OHAL Komisyonu etkili bir iç hukuk yolu değildir!

YORUM | NURULLAH ALBAYRAK

İnternette yer alan bilgilere göre, Avrupa Konseyi Kasım ayı sonunda, Venedik Komisyonu da Aralık ortasında OHAL Komisyonu üyelerini dinleyecek. Bu görüşmede OHAL Komisyonu üyeleri, özverili çalışıp karara bağladıkları 42.000 başvurudan 39.000’ini reddettiklerini 83.000 başvuruyu da yoğun bir şekilde incelemeye devam ettiklerini anlatacaklar. OHAL Komisyonunu dinleyecek muhataplardan en azından bizim beklediğimiz ise, OHAL Komisyonunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun bir organ olup olmadığı, değerlendirmelerinin de AİHM içtihatlarına ne kadar uyduğunu sorgulamaları ve Komisyon tarafından reddedilen kararlarda ki gerekçeleri izah etmelerini istemeleridir.

Ohal Komisyonu, herkesin bildiği üzere, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin 7 Ekim 2016 tarihli uyarı yazısı ve Venedik Komisyonunun 12 Aralık 2016 tarihli kararı sonrasında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri ve Venedik Komisyonunun önerileri doğrultusunda 23 Ocak 2017 tarihli ve 685 sayılı KHK ile oluşturuldu.

Amacı, mağduriyetlerin giderilmesi olması gereken bu Komisyon, ne yazık ki mağduriyetlerin artmasından ve devamından başka bir işe yaramamıştır. Türkiye’nin mevcut şartlarında oluşturulacak hiçbir kurumun, komisyonun bağımsız ve tarafsız olması zaten beklenmez ama en azından mağdurları dinler, suçlamalara karşı savunma yapmalarını sağlar, hangi gerekçeyle ihraç edildiklerini söyleyerek bu iddiaları çürütebilmeleri için fırsat verir diye umut etmiştik ancak, komisyonun ilk kurulma aşamasında bu umutlarımız bitmiş oldu.

Komisyon üyeleri belirlendiğinde, üyelerden birinin kardeşinin de KHK ile ihraç edildiği haberleri çıkmıştı. Haberlerin muhatabı olan üyenin bir gazetede çıkan açıklamasında, ‘Etrafında olan, tanıyan herkes bilir cemaate yakınlığını. Cemaatin sendikasına üyeydi. İkimizin görüşünün aynı olması gerekmiyor. Devletimiz bize komisyon üyeliği görevini verdi. Dosyası komisyona gelirse, fikrim ve kararım FETÖ’cü olduğu yönündedir.’ Sadece bu açıklamaya bakılarak komisyonun nasıl işleyeceği anlaşılabiliyor. ‘Dosyası gelirse, yani başvuru yaparsa, dosyasında ne yazdığına bile bakmadan kardeşim FETÖ’cüdür diyeceğim ve ihraç kararının doğru olduğuna karar vereceğim, Devletim bana görev verdi’ diyen kişinin olduğu komisyondan, mahkemeye erişim hakkı, masumiyet karinesi adil yargılanma güvenceleri, özel hayata saygı hakkı, eğitim hakkı ve mülkiyet hakkı gibi temek insan haklarına yönelik bir çaba beklemek tabi ki mümkün olmazdı.

Komisyon tarafından bugüne kadar verilen 39.000 ret kararının gerekçesine bakıldığında da açıklamada yer aldığı şekliyle hareket edildiği görülmektedir.

Mahkemeler tarafından Beraat, Savcılıklar tarafından takipsizlik kararları verilmiş olmasına rağmen dikkate alınmaması; İsimsiz imzasız mektup ve e-maillerle yapılan ve doğruluğu konusunda bir değerlendirme bulunmayan ihbarlara; Kurum yetkilileri ya da çalışanları tarafından hazırlanan, hukuki ve fiili doğruluğu olmayan tek taraflı kanaatlere; Kurum içi fişlemeler sonucu oluşturulan bilgiler gerekçe gösterilerek ret kararlarının verilmiş olması; Eşi, kardeşi, oğlu, babası, annesi, amcası, kuzeni vs gibi akrabaların bankaya para yatırması ya da haklarında soruşturma olması gerekçe gösterilerek ret kararları verilmiş olması, değerlendirmelerinin en temel hukuk ilkelerinden uzak siyaselerin kriterlerine göre yapıldığı, görmek istemeyenlerin dahi gözlerine sokulacak tarzda gösterilmiştir.

Komisyon tarafından ret kararı verildiğinde bu kararların İdari Yargı sürecinde açılacak davalarla iptal edilebileceği gibi bir kanaat ise çoktan terkedildi. Bu kanaate sahip olan varsa da sadece HSK’nın kararlarına, HSK üyelerinin açıklamalarına bakarak yanlış bir kanaate sahip olduğunu düşünerek bu kanaatinden vazgeçmeli.

Hakimlerin duruşma esnasında gözaltına alındığı, tutuklandığı, hücrelerde tecrit altında tutulduğu, en ufak bir şikayette görev yerlerinin değiştirildiği, Saray tarafından yargılama süreçlerinin takip edildiği ve zaman zaman kamuoyu önündeki davalarla ilgili Cumhurbaşkanı tarafından hakimler hedef gösterecek açıklamalar yapıldığı bir ortamda, kimse yargı bağımsız ve tarafsız demesin ve bu yalana bizleri inandırmaya kalkmasın. Türkiye’de yargı bağımsız ve tarafsız değildir. Venedik Komisyonu’nun da eski üyesi olan Anayasa Hukuku Profesörü Ergün Özbudun tarafından 2015 yılı sonlarında yargının durumu ile ilgili yapılan açıklamada ‘yargıyı zapt etme süreci tamamlanmış gibi görülüyor’ denilmekte iken bu açıklama yapıldıktan sonra süreç daha kötü bir duruma evrilerek  İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından ifade edilen ‘ yargı siyasetin köpeğidir’ halini almıştır.

Yapılması planlanan ziyaret beklenmeksizin, bu komisyonun ve komisyon sonrası sürecin etkili bir iç hukuk yolu olmadığı kabul edilerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından başvuruların esası hakkında karar verilme yolu açılmalıdır. Avrupa Konseyi ve Venedik Komisyonu yetkilileri tarafından bunun dışında yapılacak her açıklama, insan hakları değerlerini yok sayma ya da bir kesim için görmeme anlayışından başka bir anlam ifade etmeyecektir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin