Merkel’in vedası Almanya ve Avrupa Birliği için ne anlama geliyor?

HABER-YORUM | EBUBEKİR IŞIK

Geçtiğimiz hafta ‘Breaking’ başlığı ile hemen hemen bütün uluslararası ajanslarda ki en önemli hadiselerden biri Almanya Şansöylesi Angela Merkel’in Almanya Hristiyan Demokrat Partisi (CDU) başkanlığından istifa etmesi oldu. 2000 yılından bu tarafa CDU’nun başkanlığını yapan Merkel, Batı ve Doğu Almanya’nın birleşmesinde hayati rol oynayan Helmut Kohl’dan devraldığı bu görevi 18 yıl boyunca devam ettirdi.

Kendisini destekleyen desteklemeyen hemen herkesin üzerinde anlaştığı hususlardan biri de Merkel’in özellikle son on yılda Avrupa Birliği projesinin en büyük ve etkili destekçisi olduğu gerçeği. Bu bağlamdan hareketle, son on yılda çekirdek Avrupa (core Europe — AB’yi kuran zengin ve Batı Avrupalı ülkeler) ve çevre Avrupa (periphery) diye kastedilen Avrupa Birliği’nin daha küçük, güçsüz ve fakir ülkeleri arasında oluşan çatlağı onarmak için en çok çaba sarf eden ve sorumluluk alan lider ifadelerini Merkel için kullanmak yanlış olmayacaktır.

Öncellikle Merkel’in vedasının Almanya için yakın gelecekte ne anlama gelebileceğine baktığımızda karşımıza bir kaç senaryonun çıktığını görmekteyiz. Bir, Almanya kamuoyunda da bugünlerde sıkça konuşulan önemli bir gündem maddesi ‘Şansölyelik’ meselesi. Merkel sonrası ‘Şansölyelik’ makamının devam edip etmeyeceği bir soru işareti olarak varlığını devam ettirirse de, Merkel’in yerine kimin geçeceği ve diğer ilintili sorular bu hususu şuanlık gölgelemiş durumda. Fakat, şansölyelik makamının devam edip etmeyeceği noktasında bugünden bir şey söylemek son derece güç.

Azınlık hükümeti gündeme gelebilir!

İki, Merkel’in vedası ile ortaya çıkan durumlardan bir diğeri de CDU ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) yaptığı koalisyon ortaklığının yıkılması ihtimalinin belirmiş olması. SPD’nin Merkel’in istifasından sonra yerine kimin geçeceğini belirleyecek süreci dikkatle takip edeceğini tahmin etmek güç değil. Şayet, CDU daha önceki seçimlerde aşırı sağ ve yabancı düşmanı eğilimleri ile bilinen AFD partisine (Alternative Für Deutschland) kaptırdığı oyları geri alma telaşı ile, Merkel’in yerine daha sağ eğilimli birini getirirse, bu durum büyük ihtimalle SPD tarafından hoş karşılanmayacak ve bu şeraitte ya yeni bir azınlık hükümeti gündeme gelecektir ya da erken seçime gidilmesi ihtimali güçlenecektir.

Bu iki ihtimalin dışında, CDU’da Merkel’in yerine geçmek için öne çıkanlara ve çizdikleri birbirinden farklı profillere baktığımızda, CDU’da Merkel sonrası bir çatlağın oluşması ve bu çatlağın Avrupa Birliği’nin yakın geleceğini etkilemesi ihtimali de son derece kuvvetli. Merkel’in istifasının hemen ardından, CDU’nun genel sekreteri ve Merkel’in doğal veliahtı olarak görülen Annegret Kramp-Karrenbauer (Almanlar sürekli ismi ile dalga geçiyor), daha önce CDU’da görev almış ve ardından 10 yıl kadar özel sektörde çalışmış Friedrich Merz, ve her konuşmasında Merkel’i öyle ya da böyle yerden yere vurması ile bilinen sağlık bakanı Jens Spahn Merkel’den boşalan CDU başkanlığı için adaylıklarını açıkladılar. Mevcut adaylar göz önüne alındığında, Friedrich Merz’in 10 yıldır yok olup bir anda ortaya çıkması,  Jens Spahn’ın özel yaşam biçiminin bir çok CDU’lu tarafından hoş görülmemesi (kendisi eşcinsel ve bunu açıktan ifade etmekte), Merkel’in yerine gelecek en güçlü adayın partininde şu anki genel sekreteri olan Annegret Kramp-Karrenbauer olması gerçeğini ortaya koyuyor.

’Onun olduğu toplantılarda hep farklı bir hava var’

Geçtiğimiz günlerde Politico Europe adlı internet sitesinde Merkel ile alakalı yazılan bir makale kapsamında konuşan ve ismini vermeyen eski bir Avrupalı başbakan, Merkel’in olduğu bütün Avrupa Konseyi toplantılarında tüm gözlerin Merkel’e çevrildiğini ve onun ne söyledeğinin hep en belirleyici faktör olduğunu ifade etmesi bile aslında Merkel’in AB için etki ve ağırlığını ortaya koymakta. Aynı başbakan Politico Europe’ta ki söyleşide şu ifadeleri de kullanıyor: ‘’Onun olduğu toplantılarda hep farklı bir hava var. O toplantıda olmadığı zaman ya da toplantılardan ayrıldığı zaman genel de sözü Viktor Orban (Macaristan başbakanı) alıyor.’’

Bu eski başbakanın sözlerini doğrulayacak ve açık kaynaklardan da bir takım veriler elde etmemiz mümkün. Örneğin, Merkel’e muhalefeti ile bilinen Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz geçtiğimiz hafta yaptığı bir basın toplantısında ‘’Bizim için en önemli şey Merkel’in resmi görev süresinin sonuna kadar görevinin başında kalmasıdır’’ ifadelerini kullandı. Benzer şekilde, Merkel ile hemen her AB toplantısında mülteci meselesi le alakalı karşı karşıya gelmekten çekinmeyen Çek Cumhuriyeti başbakanı Andrej Babiš Brüksel merkezli Euronews’e verdiği bir mülakatta: ‘’Almanya bizim en önemli ekonomik partnerimiz ve Angela Merkel Çek Cumhuriyetinin güvenilir bir dostu olduğu için övgüyü hak ediyor’’ şeklinde kendisinden beklenmeyecek bir açıklamada bulundu.

Bir çok üye ülke ve Brüksel arasında adeta çıpa (anchor) vazifesi gören Merkel, AB’nin en önemli meselelerinden olan mülteci meselesi, Brexit ve AB düzeyinde bir bankalar birliği kurmak gibi konularda da hayati bir konuma sahip. Merkel’in bu konularda bugünden görevinin son gününe kadar daha zayıf bir profille yer alacak olması AB açısından işleri dahada çetrefilli hale getirebilir.

Mülteci konusunda Avrupa Birliği üye ülkeleri iki ayrı kutba bölünmüş olsalar da, Merkel’in teklif ettiği ve her ülkenin nüfus büyüklüğü oranında bir mülteci kotası eşliğinde mültecileri kabul etme planı genel anlamda kabul görmemiş olsa da, Merkel’in mülteci meselesinin çözümünde artık taraf olmaması, başta Macaristan Cumhurbaşkanı Vikto Orban, İtalya’da mülteci karşıtlığı ile bilinen hükümet ortağı Matteo Salvini, Fransa’da yabancı düşmanı tavırları kamuoyuna malum olan Marine Le Pen gibi isimlerin Brüksel üzerinde daha fazla etkiye sahip olacağı anlamına geliyor.

Brexit meselesinde de Merkel’in ağırlığı daha önce defaatle Merkeli destekleyen ya da kendisine muhalefet yapan hemen birçok lider tarafından da dile getirildi. Neyse ki Merkel’in istifasının ardından yaptığı açıklamada görev süresinin bitimine kadar vazifesine devam edeceğini belirtmesi, Brexit süreci ile alakalı var olan kaygıların en azından daha da artmasını engellemiş oldu.

Merkel sonrası Avrupa Birliği liderlik krizi yaşayabilir

Diğer taraftan, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Euro bölgesi ve Avrupa Bankacılık Birliği’ne dair reform fikirlerinin en önemli partneri ve destekçisi olan Merkel’in artık bu süreçlerin içinde yer almayacak olması, Macron’u sadece Avrupa Birliği ile alakalı hususlarda değil, Fransa’da düşmekte olan popülaritesi ile alakalı da ciddi sıkıştıracağa benziyor.

Tüm bu faktörleri alt altta topladığımızda, Merkel sonrası Avrupa Birliği’nin bir yönü ile liderlik krizi yaşayabileceği, yalnızca Avrupa siyasetinin değil, Merkel’in de içinde bulunup Avrupa Hristiyan siyasetinin daha da sağa kayacağı, buna müteakip özellikle yabancı karşıtı ve ulusal milliyetçiliği öne alan siyaset tarzının malesef yükselişine şahit olmamız kuvvetle muhtemel. Bununla birlikte, Avrupa Birliği’nin Batı Balkanlar’da ki beş üye ülke ile alakalı genişleme ve entegrasyon sürecinin akamete uğraması, AB’nin gelişmiş ve gelişmemiş olarak iki çemberli bir yapıya (two-track Europe) dönüşmesi ihtimalleri her zamankinden daha da kuvvetli olarak karşımızda durmakta.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin