İcradan satılık başkanlık

Şunun şurasında ne kaldı!

HABER-YORUM | SEMİH ARDIÇ

Krizde şirketlerin ne hale geldiğine dair birkaç vaka: Japonya’nın kimya devlerinden DIC Corporation’a ait Sun Chemical, İzmir’de imalat yapan Makrochemical Endüstriyel Kimyasalları isimli şirketi satın aldı.

Sabancı Holding’in otobüs ve midibüs imal eden markası Temsa (30 milyon dolara) borçları yüzünden yok pahasına İsviçre’ye satıldı.

Temsa’nın iş makinaları kısmı da her an Japon Marubeni’ye devredilebilir.

EMAŞ DA SESSİZ SEDASIZ SATILDI

Plastik devlerinden Emaş da Japonya’ya (Sumika Polymer Compounds Europa) gelin gitti.

11 Haziran’da İstanbul’da bir başka firma daha el değiştirdi. 1990’lı senelerde 400’e yakın mağazaya ulaşan spor giyim markası Tiffany&Tomato da krizde kepenk indirdi.

Birkaç sene evvel kapısında İtalyan ve İngiliz firmaların sıraya girdiği bir marka icralık oldu.

Bakırköy 13’üncü İcra Dairesi’nde satış ihalesinde tek talip vardı. O da icraya düşen firmadan alacaklı Ayris Tekstil ve Sanayi Ticaret Limited Şirketi idi.

İHALE 5 DAKİKA SÜRDÜ

Başka talip çıkmayınca marka, muhammen bedelin yarısına tekabül eden 1,5 milyon TL’ye el değiştirdi. Ünlü markanın icra dairesindeki satışı 5 dakikada bitti.

Tiffany&Tomato bir dönemin en ünlü spor giyim markalarından biriydi. Krizde icralık oldu. 5 dakikada yarı fiyatına satıldı.

Senelerce büyük emek ve sermaye sarf edilerek büyütülen bir marka için hazin bir final…

Ayris Tekstil Firması, Tiffany&Tomato’yu 1 milyon 363 bin 904 TL alacağına mukabil aldı.

OKURDAN GELEN MEKTUP

Muhterem okurlarımdan gelen e-postalardan birinde, “Siz krizi rakamlarla ortaya koyuyorsunuz. Rakamlar gayet net. Bunlar bizim için önemli. Fakat Türkiye’nin battığı falan yok. Lütfen yanlış anlamayın. Neye inanacağımızı şaşırdık.” cümlesi dikkatimi çekti.

Bir hususun altını çizeyim: Ekonomiye dair makaleleri Türkiye’nin batması için kaleme almıyorum. Hiç bir gazeteci ya da iktisatçı böyle bir niyetle bilgisayarın başına geçmez.

Bir dönem kutup yıldızı gibi parlayan memleketin çöküşünü yazmak başlı başına bir elem sebebidir.

Gazetecilerin vazifesi hakikate ışık tutmaktır. Ben de öyle yapma gayretindeyim.

SADECE İKAZ ETMEKLE MÜKELLEFİZ

Krize karşı devleti idare edenleri, iş âlemini ve sokaktaki insanı karınca kararınca ikaz etmek için adeta çırpınıyorum. İkaz etmişsek mesuliyet icra makamını işgal edenlere aittir.

Son bir senedir kronik bir hal alan iktisadî kriz göstere göstere geldi.

İktisat bilimini hafife alan, devlette ve özel sektörde liyakati itibarsızlaştıran, hak ve adaletten uzaklaşan bir iktidar ağzıyla kuş tutsa sermayeyi ikna edemez.

Bunu bile bile Türkiye akıntıya karşı kürek çekiyor. 982 şirketin sahiplerinin elinden alınıp Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devri sözün tükendiği, anayasanın ayaklar altına alındığı yerdir.

UCUBE BAŞKANLIKTA BİR SENE: DEVLET ÇÖKTÜ

Faiz ile enflasyon arasındaki illiyeti bile anlamaktan aciz Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 Haziran 2018’de mazbatasını aldığı “ucube başkanlık” sistemi işlemiyor.

Devlet mefluç halde. Mülkiyet hakkı, düşünce ve ifade hürriyeti Afrika’nın bile gerisine düştü. Türkiye dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine döndü.

Dört başı mamur yerli ve millî sistem krizinin öncüleri, artçıları derken Türkiye giderek küçülüyor. Şirketlerinin piyasa değeri azalıyor. Borçlar boyumuzu aştı.

BORCUMUZ 5,5 TRİLYON LİRA

Fert başına gelirde 10 bin dolara çakıldık, orta gelir tuzağından kurtulamıyoruz derken 31 Mart itibarıyla 8 bin 500 dolara indik. 2017 sonuna kıyasla herkes 2 bin dolar daha fakir.

Aynı dönemde dahili ve harici borcumuzun yekûnu ise 4,1 trilyon liradan 5,5 trilyon liraya çıktı. 1,5 senede 1,4 trilyon lira daha borç için “yiğidin kamçısıdır” dedik.

Borcu böylesine süratli artarken geliri azalan, şirketleri icradan satılan, refahını kaybeden bir halk hâlâ krizi uzaklarda arıyorsa buna dair uzun uzun düşünmek lazım.

90’LARI ARATMIYORLAR

Bu kadar vahim bir krizde bile güllük gülistanlık manzara resmi çizebilen Erdoğan ile Hazine’nin anahtarlarını teslim ettiği damadı Berat Albayrak acı hakikati dilediği kadar saklasın.

İkisinin anlattığı masallar halkın karnını doyurmuyor. Harici bir destek olmadan Türkiye’nin mevcut krizden çıkması imkânsız.

Hazinecilerin borçlanma ihalelerinde bankalara nasıl dil döktüğünü duyuyoruz. 90’ları aratmıyorlar.

Kim derdi ki Erdoğan çok arzuladığı başkanlığın ilk senesinde böyle bir krize toslayacak. Krizden evvel Kanal İstanbul’a zinhar söz ettirmeyen Erdoğan çılgın projeleri ağzına dahi almıyor. Zira para kalmadı.

Değil Karadeniz ile Marmara Denizi arasında İstanbul Boğazı’na paralel bir kanal kazmak, yakında belediyeler rutin su ve kanalizasyon hizmeti veremeyecek hale düşebilir.

Türkiye’de özel sektörün vadesi geçmiş borçları şimdilik bankalar tarafından yüzdürülüyor.

IMF UZAKTAN SEYREDİYOR

Şimdilik bankaların verdiği 110 milyar lira kredi battı. Devletin istatistiklerine yazılacağı günü bekleyen kredilerle rakam 220 milyar lirayı buluyor.

Bankalara batıkları kurtarma sözü veren hükûmet ise top çeviriyor. Kelin ilacı olsa başına sürecek.

Bütün bu maskeli baloyu Uluslararası Para Fonu (IMF) uzaktan pür dikkat seyrediyor.

IMF İcra Kurulu’nu teşkil edenler, balonun sonunda Erdoğan’ın başkanlık koltuğunun icradan satılık hale geleceğinden o kadar emin ki!

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin