Macron-Merkel ortaklığı ve Avrupa Birliği’nin beka sorunu

HABER-YORUM | EBUBEKİR IŞIK

Geçtiğimiz hafta İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ile Fransa arasında imzalanan Elysee Antlaşması’nın 56. yıldönümünde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Almanya Şansölyesi Angela Merkel arasında kararlaştırılan yeni bir Fransa-Almanya dostluk anlaşması imzalandı. Almanya’nın Aachen şehrinde imzalanan bu anlaşmanın, Almanya ve Fransa ikili ilişkilerinde daha fazla eşgüdüm ve ortaklığa dair bolca atıfta bulunması ile beraber, özellikle iki ülkenin Avrupa Birliği ile alakalı gerek iç tehditler gerekse de dış tehditleri bertaraf etme noktasında her zamankinden daha fazla birlikte hareket etmesini karara bağladığı, anlaşma metnini okuyanların malumu.

Bu anlaşmanın imzalanması şüphesiz her iki başkentte heyecana sebep olsa da, asıl büyük heyecanın Brüksel’de yaşandığını ifade etmek yanlış olmayacaktır. Avrupa Birliği’nin özellikle 2009 yılındaki Euro krizi ile birlikte önce finansal anlamda bir darbe alması, ardından 2015 yılında mülteci meselesinin patlak vermesi ile aşırı sağ ve popülist partilerin AB projesine karşı ortaya koydukları siyaset tarzının çok fazla alıcısının ortaya çıkması, yaklaşmakta olan 2019 AB seçimleri öncesi AB projesine gösterdikleri destekle bilinen iki liderin böylesi bir anlaşmaya imza koymuş olmaları, AB projesinin beka sorunu yaşadığı bu günlerde son derece büyük bir öneme sahip.

Fakat, Macron ve Merkel’in tüm bu çabalarının yükselmekte olan AB karşıtı söylem ve bu söylemin yeni temsilcileri olan AB karşıtı partilerin hızını yavaşlatmaya yetip yetmeyeceği büyük bir muamma olarak karşımızda durmakta. Bu bağlamdan hareketle, her iki liderin AB’nin geleceğini tayin etme ve AB’yi reform etme anlamında karşılarında bir takım son derece ciddi problemlerin bulunduğunu belirtmek durumundayız.

Her iki liderin kendi ülkelerindeki etkinlikleri gittikçe azalıyor

Merkel ile başlamak gerekirse…Angela Merkel Almanya’sının sonuna geldiğimizi anlamak için elimizde somut veriler bulunmakta. Almanya Hristiyan Demokratlar Partisi’nin (CDU) liderliği için bir daha yarışmayacağını belirterek yerini kendisi gibi başka bir kadın aday olan Annegret Kramp-Karrenbauer’a bırakan Merkel, bu kararı ile zaten bir dönemin kapandığını resmi olarak ortaya koymuştu. Bununla birlikte, Almanya’da 2017 yılında yapılan seçimlerde tüm oyların yüzde 10,7 sini alarak herkesi şok eden aşırı sağ parti AFD (Almanya İçin Alternatif) ve türevleri olan partilerin mülteci meselesi ve göçmenler üzerinden seçmeni germesi, ve ortaya koydukları bu siyaset tarzının Almanya’da Merkel’in partisi dahil birçok siyasi partiden alıcı bulması, Avrupa’nın beka sorunu ile mücadele etmek isteyen Merkel’in henüz Almanya’daki aşırı sağ probleminin dahi önüne geçemediğini göstermekte.

Benzer fakat muhtevası bakımından farklı bir sorunlar yumağı ile de Macron’un mücadele etmeye çalıştığını ve bu mücadele konusunda çokta başarılı olmadığı görmekteyiz. Macron’un Fransa’da ki sosyal güvenlik sistemini reforme etmek istediğini kamuoyu ile paylaşması ile başlayan, ardından bazı tüketim ürünleri ve benzinde birtakım zamlara gidilmesi, Fransa genelinde milyonlarca insanın ‘Sarı Yelekler’ giyerek sokaklara dökülmesine ve Makron’u istifaya zorlayan eylemlerde bulunmasına sebep oldu. Bu eylemler neticesinde milyonlarca Avroluk ekonomik kayıp yaşanırken, Macron hükümeti de göreve başladığı günden bu tarafa belki de en düşük kamuoyu desteğine sahip olduğu günleri yaşıyor. Hatta, Sarı Yelekliler protestolarının seyri düşüşe geçse bile, bazı uzmanlar Macron hükümetinin 2019 yılının sonunu göremeyebileceğine dair birtakım projeksiyonlarda ortaya koymaktalar.

Trump, Putin ve Çin arasına eıkışan Avrupa Birliği

Trump ile başlamak gerekirse, Transatlantik ilişkileri ilk defa kazan-kazan mantığından çıkararak, AB’nin kazandığı Amerika’nın kaybıdır yaklaşımı ile AB-Amerika ilişkilerini yeniden tanımlayan Trump, Atlantik okyanusunun iki yakasında İkinci dünya savaşından bu tarafa ilk kez böylesi büyük bir gerilimin oluşmasına sebep oldu. Avrupa Birliği’nin son iki yıldır en önemli gündem maddesi olan Brexit konusunda, İngiltere’nin Birlikten ayrılmasını son derece olumlu karşılaması, AB-ABD arasında müzakere edilen TTIP ticaret ortaklığını ortadan kaldırması, NATO’ya üye olan AB ülkelerinin savunma konusunda üzerine düşen mali yardımları yapmadığından hareketle çok ciddi eleştirilerde bulunması, AB’nin beka sorunu ile mücadele eden Merkel ve Macron’un Trump konusunda büyük bir çıkmaza girmesine sebep olmuş durumda.

Putin ve Çin faktörlerini dikkate aldığımızda ise, AB’nin maruz kaldığı problemlerin daha da derinleştiğini görmekteyiz. Rusya’nın özellikle Ukrayna krizi, Avrupa’da ki popülist hareketlere verdiği destek ve bazı seçimlere siber anlamda müdahale ettiği iddiası gibi konular, AB’nin beka sorunu yaşadığı bu günlerde Almanya ve Fransa’nın her ne kadar Putin yönetimi ile çalışmalarına mani olmasa da, her iki liderinde Rusya’ya karşı teyakkuzda olmaları durumunun devam etmesini mecbur kılmakta. Çin’in ise özellikle AB’nin yakın periferisi olan Kuzey Afrika, Balkanlar ve daha da önemlisi Orta Avrupa’da ki varlığını ve etkinliğini inanılmaz ölçüde arttırması, Avrupa Birliği cenahında ciddi kaygıları tetiklemiş durumda.

Gerek Macron’un gerekse de Merkel yönetimlerinin bir tarafta Rusya ve Çin ile olan ticari ve diplomatik münasebetlerini devam ettirmekle beraber, diğer tarafta Moskova ve Pekin’in Avrupa Birliği projesine karşı oluşturdukları tehdit alanlarını nasıl bertaraf edeceklerine dair ortada gözle görülür bir siyasetin olmadığı da son derece açık.

Tüm bu iç ve dış faktörleri göz önüne aldığımızda, Macron ve Merkel’in altına imza attığı Elysee mutabakatı son derece önemli olmakla birlikte, yaklaşan 2019 AB seçimlerinde pratikte nasıl bir etki yaratacağı ve AB’nin beka sorunu yaşadığı şu günlerde AB projesine makul bakan siyasi hareketlerin ellini ne kadar güçlendireceğini bugünden kestirmek son derece güç.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin