Marco Polo yine yollarda: Çin’in İpek Yolu projesine İtalya da katıldı

YAVUZ ALTUN | DÜNYADA NELER OLUYOR

Sovyetler Birliği’nin Soğuk Savaş’ta ABD’ye karşı stratejisi, dünya ülkelerine bir alternatif sunabilmek üzerine kuruluydu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya meselelerindeki etkisini arttıran Washington’a karşı Moskova, dünya ülkelerine doğrudan maddi yatırımlar ve finansal destek sağlamaya girişti. Bu nüfuz kavgası, üçüncü dünya ülkelerindeki politik seyri doğrudan etkilemenin yanı sıra, Avrupa’nın kaderinde de bir hayli pay sahibiydi.

Soğuk Savaş’ın sona erişini ve Sovyetler’in çözülüşünü nasıl Berlin Duvarı’nın yıkılışı önden “müjdelediyse”, 1990’lardan bugüne Avrupa dış politikasının temellerini de ABD’nin yönelimleri belirledi.

Bugün benzer bir nüfuz mücadelesi yine ABD ile Çin arasında yaşanıyor. Pekin yönetimi 2013’te sağlam bir adım atarak, bir zamanlar İpek Yolu olarak adlandırılan ticaret rotasının kapsadığı ülkelerle ticarî işbirliği projesini dünyaya duyurdu. Bu projeye dâhil edilen sektörler arasında demiryolu ve altyapı inşası, otomotiv, enerji ve demir-çelik bulunuyor. Şimdiden 60’ın üzerinde ülkeyle anlaşma imzalayan Çin yönetimi, bu projeyle birden fazla kuş vurma derdinde.

Proje orta vadede 900 milyar dolarlık bir ticaret hacmini yakalamayı hedefliyor. Bunun yanı sıra Çin bankaları 68 ülkeye altyapı yatırımı için 8 trilyon dolara yakın borç vermeyi vaat ediyor. Şimdiden Afrika ve Orta Asya’da 1 trilyon dolara yakın altyapı projesi başlatılmış durumda.

Bu, yalnızca bir nüfuz mücadelesi değil. Yoğun bir üretim sürecine giren Çin’in öncelikli amacı bu ürünleri satacak pazarlar oluşturmak. İpek Yolu üzerindeki ülkeler genelde yoksul durumda olduğu için, bu ülkeleri maddi destekle kalkındırmak ve uzun vadede Çin’in sürekli müşterisi hâline getirmek istiyor. Buna da “alternatif küreselleşme” diyor.

Çinli yetkililer bunun “herkese kazandıracak bir ticaret hamlesi” olduğu konusunda ısrarcı. Özellikle dış politika çağrışımlarından kaçınıyorlar. “Köprüler kurma” şeklinde tanımlıyorlar.

Ancak bu ticaretten en çok Çin’in kazançlı çıkacağı aşikâr. Sovyetler Birliği’nin hatalarından ders alarak, ideolojiyi değil ekonomiyi önceleyen bir model kurabilir ve kendi kalkınma hedeflerini ortaya koyabilir. Bunun yanı sıra, teknoloji ve bilgi üretimi konularında uzun vadede paha biçilmez bir birikim kazanabilir. Bu arada iç çalkantılar ve dış politik gerilimler yaşamaz, bu süreci nesiller boyu işletebilirse, dünya sahnesindeki yerini de sağlamlaştırabilir. Bazı uzmanlar, Çin’in ekonomik olarak bazı Afrika ve Asya ülkelerini tamamen kendine bağımlı kılabileceğini de dile getiriyor.

Çin’in bu hamlesinin başta Japonya ve Hindistan olmak üzere bölgesel nüfuz peşindeki ülkelerin tepkisini çektiğini de not düşmek gerekir. ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’e neredeyse ticarî savaş ilân etmesinin yanı sıra, bazı Avrupa ülkeleri de bu hamlenin gelecekte çıkarlarına olumsuz etkileri olacağını düşünüyor.

Batı bloğunda çatlaklar da var. İtalya, geçen Cumartesi günü bizzat Çin lideri Xi Jinping’in katılımıyla İpek Yolu projesine bizzat partner oldu. Ekonomik problemler yaşayan İtalya için, bu iyi bir fırsat gibi görünse de, politik çıkarımları elbette daha farklı. Gözlemciler, bunu ABD’nin Avrupa üzerindeki etkisine yönelik bir tepki olarak görüyor. Bilhassa Trump’ın seçilmesinden sonra, Avrupa ülkeleri “kendi başlarının çaresine bakma” peşindeydi.

Yine de İtalya’da iktidar koalisyonu Çin’le partnerlik konusunda aynı düşüncelere sahip değil. Popülist sağ parti lideri Matteo Salvini anlaşma üzerine Twitter’da, Çin’in “serbest piyasa” kavramını karşılamadığının altını çizerken, “İtalya’nın çıkarınaysa, desteklerim” diyerek açık kapı bıraktı.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin