Ana Sayfa Güncel Korku A.Ş.

Korku A.Ş.

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Aslında belki tam olarak şirket diyemeyiz belki. Daha çok şebeke… Gönüllülerden ve profesyonellerden oluşan bir tuhaf organizma demek daha doğru belki…

Kuruluş tarihi bugün değil bu şirketin, yakın geçmiş de değil.

Eski belki, epey eski hatta.

Nesilden nesile, belki arada jenerasyonlar arası kopukluk olmasına rağmen bir ruhsal vesayet sistemi ile çalışan, biriktirilen korkulardan miraslar bırakan, kuruluş amacı ve sermayesi “Nefret” olan bir şebeke bu.

Şirketin patronları genelde ortalıkta görünmüyorlar. Çok nadir olarak bazen kontrol dışı gölgelerini görmek mümkün. Belki bizzat bu network için çalışanlar bile tanımıyorlar esas sahiplerini. Hedef, “ülküde birlik” olunca ne patronluğun önemi kalıyor ne işçiliğin, ne şahlık ne de piyonluk fark ediyor, nihayetinde aynı kutunun taşları bunlar!

Dediğim gibi, belki fonksiyonlarına göre bir “ustalık” ya da “profesyonellikten” bahsedebiliriz. Kimi hayatını bu işe vakfetmiş, kimi çıkarı doğrultusunda kısmi işbirliği içinde taşıyor nefret üretim bandına korkuları.

Kendilerinden önce bu işi yapanları çok fazla tanımalarına da gerek yok aslında, hedef aynı, yöntem değişebiliyor zamanla. Bir de kavramlar ve argümanlar güncelleniyor dönem dönem.

Konjonktüre göre görünürlükleri oluyor, kimi zaman her yerdeler zannedebilirsiniz, kimi zaman da sanki hiç yoklarmış gibi gelebilir size.

Ama hep oradalar ve üretim bantları sürekli çalışıyor bir şekilde. Kabataslak 70-80 yıllık bir kurumsal deneyime sahipler diyebiliriz belki. Bu nedenle bazı şeyleri çok iyi beceriyorlar; misal toplumun en zayıf olduğu anda, nereye vuracaklarını, nefret yükledikleri konteynırları nereye yıkacaklarını çok iyi biliyorlar.

Bu anlamda fırsatçılıkta da çok gelişmiştirler.

Bir özellikleri daha var. Sadece “öcü” üretmekte mahir değiller. Kendi tıynetlerine göre kahraman da üretebiliyorlar, hain de… Ne ki ne kahramanları gerçek kahramandır ne de hainleri gerçek hain. Hatta tam tersi bir anlam bile çıkarılabilir onların üretmeye çabaladıkları algılardan.

Ortak hedefe yönelmiş bir tür zihni ve idraki kilitlenmiş nefret ordusu diyebiliriz onlara. Ve abarttığımı zannetmeyin, inanılmaz acımasızlaşabiliyorlar aynı zamanda. Bırakınız düşman olarak addettiklerine her türlü zulmü, iftirayı, kötülüğü reva görmeyi, kimi zaman kendi içlerindeki şebeke mensuplarından birilerini bile harcamaktan asla geri durmuyorlar.

Böylelikle bir yandan timsah gözyaşı dökerken diğer yandan korkunun onlara açtığı yeni yollarda, yeni köşe başı tutmaya çabalıyorlar.

“Neden?” sorusuna verilecek en genel cevap belli aslında lakin, bu işin hikmeti kadar patolojik de bir yönü var.

Onlara sorarsanız, bu memleketi en çok kendileri seviyordur. Hatta çoğu zaman bağırıp çağırarak, ağızlarından köpükler savurarak bu ülkeyi ne kadar sevdiklerini dinlersiniz. Ancak bir tane örnek gösteremezler bu vatan aşkı için yaptıklarına. Sadece kan akıtmış, kaos oluşturmuş, can almışlardır sevgi adına.

Hastalıklı bir sevgidir bu.

Marazidir.

Zira “bizim kadar kimse sevemez”den çıkar her şey. Kendileri dışında sevenlerin bu topraklara zarar vereceğini düşünürler. Kalabalıklar zaten umurlarında değildir. Bir değil birkaç milyon insan bile bu uğurda harcanabilir, ne gâm!

Ve her hastalıklı sevginin uçurumu onları bekler aslında, ellerinden kayıp gittiğine inandıkları anda “Ya benimsin ya toprağın” arabeskine sapar yolları.

Eskiden tek boyutlu ya da kutuplu bir korku kulesi vardı. Şimdi bizatihi devlet bu korkuyu abartarak kullananların eline geçti, hatta oyuncağı oldu bunların.

Geçmişin korkutulanları bunlar. Yani aslında taraflar bu meselede.

Normalde mağdurun zalimleşmesinin sonucu oluyor bu durum. Dünün korktulanı bugünün heyulasına dönüşmüş durumda.

Sizi bilmem ama 104 Amiral Bildirisi’ne bu perspektiften bakılması taraftarıyım.

Eskinin öcüleri yeni öcülere “bööö” yapıyor bir nevi.

Yeni öcüler tarihte görülmemiş bir talan hareketinin de temsilcileri oldukları için, değil memleketi, gezegeni bile yakarlar kendi ikballeri uğruna. Öyle “höst” deyince kaçma lüksleri yok bu sebeple.

Bugüne kadar iki iyi bir kötü, idare ettiler memleketi.

Ortakların biri altını üstüne katıp yerken memleketin, diğeri yetişmiş kitlelerini talan etti, kırdı geçirdi. Karşılarında kendilerini tepeleyecek derecede donanımlı, demokrat bir kitle bırakmadılar. Cahil ve yobaz bir kitle ile daha kolay baş edeceklerini düşündüler sanırım.

Ancak öyle olmayacak gibi.

Her şekilde milletin ve vatanın aleyhine bir durum. Kazananı olmayan bir korku iktidarının mücadelesi veriliyor.

Normalde 5’i bile bir yerde buluşamayacak 104 amirali bir araya toplayan temel motivasyon da bu sanırım.

Bu ülkeye madden ve manen çok şeye mal oldu bu şirketlerin faaliyetleri. Çok zaman kaybettirdi, çok para kaybettirdi, çok insan kaybettirdi.

Şimdilerde iktidarlarının altın çağını yaşıyorlar. Üretim bantları hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde dönüyor. Gece gündüz korku, nefret ve hain üretiyorlar bir yandan.

Üzülerek söylemeliyim ki, bu saatten sonra bu memleket iflah olmaz gibime geliyor. 15, belki en az 20 yıl gerekli on yıl öncesinin temel hak ve özgürlükler alanında aynı pozisyona gelmek için.

Eğitim, ulaşım, sağlık alanında ise daha fazla süre gerekiyor. Çünkü dünün heyulalarıyla bugünün öcüleri el birliğiyle biçtiler değerli olan ne varsa!

Canı yanan biz olmasak belki bu filmi izlemek keyifli bile sayılabilir ama ne yazık ki büyük acı ve çileler yaşanıyor bu yüzden.

Ne diyelim, Allah masumları bu iki korku şirketinin şerrinden korusun!

HENÜZ YORUM YOK