Ne kadardır bir komplimanın ederi, Leyla Hanım!

YORUM | BÜLENT KORUCU

Türk Dil Kurumu ‘kompliman’ kelimesine iki açıklama veriyor: Gönül alıcı söz ve koltuklama. Aslında ikisi de aynı kapıya çıkıyor ama birincisi biraz daha masum duruyor. İkisinde de abartılı iltifat var ve amaç karşıdakini gaza getirmek. Yol bundan sonra çatallaşıyor ve hedefin niteliğine göre gönül alma ya da koltuklama gerçekleşiyor. Tanınmış iş kadınlarından Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton, ihtiyaç hasıl oldukça Tayyip Erdoğan’ı ‘koltukluyor’. Bunu ben söylemiyorum, kendi ifadesinin TDK’daki karşılığını yazıyorum.

Alaton, önceki gün Sabah Gazetesi’ne bir mülakat vererek ‘Erdoğan’ı son derece feminist bulduğunu’ söyledi. Aynı komplimanı daha önce de yaptığını bir toplantıda anlatmıştı. Erdoğan’ın, “Kadınların ihtiyacı olan eşitlikten ziyade, eşdeğer olabilmektir. Yani adalettir. Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir” gibi açıklamalarına ilişkin sözleri sorulan Leyla Alaton, şöyle konuşmuştu:

“Politika hakikaten konuşma lüksüm olmayan bir alan. Takdir edersiniz ki hâlâ iş hayatında büyük bir şirketin çalışanı olan, o yüzden politikayla ilgili yorumlardan kaçınıyorum. Kadın- erkek konusu zaten benim konum. İki sene evvel bir toplantıda o zaman başbakandı kendileri, ben kalkıp ‘Sizi çok feminist buluyorum’ dedim. ‘Çünkü eşiniz çok güçlü bir kadın. Bu da sizi otomatikman feminist yapar’ dedim kendisine. Biraz kızarmıştı falan, ama sonra bir kompliman olduğunu anladı. Hakikaten bir kompliman olarak bunu söyledim.”

Sabah’taki röportajda aynı iltifatları tekrar ederken cümle arasında büyük bir yatırım yaptığını, teşvik aldığını ve açılışa Erdoğan’ın geleceğini öğreniyoruz. Yani ‘koltuklama’nın gerekçesi de sır değil.

Alaton’u komik duruma düşüren sadece Erdoğan’ın ‘Bu feministler var ya!’ Diye başlayan ve feminizmi yerden yere vuran nutukları değil. Aileye mensup kadınlarının reise paralel görüşleri de değil. Asıl sorun Alaton’un örnek verdiği kadınlardan hiçbiri kendi ayakları üzerinde durmuyor. Erdoğan isminin gölgesinde var olabildiklerini hepimiz biliyoruz. Kadınların dışındaki isimlere de baktığımızda sonuç değişmiyor. Hangi birikim ve donanımla oğul Bilal ülkenin yarısının tapusunu üzerine geçirebiliyor. Havalanında Başbakan protokolüyle karşılanıyor. Damat Berat Albayrak’a övgüler dizen holding patronları normal şartlarda orta kademe bir yönetici yaparlar mıydı?

İnsanlar baktığında Erdoğan’ın etrafında güçlü değil sadece torpilli insanlar görüyor ve biz buna kısaca ‘hanedan’ diyoruz. Tıpkı Saddam’ın ya da İslam Kerimov’un ailesi gibi. Alaton’un tezi Erdoğan’a uymadığı gibi verdiği örnekler de kendisini tekzip ediyor. Amerika’da okurken elinde çanta ile kemer satarak hayatını kazanmaya çalışmış ve babasının holdingende işe yönetici asistanlığı ile başlamış birinin bunu görmemesi mümkün mü? O halde bütün mesele koltuklama…

İyi bir pazarlamacı olan Leyla Hanım’ın feministliğinin de en azından bir kısmının pazarlama olduğunu düşünüyorum. Bu kanaate şu sözlerinden kapıldım: “Bir adamın da nelerle uğraştığı, ne tip problemler çektiğini ancak çalışan kadın anlayabilir. Çalışmayan biri anlayamaz. Ne olur, gittikçe ipler kopuyor. Sekreter daha iyi anladığı için o tarafa gidiyor adam. Yani sekreter her gün görüyor ne çektiğini, onun için yani orada bir anne dili konuşabilmek lazım. Biraz direkt konuşurum biliyorsunuz. Biraz patladım ama kimse alınmasın bu bir gerçek, natürel, doğal, olağan bir şey. Ondan sonra ‘niye gitti’ oluyor. İşte bundan gitti.” Ben mi çok kötücül düşünüyorum. Bu sözlerde sekreterlere potansiyel metres bakışı ve aldatmayı maruz gösterme çabası yok mu sizce? İşin ilginç yanı o da eşinin kendisini işyerindeki biriyle aldattığını iddia ederek boşanma davası açtı.

Sabah’taki mülakatta en şaşırdığım bölüm ise başından beri başörtüsünü desteklediğini iddia etmesi.

“Yıllar önce konuşmacı olarak Amerika’da katıldığım bir panelde, Türk kadının ne kadar güçlü ve üretken olduğunu anlattığımda, bir dinleyici “Türkiye’de başörtülü kadınların sayısı artıyor. Bunun için ne düşünüyorsunuz?” diye sormuştu. Ben de “Başını kapatmak, beynini kapatmak anlamına gelmez. Kimsenin tercihine karışamazsın” diye cevaplamıştım.”

Ben size başka bir panel anlatayım. Yıl 2007 ve Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın e-muhtırasının zemin etüdünün yapıldığı günler. Bir yandan da “Türkiye Malezya Olur mu” tartışmaları yaşanıyor.

Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGİDER) düzenlediği aynı başlıklı toplantıda, söz alan Alaton, başörtüsü yasağını eleştiren konuşmacıyla tartışarak salonu terkediyor. Prof. Dr. Fatmagül Berktay’ın üniversitede başörtüsü yasağının yanlış olduğunu yönündeki sözlerine sinirlenerek ayağa kalkan Alaton: “Duyduklarımda çelişki mi görüyorum. Hem ataerkil baskıdan dolayı örtünme olayı var, hem de üniversite döneminde genç, aileye bağımlıdır. Hayatıyla ilgili vereceği kararda ne kadar bağımsız olabilir. Gençlerin son kalesi üniversite. Demokrasi bağlamında kendi kararlarını kendileri versinler diyorsunuz. Ben burada bir çelişki görüyorum. Kendi paralarını kazandıktan, ekonomik özgürlüklerini sağladıktan sonra, kapanıp kapanmayacaklarına karar versinler. Mesele paradır. Özgürleşsin neye karar verecekse versin.”

Berktay’ın, “Biz bu gençlere oy hakkı veriyoruz. Ayrıca bu kadınların belli bir kısmı sadece örtünerek evden çıkabiliyor” demesi üzerine Alaton, “Oyu babasından gizli istediği yere atabilir. Mesele paradır. Türkiye’de para getirdikten sonra kız bilmem ne olsa kabul görüyor. Rica ederim” diye konuştu ve toplantı bitmeden salonu terk etti. Hatta Leyla Hanım’ın başörtüsüne karşı laik pankartlar eşliğinde yürümüşlüğü bile vardır. İsteyen arşivlerden bulabilir.

Ee artık Erdoğan’ın feministliğinin iddia edildiği bir yerde Alaton’dan da başörtüsü mücahidi çıkar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin