Kadınlara musallat olan dinbazlar çağı

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

‘Biliyor musunuz’ diyordu Cahit Zarifoğlu, ‘Ben bu çağdan nefret ettim/Etimle kemiğimle nefret ettim. Genç sayılır bir yaşta ölmüş olmasaydı ve bugünleri görseydi sanıyorum şiirini şöyle değiştirirdi. Ben bu çağdan tiksindim/Etimle kemiğimle, bütün hücrelerimle, iğrendim…

Zarifoğlu’nun ölümüne çok üzülmüştüm ama, kendi yaşadığı çağdan çok daha aşağılık bu çağı görmediği ve şair ruhuyla yaşananlara tanıklık etmediği için meğer ölüm ona büyük bir rahmetmiş.

Hele de bu aşağılık çağın, kendi arkadaşlarının eliyle ya da suskunluğuyla kurulduğunu görseydi muhtemelen ‘kadınlara musallat olan dinbazlar çağı’ diye başka bir şiir yazardı.

Yeryüzü çok alçak gördü, çok aşağılık yönetimlere, tiranlara şahitlik etti ama muhtemelen, doğum esnasında kadınlara kelepçe takan, zulmeden bir güruh daha önce görmedi. Tarih boyunca kadınlara böylesine musallat olan, lohusa kadınları tutuklayan, bebekleriyle birlikte zindana gönderen, işkence eden, denizlerde boğan bir yönetim görmedi.

Cahit Zarifoğlu bu alçaklığa suskun kalmazdı ama yakın arkadaşı Rasim Özdenören hiç ses etmedi. Sezai Karakoç zulüm çağında tarafsız kalmayı tercih etti. İsmet Özel’i burada anmaya bile gerek yok. Sibel Eraslan’ın hiç umuru olmadı, Nihal Bengisu’nun korkuları vicdanından üstün geldi. İskender Pala, Nazan Bekiroğlu, Yıldız Ramazanoğlu, Cahit Koytak fildişi kulesinin mutlu mahallelerinde yaşayıp aşağılara hiç bakmadılar.  

Doğum esnasında bile ellerindeki kelepçe çıkarılmayan bir ülkede olanlara tek bir kere bile ne oluyor diye sormadılar. Birilerine duyduğu kini doğum yapan gencecik kadınlardan çıkaranların suç ortaklarını bizden sonrakiler de bilsin.

Zulme itiraz etseydiniz bir şeyci olmazdınız, sadece insan olmanın gereğini yapmış olurdunuz. Mekke’nin müşrikleri bile mazlumlara yapılanlara itiraz etme yürekliliğini gösterip, Daru’n Nedve’nin kararını Kabe’nin duvarından yırtıp atmışlardı. Zulüm bizdense ben bizden değilim diyen Rachel Corrie gibi yürekli olmanızı da kimse beklemiyor. Sadece insan olmanın asgari şartlarını yerine getirebilirdiniz. Lohusa kadınlar için değil kendiniz için.

Bu yazdıklarımız ve yazacaklarımız bugüne kadar vicdanında yaprak esintisi olmayanlara hiç ama hiç tesir etmeyecek biliyorum. Onların vicdanlarından zerre kadar beklentimiz de, umurumuz da yok. Yola çıkarken onları hesap ederek çıkmadık. Sadece tarihe kayıt düşmek için yazıyorum.

Zalimin kılıcını yalayanları yazalım ki Nazi dönemi bittiğinde o zamanda kim ne yapmış hatırlayalım. Hem bugünleri görmeyen gelecek nesil de Türkiye’nin Nazi yıllarında ne olmuş diye bakarken, kimin ne olduğunu bilsin.  

Buraya aklıma gelen herkesin ismini yazıyorum. Siz de yazın, zalimler lohusa kadınlara musallat olduğunda susanları, onlara çanak tutanları, ve yapılan zulümleri savunanları tek tek yazın., Sibel Eraslan’ı, Özlem Topal’ı, Fatma Benli’yi, Ayşe Böhürler’i, Leyla Şahin’in, Elif Çakır’ı, Leyla İpekçi’yi, Sadık Yalsızuçanları, Hacer Kocabaş’ı, Ümit Meriç’i, Erol Göka’yı, Hasan Öztürk’ü, İsmail Kılıçaslan’ı, Faruk Beşer’i, İbrahim Kavheci’yi, Dücane Cündioğlu’nu, Mustafa Kutlu’yu, Mevlana İdris Zengin’i, Şükrü Karatepe’yi, Mustafa İslamoğlu’nu… Ahmet Taşgetiren, Fehmi Koru…

Zulüm zamanında toplumun vicdanı niye yoktur, çünkü aydınlarının ve alimlerinin dili yoktur.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin