AHMET KURUCAN | YORUM
Hafızlığını yaptığı yıllarda Denizli’nin Çardak ilçesinde okuduğu Kur’an kursundan köyüne gelmiş bir gün. Köyünün 80 yaşlarında ‘Hüseyin Hafız’ denilen bir imamı varmış. Hüseyin Hafız elinden tutmuş bu yeni hafız adayının ve köyün mezarlığına götürmüş. Bir kabrin başına gelince durmuş ve o 80 yaşındaki canlı tarih Hafız Hüseyin Amca yanındaki çocuğa şunu demiş: “Evladım. Bak bu kabirde cenaze yok; orada dinimiz gömülü.”
Çarpıldım ben bu cümleyi okuyunca. Ne demekti şimdi bu? Altındaki satırlara geçtim hemen. Yaptığı açıklama mealen şu şekilde: “Kur’an harfleriyle tedrisat yasaklanınca (harf inkılabı olduktan sonra -Ahmet Kurucan) halk Arapça ya da Kur’an harfleri ile yazılmış Osmanlıca tefsir, hadis ve dini kitapları evlerinde bulundurmaktan korktuğu için getirdiler bu kabre gömdüler.”
Harf inkılabı 1 Kasım 1928 tarihinde yapıldı. O dönemde Cumhuriyet Halk Fırkası adıyla bilinen CHP iktidardaydı ve başbakan da İsmet İnönü idi.
Aradan tam 88 yıl geçmiş. Yıl 2016. Neredeyse bir koca asır. Bu defa iktidarda kendilerini Müslüman Muhafazakâr olarak tanıtan İslamcı AKP iktidarı vardı ve gerekçe harf inkılabı değildi ama toprağın altına gömülen, çöplüklere atılan, ocakbaşlarında yakılan kitaplar aynı kitaplardı. Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiriydi, Peygamber Efendimiz’in (sas) hadislerinin yer aldığı Kutub-ü Sitte dediğimiz altı büyük hadis kitabıydı, Vehbe Zuhayli’nin “Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhi Ansiklopedisiydı.”
Sebep; bu kitapların bir zamanlar Zaman Gazetesi tarafından okuyucularına hediye olarak verilmesi ve kitapların kapaklarında Zaman’ın logusunun olmasıydı.
Samsunlu Hoca lakabıyla maruf Merhum M. Ali Şengül Hocamızın hayatını hatıralar ekseninde ele aldığı kitabında okudum bu anektodu. Bir tanesini örnek verdim, böylesi örnekler var.
Bana sorarsanız, merhum tarihe güzel bir miras bırakmış. Bazen günlük, bazen hatırat ve bazen de yaşadığı hadiselerden hareketle yapmış olduğu yorum ve değerlendirmeleri ile güzel bir kitap kaleme almış. Yakın Çağ Türkiye ve Hizmet tarihine meraklı olanlar için ilk elden bilgiler sunmuş. İkinci, üçüncü ağızlardan değil aksine bitahi kendisinin rol oynadığı ve bugünlerimize ışık tutacak yüzlerce olay anlatmış. İyi yapmış. Bilgi kirliliğinin, taraflı ve yanlı haberlerin, iftira, yalan ve çarpıtmaların adeta zihinlerimizi esir aldığı bu dönemde ilk elden bu hatıraları okumak insanın ufkuna ayrı bir derinlik kazandırıyor. Dün bugün mukayesesine zemin hazırlıyor.
Kitap hakkında daha öte bir şey yazmayacağım ama bir teklifim olacak Mahmut Nedim Hazar ve emsali erbab-ı kaleme. Bu kitapta anlatılan hadiselerden onlarca sinema ve dizi senaryosu ya da tiyatro eseri kaleme alınabilir. Vakıaya mutabık senaryolarda aradaki boşlukları doldurmak için senaristlerin hayal gücüne müracaat ettiklerini biliyorum. Hatta bir masa etrafında başka senaristleri de toplayıp o boşlukları nasıl dolduralım ki gerçekten uzaklaşmasın diye istişare ettiklerini de. Ben inanıyorum ki kitapta yer alan ve devrelere göre iyi tasnif edilmiş hatıralara bütüncül bir gözle bakılabilirse o boşlukları doldurmak için muhayyel şeyler ortaya koymaya gerek olmayacak.
11 Temmuz 2021 yılında Hakkın rahmetine uğurladığımız Mehmet Ali Şengül Hocamız hatıratını kaleme almakla vazifesini yapmış; sıra bizde.
Mekânın cennet olsun Hocam. Bu eseri bize kazandıran Süreyya Yayınları’na da teşekkürü bir borç bilirim.
Insan öldükten sonra geçmişinde ne yapmış olursa olsun unutulup gidiyor, adını bile doğru yazamaz oluyorlar.
Değerli Kurucan,
Bu yazıyı okuyucuya ve merhum M. Ali Şengül Hocama büyük bir saygısızlık olarak görüyorum. Evet, kitaptan birkaç cümle alıp sadece onunla tanıtım yapmak büyük bir saygısızlıktır. Size hiç yakışmıyor. Sanki isteyerek değil de birçok işinizin arasında “birilerinin ricasıyla kerhen” yazılmış bir yazı gibi görüyorum. Ve bundan dolayı okuyucudan özür dilemeniz doğru olacaktır.
Zaten topu “kıymetli bilge yazar/Mahmut Nedim Hazar’a” atmanız da tam bir ironi.
Ben şahsen yazıyı gördüğümde en azından bölümler ve konu başlıkları hakkında bilgi alacağımı sanmıştım. Heyhat Kurucan Hoca sadece “yasak savma kabilinden” bir yazı yazmış.
Böyle olmamalı diye düşünüyor, en azından bundan sonraki yazılarınızda “sadece bir okur olarak” sizleri okuyucuya saygıya davet ediyorum.
Saygılar
Bu ne alınganlık? Ben de okurum. Yazı gayet güzel. Ahmet Kurucan hatır için yazmış vb. yargılarınıza katılmıyorum. Okuyucu olmanın yazara bu uslup ile tarizde bulunma hakkı verdiğine de inanmıyorum.
Mahmut Nedim Hazar´in böyle bir calisma icine niye girmeyecegi ile alakali bir yorum yazdim. Arkadaslar yayinlama geregi duymadilar. Ama gercek yayinlasaniz da yayinlamasaniz da gercektir ve vardir. Yayinlanip yayinlanmamasi hicbir seyi degistirmez. Sadece üstünü örtenle ilgili bir gercegi de bonus olarak önümüze koyar.
İki gündür sözkonusu kitabı okuyorum. Mest oldum. Ne muntazam bir eser. tespih tanesi gibi dizi dizi yazılmış, kısa kısa halkalarla, bir nurlu hatıralar zinciri.
Ruhu şad olsun müellefin,
emeği geçenlerden Allah razı olsun. Yayınevine ayrıca teşekkür ederim.
Türk İslam tarihinin ahir zaman destanını yazan başta H.E olmak üzere tüm mazlum mağdur mevkuf Yusuf ve Meryemler her daim rahmet ve minnet ile yad edilecektir. Biiznillah
Ruhu şad, mekânı cennet olsun inşallah, öylesine müşfik öylesine sevecen ve herkese baba, abi ve kardeş olabilen mübeccel, nazik ruhlu insan seni çok özledik!..