Hayatın iki yüzü; gençlerin dini değerler karşısındaki tercihleri 

AHMET KURUCAN | YORUM 

11 Mart Cumartesi günü başlayacak Ramazan Allah nasip ederse. Bugünden bakarsanız neredeyse tam 3 ay var. Ramazan’ın ilk haftasında okuduğu üniversitedeki spor kulübünün aktif ve vazgeçilmez bir oyuncusu olarak turnuvaya katılacak. Derdi, telaşesi, acısı, ıstırabı şimdiden düşüncelerini boğuyor. Ne yapacağım diyor gencimiz?

“Oruç tutabilirim ama bir taraftan oruç, öbür taraftan çok yoğun efor gerektiren oyunları nasıl oynayacağım? Oruç performansımı etkilerse -ki etkileceğini düşünüyorum- bu durumda okul takımındaki sorumluluğumu yerine getirmemiş olacağım. Öbür taraftan Allah’ın emri. Müslüman olmamın gereği. Bu yaşıma gelinceye kadar hiç aksatmadığım ibadetim. Öyle ikilem içindeyim ki aklıma geldiğimde daha Ramazan’ın gelmesine 4 ay olmasına rağmen uykularım kaçıyor.”

Bu gencimizi yetiştiren anne baba ne kadar sevinse sezadır değil mi? Ya da onun bu dini duyarlılığa sahip olmasında etkili olan yakın ve uzak çevresi. Bu arada Amerika doğumlu bu gencimiz. Doğduğu günden bu yana dünyanın en kozmopolit şehirlerinden biri olan New York’da yaşamış. Las Vegas ya da Atlantic City için söylenen “Günah Şehri” tanımını aratmayacak mekanlarla dolu bir şehirde. Dini adına ne öğrendiyse burada öğrenmiş ve şimdi böyle düşünüyor. Umarım bu satırları okuyunca siz de çok sevinmişsinizdir. Belki de gurur duymuşsunuzdur o anne baba namına. Belki de iç geçirmişsinizdir ‘Benim de oğlum, benim kızım da keşke böyle olsaydı!’ diye. Zaten benim anlatacağım ikinci hadise de bununla alakalı.

Amerika’ya çok küçük yaşlarda gelmiş gencimiz. Üniversitede okuyor. O da diğer gencimiz gibi dini duyarlılığa sahip anne babanın evladı ve onların terbiyesi altında yetişmiş. Fakat şu an itibariyle dini kimlik arayışı içinde. “Ben Müslüman değilim artık.” diyor ve bunu açıkça hem anne babasına hem de çevresine ilan etmekten çekinmiyor. Aşmış o noktayı. Önceleri üzülürler belki diye endişe etmiş, söylememiş. Sonra ikilem içinde yaşamak onu çok ciddi rahatsız edince açıktan söylemeye karar vermiş. 

“Yüce bir yaratıcı var mı yok mu emin değilim.” diyormuş anne babasına. Literatürde agnostik dediğimiz bir yerde duruyor ve arayışını devam ettiriyormuş. Geçenlerde Elif Şafak’ın Aşk romanını İngilizcesinden okuyormuş. Çok etkilendiğini söylemiş. Anne baba sevinçlere gark olmuş. Baba “Umudumu hiç yitirmedim. Bir gün gelecek geri dönecek.” diyormuş sürekli ve bunu bir sinyal olarak kabullenmiş, dualarıma devam ediyorum diyormuş.

Bir Anadolu kenti. Milyonluk nüfusa sahip. Bir hafta önce aynı ofiste çalıştığım arkadaşım Zoom aracılığı ile muhabbet yaptı orada bulunan bazı kişilerle. O konuşma biter bitmez morali alt üst olmuş bir vaziyette salona girdi. Çalışma arkadaşlarımdan birisi farketti ve “Ne oldu ağabey?” dedi. Sohbette görüştüğü kişilerin “Kelle koltukta” tabirinin tam anlamıyla yerine oturduğu bir zeminde yapagelmiş oldukları mücadelelerden bahsetti.

Devletin orantısız gücüyle zulme maruz kalan insanların nasıl hayatta kalma mücadeleleri verdiklerini ve buna rağmen dün evet dedikleri davalarına bugün de nasıl sahip çıktıklarını anlattı. “Sordukları sorulardan bile bu sonucu çıkartmak mümkündü bırakın anlattıklarını!” dedi.

“Ne oldu ağabey?” sorusunu soran arkadaş sohbeti yapan arkadaşımı teselli edeceği yerde, “O da bir şey mi?” dercesine daha çetin şartlar altında mücadele örneklerinden birisi anlatmaya başladı. Daha fazla dinleyemedi o duyarlı insan ve artık yeter dercesine o mekanı terk etti. Empati duygusunu yoğun yaşayan insandan başka bir davranış beklenmezdi zaten. İyi de etti bence. Bilmem ki moral olarak toparlanması kaç günü alacak, göreceğiz.

Bir zamanlar yukarıdaki satırlarda anlattığım ve hâlâ mücadelelerine devam eden insanlarla aynı kulvarda koşmuş birisi. 17/25 ve hele hele 15 Temmuz sürecinden sonra Cemaat’in topyekün düşman ilan edilmesine karşı mazlumlara, mağdurlara sahip çıkmak için elinden geleni ardına koymamış. Fakat sürecin uzamasına bağlı olarak o düşüncelerini yavaş yavaş kaybetmiş ve şimdilerde bambaşka bir yerde. Bu uzaklaşma süreci onu dini değerlerden de kopartmaya başlamış. Farkında yaşadığı bu olumsuz değişikliklerin. Farkında olmayanlar da var. Dününü inkar edercesine dinden imandan bütün bütün kopanlar da var.

4 ayrı hadise aktardım sizlere ve yazının başlığına ‘Hayatın İki Yüzü’ dedim. Bir vahidin iki ayrı parçası. Hayata bütüncül bakmalıyız. Gerçeğin bir yüzünü görüp sevinmeye amenna ama bu diğer yüzünü görmemize engel olmamalı. Her ikisi ile de yüzleşmek zorunda olduğumuz hakikatini bize unutturmamalı. Bizim de gerek kendimiz gerekse evlâd ü iyâlimiz adına o gerçeğin ikinci yüzüyle karşılaşabileceğimiz endişesini sürekli içimizde taşımalı ve tedbirlerini şimdiden almalı. 

Yoksa…

Evet “yoksa” yazdıktan sonra zihnim de kalemim de durdu. Onu da herkes kendisi yazsın ve okusun. Evet, yoksa???

7 YORUMLAR

  1. İnsanoğlunun inancı itikatı ve yaşantısı, Devleti idare edenlerin inancı itikatı ve sorumluluklarındaki sisteme göre şekilleniyor. Osmanlı ahalisi ile Cumhuriyet ahalisi gibi, Rahmetli Özal ile şu andaki Süfyanın dönemi gibi. Allah var, gam yok. Rabbim Milletimize tarihte ne badireler atlattırdı. Bunu da atlatıp, kıyamete kadar rahmetle yad edilecek, Asrı Saadete yelken açtıracak. Biiznillah 🤲🇹🇷

  2. Bazi tesbit ve yargilamalar kesitsel olabiliyor. Yani birisi bugun bir gunaha girdiyse ya da Allah’in varligini sorguladiysa onu omurboyu zihnen mahkum edemeyiz. Dunya denen meydanda hersey heran degisiyor. Hukum vermede aceleci degil temkinli olmamiz gerekir. Tedricilik ve eriticilik hizmetin tarzindandir zaten. Eljn gayrimuslimine bu telakkiyle yaklastik sa kendi nesillerimize ne diye bu musamahayi gostermeyecegiz. Kimse de kimseyi gazlamasin kotu hissettirmesin. Arabesk yeisleri birakalim artik. Sinemizi hem kendimize hem yakinlarimiza da ummanlastiralim

  3. Din bir olgudur. Kur’anı Kerim ve Peygamberimizin öğrettikleri ile ortadadır ve kıyamete kadarda duracaktır. Bu dine inanç ise bir algı meslesidir. İnsanların bu dine inanma süreci algısıyla gerçekleşir. Algı kişiden kişiye değişmekte, manipüle edilebilmektedir. Doğru olan yanlış, yanlış olan doğru olarak kabul edilebilmektedir. din ve inanç sürecinde ilk kaynak bırakılmış, her kendisine görev edinen algılarını doğru diye anlatmaya ve yazmaya başlamış. O kadar eser oluşmuş ki bütün eserleri bitirmeye ömür yetmiyor, bütün anlatılanları uygulamaya ve yaşamaya da zaman yetmez. Anlatılan ve yazılanlarada dikkat edin Kuran ve Peygamberimiz referans verilerek bilgi aktarımı çok az ama Din Sahibi olan Allah adınada kendiilerinin verdikleri hükümleri yani algıları o kadar fazla ki bunları din olarak kabul ediyoruz. Sonuçta algılar din değildir. İnanma süreçleridir. Spor psikolojisinde uygulanan bir kural vardır, eğer sporcu mücadeleden düşüyor, karşılaşmada yeniliyor ve bu süreç kronik hale gelirse antrenmanlarda temel ve esasa geri dönmek diye bir uygulamaya geçilir. Sporun temel haraket ve antrenmanları yapılır. Bu süreçte travma içinde olan arkadaşlar ve aileleri için genel durum gözönüne alındığında dinin temel kaynağına dönmek gerekiyor. Bu kadar “süreç yazılarına” da gerek kalmaz.

    • Din bir olgudur. Dine inanç ise bir algı meselesidir. Sonuçta algılar din değildir. İnanma süreçleridir.

      Murat bey, çok teşekkür ederim. Bir kitap kadar değerli tespitleriniz için. Yorumunuza katılıyorum.

  4. Basket takımı performansı ile Ramazan orucu arasında bir gencin kalması güzel bir örnek olmuş.
    Uzak değiliz, Ramazana denk gelen; okullarda yazılılar, finaller, hatta bir ömürlük emeğin sınanacağı üniversite sınavlarını yaşayanlar olarak.

    Bazılarımız lafı bile edilmeyecek bir husustu, orucumuzu herşeye rağmen tuttuk, ama tutmayanların sayısı da hiç aşağı değildi. Bir oran veremem elbette. Ama bildiğim, tutsam mı tutmasam mı deyip arada kalanların sayısının da hiç az olmadığı.

    Yeterince bardağın boş tarafını gördük, bu yönüyle, bu yazıda Ramazan ile okul takımı eforunun azalması arasındaki çatışmayı yaşayan genci öne sürmek oldukça güzel.

    Lakin, bazen bardağın boş tarafını da görmezden gelmemek gerekiyor. Yine dolu taraflarını esas alalım, kazanç ama boş tarafını da hiç gözden çıkarmayalım.

    Bunu şunun için diyorum, İrşad hizmetlerinde kullanılan dil, metot muhatap kitledeki gençlerden 10 tanesinden birkaç tanesini, Ramazan orucu ile dünyevi bir hususun tezat olması karşısınnda nasıl bir sonuç doğuruyor.

    Sistemi test etmek diyelim. İrşad ekseni diye bir yönüyle metodolojsini büyümüğüzün soyut olarak koyduğu bir kitap var iken, irşadın canımız ne isterse söyleyeceğimiz, kalplere ruhumuzdan ne eserse karşısına aktaracağımız bir şey mi olmalı, yoksa ne söylersem söyleyim, hedefim şu olmalı şeklinde mi.

    Sistem testi kastım.

    Malumunuz, Türkiye, İslam Coğrafyası, irşad ettiğini düşünen cemaat, tarikatlarla dolu. Hizmete yapılanları bir kenara koyarak yazıyorum. Cumhuriyetin ilk zamanları gibi kitapların yasaklandığı, imana dair kurumuş sinelere ulaşacak insanların, kaynakların olmadıı bir devir değil bu.

    Tam tersi, her köşe başında bize gel, bize gelirsen Cennete gidersin, diyenlerin olduğu, tarikat, cemaat enflasyonun olduğu bir coğrafya.

    Bizim coğrafyalarda, herşey denetlenir kontrol edilir. Malum küçük bir bakkal açsanız, zabıta meyve tezgahını 20 santim yolun dışına çıkarttınız diye gelir size ceza yazabilir örneğin. Yahut uyarır. Vergi dairesi ensenizdedir. Bunun için bir muhasebeciniz bile vardır. İşi büyütürseniz, sürekli denetlenir, incelenirsiniz. Kurallarla bağlısınızdır.

    Bu ticari hayat ile sınırlı değil, her türlü sosyal sistemin bir çeşit geri dönüşü, kontrol mekanizmaları, dur bakalım noluyor diyen geri besleme sistemleri var ve bunlar dışardan denetime dolaylı etkiye de açık.

    Tek istisna fark ettiğim, irşad hizmetleri.

    Hizmet ettiğini DÜŞÜNEN, üstelik bu fikrinde samimi olan her organizasyon, artık önüne hiçbir engeli istememektedir. Ona karşı gelinen her nokta da, dini hizmetlere karşı geliniyormuş gibi bir tepkiyle karşılaşılmakta, bunu yapanların mendeburlukları, münafıklıkları kalmadığı gibi samimi olarak da gerçekten kötülenmektedir yaptıkları eylemler.

    Elbette karşı gelinen noktaların devasa çoğunluğu kötü niyetli olabilir, yahut bir kayıkçı kavgasının etkisi olabilir.

    Ama meramım şu ki, burada esas olan, olgu, kendini irşada adayanların bu aldıkları karar karşılığında hiçbir karşı söze tahammül edemeyişi.

    Lütfen, sözlerimi Hizmet bağlamında söylüyor diye düşünmeyin. Hizmet hareketi bunlardan beşeri bir sistem mantığında uzak olabilecek, mümkün olabilecek en iyi konumda.

    Bununla birlikte, bakışımdaki hususu Hizmet hareketini de içine katarak genel bir çerçeve de açıklamak istiyorum.

    Şöyle ki, anlattığımız şeyler, yukardaki basketbol ile Ramazan orucu arasında kalan o güzel gencimizden hareket ederek söyleyeceğim;

    Anlattıklarımız, anlatma biçimimiz, kullandığımız irşad dili acaba kapsayıcı değil mi?

    fıtraten, aile olarak ya da müsait olan birgencin bu dille dünya-ukba çatışmasında tercihini, dünyadan yana yapmasına itecek nitelikte mi?

    Bu nitelik elbette çeşitlenebilir, bazen kullandığımız katı dil, rijit tutumlar olaylara karşı, verdiğimiz örneklerin, anlattığımız fasılların bilinçaltı etkileri nasıl.

    Bir mobilya tornası düşünelim. Torna tesviye aşamaları, kullanılan cihazların türü, ustanın yöntemleri vs düşününce, çıkarılan ürünün hep belirli ağaçlardan gelen kerestelerin istenilen mobilyalar yapmalarına olanak tanıyor.

    Diğer ağaçların kerestelerinin çoğu daraya mı çıkıyor, ıskarta mı oluyor?

    Anlayacağımız türden anlatmaya çalışayım diye gayret ettiğmi için, lütfen örnelerimi hoş görün:

    Kafamızda bir insan tipi var, o İNSANA ulaşmak için kullandığımız DİL, ANLATIM, İRŞAD YÖNTEMLERİ, İRŞAD SİSTEMATİĞi.. o en özgün, taze ürünü çıkarmasına karşın, onun uğrunda onlarcasını da heba ediyor olabilir mi.

    Yukarda, yorumcu ZUHTEVERDİ beyin söylediği TEDRİCİLİK, ERİTİCİLİK enfes bir kullanımdı.

    Sistemimizde Tedricilik, eriticilik var mı.

    Bir tarikat, sofi diye adlandırır, sofi ıstılahını uygular,

    Nur cemaatleri, Şakirt diye adlandırır, bazıları itibariyle hatta, çok zorlayıcı rükunları vardır..

    Kastımda tam burdan, tarikat, cemaat niyet olarak iyi niyetli olsalarda, rükunları, yöntemleri, insanların büyük bir kısmını, bir süre sonra DİNDEN uzaklaştırıyor mu.

    Yani, input-output sisteminde, ki bu bir ürün üretimi değil, söz konusu insan, başlangıçta sıcak duygularla yaklaşmış insanların yüzde kaçı en sonunda kıvama ulaşıyorken, geri kalanların dine bakışları, Allaha yakınlıkları ne oranda kalıyor,

    Bu iyi mi kötü mü, ve en önemlisi ise, iyi yahut kötü bizim buna KATKIKIMIZ ne?

    En kolay şey elbettte eleştiridir. İyi niyetli birşey yapmanın, karşılıksız , gönülden emek vermenin değeri paha biçilemez. Birilerinin tembel tembel otururken, ki başına kendimi koyuyorum öylelerinin, tarzı yöntemi ne olursa olsun, yaptığı bir emeğe, hangi cemaat, tarikat, çamur atmak hoş da olmaz bunun bilincindeyim.

    Ama benim de meramım, iyi niyetle bakışım şu ki, genel islam dünyasında ki irşad yöntemlerine ilişkin, onların vesilesiyle Hakka ulaşanların sayısı X kadar ise, onun kat be fazlası o sistemleri tanıyıp dinden uzak
    laşıyor.

    Hepimiz şu soruyu kendimizi soralım.

    Kaç kişinin manevi katilisin?

  5. Selim Beyin şu 5 tespiti gerçekten yerinde, AYNEN KATILIYORUM VE TEŞKEKKÜRLER !!!

    1—ustanın yöntemleri vs düşününce, çıkarılan ürünün hep belirli ağaçlardan gelen kerestelerin istenilen mobilyalar yapmalarına olanak tanıyor. / SİSTEM DAR DİYOR. OYSA GENİŞ OLMAL

    2 —en özgün, taze ürünü çıkarmasına karşın, onun uğrunda onlarcasını da heba ediyor olabilir mi. / ZARARLI ÜRÜN FAZLA DİYOR, OYSA TERSİ OLMALI

    3— iyi niyetli olsalarda, rükunları, yöntemleri, insanların büyük bir kısmını, bir süre sonra DİNDEN uzaklaştırıyor mu. / UZAKLAŞAN FAZLA, OYSA YAKINŞAN FAZLA OLMALI

    4—başlangıçta sıcak duygularla yaklaşmış insanların yüzde kaçı en sonunda kıvama ulaşıyorken, geri kalanların dine bakışları, Allaha yakınlıkları ne oranda kalıyor, / TEMAS EDİLENE GÖRE DÖKÜLME FAZLA, OYSA KALAN FAZLA OLMALI

    5—irşad yöntemlerine ilişkin, onların vesilesiyle Hakka ulaşanların sayısı X kadar ise, onun kat be fazlası o sistemleri tanıyıp dinden uzaklaşıyor. / İSTATİSTİKLER YÖNTEM HATALI DİYOR, DOĞRU

  6. Ahmet kurucani takip edipde dinden cikmamak mümkpn degil. Ahmet kurucsnin numara yaptigini düsünüyorum. Akilli bir insan bu anlattiklarink üst üste koysa dini terkeder. kurcana yazdirmsyin bence . Özel olarak insanlari dink ternetmesi icin ince ince yol gösteriyor

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin