İtalya-Polonya ittifakı ve Avrupa Birliği’nin geleceği

HABER-YORUM | EBUBEKİR IŞIK

Bundan birkaç yıl kadar önce İtalya’nın ‘Lega North’ partisi başkanı ve Polonya’nın ‘Prawo i Sprawiedliwość’ partisi başkanı bir araya gelse, büyük ihtimalle Avrupa’nın iki milliyetçi partisi bir araya geldi şeklinde Avrupa Birliği basınında ikinci ya da üçüncü sayfada yerini alacak bir haber olurdu.

Ancak, geçtiğimiz ay Matteo Salvini ve Jaroslaw Kaczynski’nin Varşova’da bir araya gelmesi yalnızca bu iki ülkede değil, tüm Avrupa Birliği kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. İtalya içişleri bakanı Matteo Salvini Varşova’da muhatabı ile buluştuğunda, bu buluşmanın bir ittifaka dönüşeceğini ve önümüzdeki Avrupa Birliği seçimlerinde bunun sonuçlarının görüleceğini ifade etmişti. Her iki lider de özellikle İslam karşıtı söylemler, mülteciler meselesinde son derece katı bir tutum, ABD başkanı Donald Trump’a karşı sempati duyma ve Putin ile sahip oldukları özel ilişkiler bakımından bir takım belirgin ortak özelliklere sahip.

İngiltere’nin 29 Mart’ta Avrupa Birliği’nden ayrılacağını öngörürsek, Avrupa Birliği’nin en geniş üçüncü (İtalya) ve en geniş beşinci ülkesinin (Polonya) kuracağı böylesi bir ittifakin hali hazırdaki Avrupa Birliği’nin merkez partilerini derin kaygıya sevkettiğini ve sevk etmeye devam edeceğini ifade etsek yanlış olmayacaktır.

Avrupa Birliği karşıtı yeni blok

İki liderin Varşova’da yaptıkları basın toplantısı esnasında özellikle Salvini’nin Avrupa Birliği yanlısı Macron-Merkel ittifakına açıkça referansta bulunması, aslında Brexit sonrası süreçte İtalya ve Polonya’nın Avrupa Birliğini her zamankinden daha fazla şekillendirmek istemeleri ile de açıklamak son derece mümkün.

Bu iki liderin (Matteo Salvini ve Jaroslaw Kaczynski) Macaristan başbakanı Viktor Orban’ın da desteğini alarak oluşturacakları muhtemel koalisyon, Mayıs ayının son haftasında cereyan edecek Avrupa Birliği seçimleri üzerinde son derece büyük etkilere sahip olacak. Bir tarafta bu koalisyonun Avrupa Komisyonu’nun ve Avrupa Dış Eylem Servisi’nin (European External Action Service – EEAS)  başına kimlerin geçeceği konusunda ellerinde her zamankinden daha fazla bir güç yekünü bulunduracakları tahmin edilirken, diğer tarafta Avrupa Parlamentosu’nda elde etmelerini bekledikleri artan sandalye sayıları ile, Avrupa Birliği’nin kazandığı egemenlik yetkilerini Birliğin üyesi olan devletler lehine geri çevirme çabasına girecekleri de son derece muhtemel.

Aslında bahsi geçen bu ortaklığa daha fazla ihtiyaç duyan tarafın Jaroslaw Kaczynski olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır. Avrupa Parlamentosu’nda 18 vekili ile Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri Grubu (ECR) içerisinde yer alan PiS’in, aynı grupta görev yapan İngiliz Muhafazakar Partisi’nden olan dostlarının Brexit süreci ile ECR grubundan ayrılacak olması, bu grubun siyasal etki açısından büyük bir yara alacağını göstermekte. İngiliz muhafazakarlarından boşalacak sandalyeleri, Salvini’nin partisinden Avrupa Parlamentosu’na seçilecek vekiller ile doldurmak isteyen Polonya hükümet partisi PiS, Salvini ile kuracağı böylesi bir ittifakın en büyük kazananlarından biri olabilir.

Hali hazırda Salvini’nin partisi olan ‘Lega North’ Avrupa Parlamentosu’nun en küçük gruplarından birinin üyesi ve sadece 6 vekile sahip. Fakat, Salvini’nin İtalya’da büyüyen popülaritesi ve İtalya dışında birçok uluslararası odak tarafından desteklenmesi, Mayıs ayında yapılacak AB seçimlerinde özellikle Avrupa Parlamentosu’nda ki milletvekili sayısını büyük oranda arttıracağı beklentisini güçlendirmekte.

Avrupa Birliği’nin kaderi ve İtalya-Polonya ittifakı

Matteo Salvini’nin partisinin hususiyle Avrupa Parlamentosu’nda alabileceği sandalye sayısı ile alakalı tahminler ortaya koyan Avrupalı kamuoyu şirketlerinin muhtelif öngörülerine baktığımızda, yaklaşık 20-25 bandında bir vekil sayısına sahip olacağını ifade edebiliriz. Benzer şekilde PiS’in de AP’deki vekil sayısında birkaç artışın olabileceğini düşündüğümüzde, her iki partinin kuracağı koalisyonun hala önemli ölçüde bir azınlık gücü olacağının altını çizebiliriz.

Bu açıdan bakıldığında, İtalya ve Polonya’nın kuracağı bu ittifakın etki gücünü arttırması ve Avrupa Birliği’ni kuran hukuki metinlerin tekrar değişimini sağlaması için mutlak surette başka siyasi partilerin desteğine ihtiyaç duyacaktır.

Fakat bu partilerin desteği olmasa dahi, şu anki etkileri ve mayıs ayında yapılacak AB seçimlerindeki yükselen grafikleri ile her iki partinin oluşturacağı, belki sonrasında Macaristan ve Avusturya gibi ülkelerin destek vererek büyüyeceği bu blok, Avrupa Birliği’nin karar alma süreçlerini son derece yavaşlatacak ve bu durum Brüksel’in üye ülkeler nezdindeki etkisini ve prestijini her zamankinden daha da menfi bir yere taşıyabilir.  Bu perspektiften bakıldığında, Polonya-İtalya ittifakının yalnızca AB yanlısı Macron-Merkel ittifakına karşı değil, bugünkü AB formu ve yapısına da büyük bir tehdit oluşturdukları son derece açık.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin