun vadeli ve sürdürülebilir yapıda bir devlet politikası olarak bütçesi ve yol haritası ile birlikte gerçekleştirilmesi için gereken tüm tedbirlerin alınmasına, 2. Ulusal Uzay Araştırmaları Programı koordinasyonunun ulusal kurum ve kuruluşlarla birlikte tam bir eşgüdüm içinde TÜBİTAK tarafından yapılmasına, 3. Türkiye’nin Avrupa Uzay Ajansına üyeliğini gerçekleştirecek çalışmaların TÜBİTAK’ın koordinasyonunda zaman geçirilmeden başlatılmasına, karar verilmiştir.” (BKZ)

2006 yılında meseleyi tamamen para pul işi zanneden müteahhit zihniyetin yansıması bir olayı o günün Milli Güvenlik konseyi kararında görüyoruz:

“Türkiye uzaya çıkıyor. MGK’da kabul edilen Ulusal Uzay Araştırmaları Programı, bu yıl hayata geçirilecek. 1 katrilyon 125 trilyon bütçeli UUAP kapsamında ilk Türk astronotu 2010’da yetiştirilecek.”

Ayrılan bütçenin 55 milyon TL’si hemen o yıl iç edildi nasıl olduysa.

Bu paraya çökecek olanlar bir de hayali takvim yapmışlardı ki evlere şenlik. Hepsini tek tek buraya alsak sıkılırsınız. Şuradan okuyabilirsiniz. Şu kadarını söyleyeyim, eğer bu program uygulanmış olsaydı şimdi biz;

Bir kuyruklu yıldız keşfetmiş, en az 500 genç nesil uzman bilim adamı yetiştirmiş, uzay mekiğinin uzaya göndermiş, uluslararası uzay istasyonunda mikroçekim deney projesi gerçekleştirmiştik.

Bu satırları Tanzim kuyruğunda okuyorsanız gülmeyiniz.

O dönemde uzayla ilgili meseleler havuz başta olmak üzere medyada din adamı geçinen şarlatanlara da soruluyor. Bakınız din adamı kisveli birinin “her rengi boyadık” türünden uzay ilgili başka sıkıntı kalmamış gibi verdiği fetvalar:

“Namazın her durumda kıbleye doğru kılınması gerektiği için, ay yüzeyinde direkt dünya yönüne dönülmesi yeterli olur. Çünkü her halûkârda kıbleye yönelinmiş olunur.

Abdest ise, suyun kıt olduğu durumlarda teyemmümle giderilebilinir.

Oruç meselesine gelince, Ramazan’da 30 gün müddetince uçuş programı yapılmazsa sorun da otomatikman çözülmüş olur. Şayet oruç kazası varsa, onu da dünyaya döndüğünde yerine getirebilir.

Seferilik durumu ise, sürekli ikamet ettiği noktadan itibaren 90 kilometre uzaklaşıldığında devreye girer. Ay da dünyadan haliyle 90 kilometreden daha uzak olup, seferilik statüsündedir.

4 rekâtlık farz namazlarını 2 rekât olarak edâ edebilir.

Zekâtta da, ayda zekât verecek bir fakir olmadığına göre, dünyaya döndüğü vakit bir garibe zekâtını vermesiyle bu husus da yerine getirilmiş olur.”

Ne tür bir şaka ülkede yaşadığımız varın siz tahmin edin. Devam edelim…

2007 yılındayız. Havuzun gedikli organı Yeni Şafak’tan insan tüylerini dik dik eden bir manşet: İlk Türk astronot 2014 yılında Ay’da..

Detayları okuyalım:

“AB Uzayda İşbirliği Programı’na 12 ülkenin yanı sıra dahil olan Türkiye’de, 2012 yılına kadar bir uzay üssü inşa edilecek. Uzay üssü için Ankara, Mersin, Antalya ve İzmit illeri arasından seçim yapılacak. Üs için ABD Houston Uzay Üssü ile Kazakistan’daki Baykonor Uzay Üssü’nde araştırmalar yapılacak.”

Bu “cek-cak”lı cümle modeli siyasetin ve siyaset propagandacılarının pek bayıldığı bir dildir.

Havuz şeysinin haberinde bir de ayrıntılı cümle vardı ki Erdoğan’ı ikna eden cümle muhtemelen buydu:

“Ortadoğu’dan Avrupa ve Türkiye’ye sızmak isteyen terör grupları Ay’da kurulacak sistemle tespit edilip, Türkiye’deki üsse bildirilecek. Türkiye, PKK’lı teröristleri gözetleyerek sınırdan içeri girmelerini engelleyecek, boru hatlarının güvenlik kontrol merkez üssü Türkiye olacak.”

Peki Türkiye bu büyük hedefe varmak için ilk adım olarak ne yaptı dersiniz?

Cevap: Hemen bir teleskop alındı…

Sağlıklı yaşam programına başlayan kişinin dambıl alması gibi bir şeydi bu maalesef.

2011 yılına geldiğimizde hedeflerde çok uçulduğu biraz anlaşılmış gibi olsa gerek, uzay mekiği, astronot gibi meseleler biraz arka plana atılıp “Hiç olmazsa bir uzay ajansı kuralım” fikri ortaya atılıyor. (BKZ)

Haber şöyle: “Türkiye, ABD’deki NASA ya da Avrupa Birliği’ndeki ESA benzeri bir uzay kurumu kurmak için düğmeye bastı. Doğrudan Başbakan’a bağlı olacak ‘Türk Uzay ve Havacılık Ajansı’, Türkiye’deki tüm uzay çalışmalarını koordine edecek.”

2012 yılında hedefler güncelleniyor ve bu kez “2020’de kesin uzaydayız” başlıklı haberler yaptırılıyor havuz medyasına.

2013’de para mı bitiyor nedense hedef tekrar güncelleniyor: “2035’de gitmezsek adam değiliz!” (BKZ) 11.Ulaştırma Denizcilik Haberleşme Şurası’nda açıklanıyor bu yeni hedef. Şura, “elimizi korkak alıştırmayalım” nev’inden yeni ve uçuk hedefler de ekliyor listeye: “modern gözetim radar sistemleri, İtki sistemleri, roket teknolojileri, optik ve uydu takip teleskopları, EMI-EMC test laboratuvarları, uzaya yönelik malzemeler ve nanoteknoloji ürünlerin yerli imkanlarla üretilmesi, tam entegre bir uzay şehri kurulumu, Türk uzay aracı, fırlatma rampaları vs…” yok yok anlayacağınız…

Sebebi ise gayet netti. Ki damat bunu “sirkat” babından serdeylemişti de:

Geldik 2016’ya, bırakınız uzay aracı, astronot filan, uzay ajansı hakkındaki kanun tasarısı için çalışmalara başlandığını müjdeliyor Davutoğlu. Tabii daha Pelikan Çetesi ipini çekmemiş. (BKZ)

O esnada sosyal medyada Yeliz mahlasıyla meşhur olan milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı, TV ekranında Mercedes arabanın koltuk ısıtma ve soğutma sisteminden hayranlıkla bahsediyor.

Bakınız şurada ülkeler ve uzaya çıkardıkları insanlar var. Listede Türkmenistan’dan Bulgaristan’a, Afganistan’dan Slovakya’ya kadar onlarca ülke var. Türkiye yok…

Çünkü biz  NASA’da çalışan bilim insanlarımızı hapse atmakla gurur duymaktayız.

2011 yılında “kuruyoruz” diye niyetlenilen Uzay Ajansı’nın kanun tasarısının Meclis’e gelmesi 2017 yılını buldu. Tasarısı 6 yıl süren ajansın kurulması kaç yıl, uzaya insan yollanması kaç yıl sürerdi Allah bilir ancak, tasarı metni okunduğunda akıl almaz bir üçkağıt her satırında göze çarpıyordu. (BKZ)

Uzay deyince akan sular durulduğu için ve Türkiye bugüne kadar bu masal uğruna yüzmilyonlarca doları çöpe attığından dolayı ekonomik olarak can çekişilen dönemde ortaya atılan bu uzay ajansı neyin nesiydi.

Tasarı okunduğunda net olarak anlaşıldı ki, “sizi uzaya çıkarıyoruz” ayağına büyük bütçeleri üstelik Sayıştaş kontrolünden kaçırarak Saray’a bağlama derdinde. Bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak yönetim kurulları, hatta personel ile uzaya filan gidilmesi değil, Saray’a kaynak aktarılması planlanmaktadır.

CHP’nin itirazı da tam da bu noktada ama bu durum Tayyip Erdoğan’ı çıldırtmaya yetti de artmıştı bile. Her gittiği yerde “Ey CHP uzaya çıkmamızı engelleyemeyeceksin!” türünden atarlanmalar yapmasının sebebi işte budur sevgili okur.

Peki AKP iktidarının başından beri büyük bütçeler ayrılan şu Uzal Meselesi’nde geldiğimiz nokta nedir?

işte bunun cevabı aşağıdaki videodur:

Videoyu sonuna kadar izleyiniz. Final bölümündeki sponsora dikkatinizi çekmek isterim:

“Natura, Alüminyum yapı teknolojileri…”

Uzay projemizin sponsoru için sanayiden alüminyum doğramacı bulmak ancak bize yakışırdı elbette.

Ve bakınız geçen gün NASA nasıl bir ilan verdi:

Sizi bilmem ama benim aklıma bir isim geliyor. Eğer Türkleri kabul ediyorlarsa ve Afrika’ya silah yollamak filan o tür şeylerden uluslararası bir sıkıntısı yoksa, uzaya çıkan ilk astronot olarak aşağıdaki arkadaşı öneriyorum.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin