Sandığa gideceksin de ne olacak!

YORUM | EKREM DUMANLI

Seçim adil mi Türkiye’de?

Tabii ki hayır.

İktidar, devletin bütün imkanlarını tepe tepe kullanıyor. Muhalefet partileri baskı altında. Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişi, mahalli seçimlerde AKP için mitingler yapıyor, çay dağıtıyor, muhalefete veryansın ediyor.

Neymiş?

“Partili cumhurbaşkanı” imiş.

Sevsinler seni(!)

Demek ki cumhurbaşkanı, Cumhurun başı değil, sadece bir partinin başı…

Neyse dönelim seçim mevzuuna.

Seçim öncesi mafyatik tehditler ve fiili baskılar, arsız bir kabadayılığa dönüşmüş durumda. Masum insanlara dava açmakta pek mahir ve şımarık görüntü veren savcılar, mafya bozuntusu söylemlerle korku ortamı oluşturan kişilere karşı dut yemiş bülbül gibi…

Adamın biri (nasılsa içişleri bakanı yapılmış biri) seçimi kaybederlerse 6 yaşındaki çocukların silahlarla valilikleri basacağını söylüyor. Güler misin ağlar mısın bu saçma sapan laflara. Adam susmuyor ve içişleri bakanı sıfatıyla her gün tehditler savuruyor.

HDP’nin kazanması halinde halkın seçeceği belediye başkanlarının yerine kayyım atanacağını söylüyor “partili cumhurbaşkanı”. O da yetmiyor; iyi parti lideri Meral Akşener’i hapse attırmakla tehdit ediyor. HDP eski genel başkanı Selahattin Demirtaş zaten hapishanede, İyi parti genel başkanı Akşener için de kodes hazırlanıyor. CHP lideri Kılıçdaroğlu için fezleke hazırlanması da işin cabası…

Güçleri yetse muhalefet partilerini topyekûn kapatacaklar.

Hani adil seçim?

Hani o kutsayıp durduğunuz ‘milli irade’ söylemi?

İktidar borazanı medya, (halkın vergileriyle yayın yapan devlet televizyonu TRT dahil) iktidara çanak tutuyor. Muhalefetin sesi soluğu bile duyulmuyor.

Zaten özgür medya çoktan talan edildi. Gazeteler, televizyonlar, radyolar doğrudan parti şakşakçısı, Reis goygoycusu…

Böyle bir atmosferde yapılan seçim adil sayılabilir mi?

Tabii ki ve maalesef hayır!

Seçim öncesi atmosfer bu.

Eşit şartlarda mücadele yok.

Demokrasinin eşitlik ilkesini kullanarak iktidara gelenler, şimdi demokratik ilkelerin tamamını yerle bir etti, ediyor…

Ya seçim günü/gecesi dönen fırıldaklar!

Son seçimlerdeki eşitsizlik ve hile, uluslararası raporlara bile yansıdı. Hayali seçmenler, seçmen nakilleri, sandıkların yer değiştirmesi…

Seçim sonuçları üzerine Anadolu Ajansı ve havuz medyasının çevirdiği film şaibelerin çok ötesine geçti. Fütursuzca yapılan manipülasyon, seçmeni de Yüksek Seçim Kurulu’nu da partileri de etkiliyor. Tutarsız sonuçlar kuşkuyu derinleştiriyor. Cihan haber Ajansı gibi seçim sonuçlarını dış bir gözle denetleyen ve rapor eden kurumlar da kalmadı artık.

Bir de son seçim gecesi, muhalif parti liderlerinin ortadan kaybolmasının sırrı hala çözülemedi. Seçimde istediği sonucu alamayan liderler neden o gece kamuoyu karşısına çıkmadı? Tehdit mi edildiler, baskı altında mı tutuldular, şantaja mı maruz kaldılar?…

Bütün bu olumsuzluklar bir araya geldiğinde ‘Oy vereceksin de ne olacak?’ sorusu, çaresizliğe ve umutsuzluğa yol açıyor.

Sandığa gitmemek çare mi?

Verilen oylar boşa mı gidiyor?

Seçim artık bir çadır tiyatrosuna mı döndü?

Sandığın üzerine çöken heyula, oy verme şevkini tabii ki kırıyor. Umutsuzluk had safhada. Ancak, yaşanan bu karanlık süreç, sandığa gitmemeyi ve oy vermemeyi değil, bilakis sandığa sahip çıkma iradesini artırmalı.

Neden?

Her bir oy, ‘Diktatörlüğü kabul etmiyoruz!’ çığlığıdır. O cılız çığlıklar bir araya geldiğinde ‘faşist parti devleti’nin çivileri tek tek sökülecek.

Milyonlarca insan ‘Biz seni/sizi istemiyoruz! Yeter artık’ demiş oluyor. Bu mesajın anlamı çok büyük! Seçimden adaletsizliğin getirdiği avantajla üstün çıksalar bile, iktidar sahiplerinin ‘bizi istemeyen şu kadar milyon insan var’ gerçeğini görmesi, demokrasinin devamı için en önemli kazanımdır.

Evet, seçimde hile yapıyorlar.

YSK’da tedbirlerini alıyorlar.

Anadolu Ajansı’nın ve havuzun yalan dolanlarını tepe tepe kullanıyorlar.

Dini ve kutsal değerleri sömürüyorlar.

Her şeye rağmen milyonlarca muhalif oyu yok edemiyorlar henüz. İşte o rakam Türkiye’deki demokratik direnişin altın anahtarıdır.

Yolsuzluk da bir yere kadar.

Hırsızlık da bir yere kadar.

Haksızlık da bir yere kadar.

Önemli olan, süreç bittiğinde yerimizin mücadeleyi terk eden bahtsız insanlar arasında olmaması…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin