Kriz kaldığı yerden devam edecek

HABER-YORUM | SEMİH ARDIÇ

31 Mart 2019 Mahalli İdareler Genel Seçimi nihayete erdi. Sandıkta her parti adına zafer sayılabilecek neticeler de var ağır mağlubiyet şifreleri de…

Seçim neticelerine geçmeden evvel seçim arefesinde yayımladığım bir makaleyi ve aynı makalenin bir kısmını tekrar nazar-ı dikkatinize takdim ediyorum.

28 Mart’ta tr724.com’da “TL’yi kurtarmak mümkün… Bir şartla” başlıklı makalemi (http://www.tr724.com/tlyi-kurtarmak-mumkun-bir-sartla/) şu şekilde tamamlamıştım:

TL’Yİ NASIL KURTARABİLİRİZ?

“Erdoğan’ın dayattığı “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” isimli tuhaf rejimden vazgeçmeden TL’yi kimse kurtaramaz.

Onun içindir ki krizin çaresi yine milletin kendisidir. Milli iradenin 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünü ilahi bir lütuf olarak gören ve o karanlık geceyi tek adamlığına giden yolda sıçrama tahtası olarak kullanan Erdoğan’a 31 Mart’ta “dur” diyebilecek bir cesaret ve kararlılık sergilemesinden başka bir çare görünmüyor.

Böyle bir irade ortaya çıkarsa iddia ediyorum önümüzdeki hafta Türkiye’ye yeniden para yağmaya başlar. Erdoğan’ın zayıfladığını ve erken seçim ihtimalinin kuvvetlendiğini hisseden yabancılar, alternatif siyaseti tevşik etmek için TL’ye de omuz verebilir.

TL’yi kurtarmak mümkün. Bir şartla…

Madem krizin sebebi Erdoğan’ın hukuksuz ve keyfi idaresidir. Öyleyse hukuk devletine rücu etmeden krizden çıkılabilir mi?

Krizin fâili Saray’da, damadı Hazine’nin başında iken Türkiye’de kimseye rahat yok.”

ERDOĞAN NAMINA HEZİMET, ZİRA…

Oy oranı itibarıyla yüzde 44 ile en fazla oy alan parti olarak 1’nci sırada bulunsa da 31 Mart Seçimi, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) namına ağır bir hezimettir.

İstanbul ve Ankara gibi Türkiye’de siyasetin mihenk taşı iki büyükşehiri kaybetmiş olması AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidar yolculuğunda inişe geçişinin ilk işaretidir.

Haddizatında siyaset sahnesine 1994 senesinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilerek adım atmış bir isim için 25 senenin akabinde İstanbul’u kaybetmek Türkiye’nin tamamını kaybetmekten daha beter bir hüsrandır. Erdoğan geçenlerde, “İstanbul benim canım, onu kaybetmem.” demişti.

SEÇİM HİLELERİ BU SEFER İŞE YARAMADI

Erdoğan o hüsranı son anda zafere dönüştürmek için evvela Anadolu Ajansı üzerinden, akabinde Yüksek Seçim Kurulu nezdinde baskı kurmaya çalıştı.

AA, sandıklar açıldığı andan itibaren AKP ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) müşterek adayı Binali Yıldırım’ı yüzde 72, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile İyi Parti’nin ortak adayı Ekrem İmamoğlu’nu yüzde 19 gösterdi.

Tipik AA taktiği… Oyların yüksek olduğunu gören müşahitler sandıkları terk edecekti ve meydan AKP’ye kalacaktı.

Hazine’den her sene 100 milyon liraya yakın para aktarılan AA, demokratik ve adil geçmesi beklenen bir seçimde yine “Moralleri ilk dakikada bozulsun ve sandıkları bırakıp gitsinler” hilesini tekrarladı.

BİR DEVİR SONA ERERKEN…

İmamoğlu’na son bir çelme atmak için elinden geleni yapan AKP için 31 Mart, bir devrin nihayete erdiğinin resmidir. İktidarın mevcut cesameti ile bu tam olarak anlaşılmayabilir.

AKP bu saatten sonra İstanbul’u hile ile alsa bile çöküşü durduramayacak. Tıpkı İstanbul gibi Ankara da ağır bir mağlubiyetle neticelendi. Erdoğan’ın balkon konuşmasındaki burukluğun sebebi İstanbul ve Ankara’da aranmalı.

İSTANBUL’U KAYBEDEN TÜRKİYE’Yİ KAYBEDER

“Ankara’yı kaybeden inişe geçer, İstanbul’a kaybeden Türkiye’yi kayeder” sözünün nasıl tecelli ettiğini ömrümüz vefa ederse hep beraber müşahede edeceğiz.

31 Mart’ta evvel dikkat çektiğim “başkanlık sisteminin güven oylaması” veçhesi eksikleri ile beraber tahakkuk etmiştir. Halk “tek adam” rejiminden duyduğu rahatsızlığı İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Mersin ve Bolu gibi büyükşehirleri Erdoğan’ın elinden alarak mücessem hale getirdi.

Kütahya, Çankırı, Erzincan ve Bayburt gibi şehirler de muhalefeti ehil ya da fikriyatına yakın görmeyen seçmen eli ile AKP’den alınıp ortağı MHP’ye emanet edilmiştir.

İttifakı İstanbul ve Ankara’yı kaybetmemek üzerine tesis eden Erdoğan bu emeline nail olamadığı gibi ittifak yüzünden yukarıdaki şehirleri müttefiğine kaptırdı.

KRİZ BELİRLEYİCİ OLDU

Halkın tercihinde ağır kriz şartları belirleyici olmuştur. Krizsiz bir seçim ikliminde Erdoğan’ın İstanbul, Ankara, Antalya, Bolu ve Bilecik’i kaybetmesi mümkün değildi.

Mahalli dinamiklerin payını da dikkate alarak Cumhur İttifakı’na karşı çok isabetli bir strateji uygulayan CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) tek adam rejiminde bile demoktratik bir çıkış olabileceğine dair ümitleri yeşertti.

HDP’nin batı illerinde aday çıkarmaması ve Cumhur İttifakı’nın karşısındaki en kuvvetli ismi desteklemesinin haritanın rengini nasıl değiştirdiğini en iyi AKP ve MHP hissetti.

Adana ve Mersin’in MHP’den CHP’ye geçmesinde en etkili âmil Kürt seçmen olmuştur.

HDP’nin Şırnak, Ağrı ve Bitlis’i kaybetmesinde 7 Haziran 2015 Milletvekili Seçimi’nin akabinde devletin asker ve özel harekâtı halkın üzerinde nasıl baskı unsuru olarak kullandığı unutulmadı.

HDP TABANINI MUHAFAZA EDİYOR

“Beka” meselesinin Doğu ve Güneydoğu’da seçmene “Ya AKP’ye oy verin ya da…” şeklinde aksettirildi. Ufak sapmalar haricinde HDP’nin tabanını muhafaza ettiği görülüyor.

Saadet’in oylarını ilk defa konsolide etti ve oylar AKP’ye gitmedi. Eski adresi Saadet’in AKP’yi yavaşlattığı bir seçimi geride bıraktık.

İyi Parti’nin hâlâ kalıcı taban teşkil edemediği tek belediye başkanlığı alamamasından anlaşılıyor. Ancak ittifak içinde bir varlık gösterebilen yüzde 7 ila yüzde 11 arasında dalgalanan bir parti hüviyetinde İyi Parti.

İMAMOĞLU VE YAVAŞ’IN GETİRDİĞİ DEĞİŞİM RÜZGÂRI KALICI OLURSA

CHP’nin İstanbul ve Ankara zaferi kendi tarihi açısından “küllerinden doğmak” sözü ile eşdeğer.

İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, Ankara’da Mansur Yavaş muhafazakâr sağ seçmenden oy alabilecek samimi ve tutarlı bir siyasi çizgi ortaya koyarak bu başarıya imza attı.

CHP’li belediye başkanlarının aynı çizgide devam etmeleri halinde müteakip seçimde partilerinin milletvekilliği sayılarını da yukarı çıkarabilecek bir potansiyeli yakaladığı ortada.

CHP muhafazakâr seçmene ulaşmanın yollarını 31 Mart tecrübesi ile tekrar tekrar aramalı.

AKP’NİN TABANI

Ekonomik kriz şartlarında yapılmış bir seçimde 20 milyon oy almış olması AKP’nin iktidarda bulunduğu 17 sene içinde kamu imkânları ile devşirdiği bir seçmen kitlesinin mevcudiyetine işaret ediyor.

O kitle devletin kasasından verilen engelli, malüllük yardımları gibi çeşitli yardımları AKP’nin gitmesi halinde kaybedeceği endişesini taşıyor. AKP’ye bu saikle sımsıkı sarılıyorlar.

Erdoğan’ın iktidarının zirvesinde iken aldığı bu darbenin siyasette, ekonomide ve diğer devletlerle münasebetlerde ciddi tesirleri olacak.

KRİZLE YÜZLEŞME VAKTİ

Erdoğan için iktisadi kriz ile yüzleşme vakti geldi. Şu ana dek seçimde oy kaybettirir diye tehir ettiği tedbirleri almazsa kriz daha da ağırlaşacak.

Patates-soğan fiyatını düşürmek vaadiyle kurduğu tanzim satış çadırlarını tahmin ettiğimiz gibi 1 Nisan’da sökmeye başlaması artık baldıran zehirini halka içirmeye başlayacağını gösteriyor.

Türkiye kendisinin tesis ettiği dört başı mamur sistem krizini 31 Mart Seçimi ile aşmayacaktı. Neticede seçim mahalli idareleri tespit için yapıldı.

Amma velâkin sandıktan çıkacak mesajın mahiyeti herkes için mühimdi.

Türkiye’nin 2014 haritası ile 2019 haritasındaki renk farklılıkları rota değişikliği için cesaret vericidir. Erdoğan’ın diktiği Başkanlık elbisesinin Türkiye’ye dar geldiğini herkes bir sene bile geçmeden iliklerine kadar hissetti.

PİYASALAR BİR MÜDDET BEKLEYECEK

Liyakatsiz damadının Hazine’yi perişan hale düşürdüğü ortada iken halk aynı tempoda hiçbir şey olmamış gibi hareket edemezdi.

Piyasaların 31 Mart Seçimi’nde en fazla dikkat kesildiği kısmı da burası. O yüzden harici faktörlere bağlı inişler çıkışlar haricinde içeriden mütevellit risk parametresi bir müddet beklemeye alınacak.

Yabancılar değişim umuduna kendi imkânları ölçüsünde destek vermeye istekli. İlk gün piyasanın tepkisi bu “bekle-gör” tavrını ortaya koydu. Geçen haftaki fırtınayı hatırlayın.

Erdoğan 50-60 milyar dolar kaynağı iki aya kadar buldu buldu, aksi takdirde değişim adına verilen muvakkat krediyi yanlış anlamasına müsaade edilmeyecek.

Hele hele ABD ile füze inadına devam ederse dolar yeniden fırlar. Kriz kaldığı yerde bekliyor.

Türk Lirası henüz kurtarılmış değil. Şimdi acı hakikatlerle yüzleşecek Türkiye. Bu yüzleşme vakti siyasette farklı filizler verebilir.

ERKEN SEÇİM İHTİMALİ GÖZARDI EDİLEMEZ

Döviz ve faiz cenahında ara ara o baskıyı hissettireceklerdir. Krizin sebepleri ortadan kalkmadıkça kriz bitmeyecek tespitimin tekrar altını çizdim.

Erdoğan olup biteni idrak edebilirse ve yıktığı hukuk devletini imar etme yolunda ikna edice adımlar atarsa 2022 senesini görebilir. Bu kendi idam fermanı imzalamak değil mi? Olabilir.

Geçmişte söylediği gibi milletin kazanması pahasına idam fermanını imzalayarak herkesi şaşırtabilme fırsatı önünde duruyor.

Son üç senedir yaptığı gibi baskı, tedhiş ve hukuk cinayetleri ile iktidarını tahkim etme hatasında ısrar ederse kriz içinde krizlerle şoke olacak.

Tıpkı 24 Haziran 2018’de çıktığı başkanlık tahtında gün yüzü görmediği gibi istibdat günlerinde kendisine duyulan umumi öfke daha da büyüyecek.

ARTIK BASKI VE ZULÜMDEN VAZGEÇMELİ


Her tutuklama haberi, temel hak ve hürriyetleri daraltıcı her adım, yolsuzluk ve rüşvet erken seçim ihtimalini kuvvetlendirdiği gibi Erdoğan’a verilen halk desteğini yüzde 20’lere kadar çekecektir.

Baskı ve zulümlere duyulan öfke de 31 Mart’ta sandığa aksetti.

Milli iradenin işaret ettiği güzergâh herkesin asgari müşterekleri adına en makul olan güzergâhtır. Hastalıklarından arınabilirse o güzergâhta AKP çizgisi de diğer siyaset kurumları gibi var olmaya devam edecektir.

31 Mart’ı yabancı gazetecilerin Türkiye’de ikamet edenlerden daha berrak teşhis ettiğini hatırlatarak seçim müzakeresinin ilkine burada nokta koyuyorum…

Devam edeceğim nasipse…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin