Halka karşı din!

YORUM | ENGİN TENEKECİ

Bu başlığı, Dr. Mehmet Doğan’ın kaleme aldığı ‘Halka Karşı Demokrasi’ isimli eserinden esinlenerek attık. Başlık biraz kışkırtıcı olabilir; ancak içi boşaltılmış bir din ve diyaneti yansıtması açısından oldukça anlamlı. Eserde, Türkiye’nin uzak-yakın, geçmiş-gelecek ve sosyo-politik gelişmelerine ilişkin orjinal tespitler mevcut. Ele alınan temalar her ne kadar geçmişteki farklı yönetim mekanizmalarını eleştirse de, günümüz, özellikle siyasal islamcılara ve yozlaşan, sindirilen destekçilerine bakan çok yönleri var.

Aynı zamanda Dr. Mehmet Doğan bu eserinde, gerek 1959’da DP’den milletvekili seçilmiş Ahmet Hamdi Başar’dan, gerekse Ankara’nın tek parti dönemi valisi Nevzat Tandoğan’ın sözlerinden yine günümüze ışık tutan sözler naklediyor. Doğan, ‘Tepkisizliğin Dünü Bugünü’ başlıklı yazısında, tepkisiz toplumun Türkiye için yeni bir şey olmadığını dile getirir ve ”Cumhuriyet ve demokrasi ’yönetimi’, ama tepkisizliğe mecbur bir topluluk olmak şartıyla.” Ne kadar da günümüzü anlatan bir açıklama. Tepkisiz AKP seçmenleri, tepkisiz AKP aydınları, tepkisiz AKP dindarları, tepkisiz AKP akademisyenleri, tepkisiz AKP medyası, tepkisiz AKP şarkıcı ve türkücüleri…

Kur’an’ın en uzun suresi Bakara ile hem de bir bakan alay eder, tepki gösterilmez. ‘’Erdoğan’a dokunmak ibadettir.’’ denilir, tepki gelmez. Allah’ın ayetle Zat’ına isnat ettiği ‘Benim rahmetim herşeyi kuşatmıştır.’’ İlahi vasfı, meydanlarda sonradan yaratılanlar tarafından -haşa-kendilerine isnad edilerek ‘Bizim rahmetimiz gazabımızı aşacaktır.’’ denilir, yine hiçbir dindar kuldan tepki gelmez. AKP’li biri bir başka AKP’li için oy ister ve “yarın ruz-i mahşerde (kıyamet günü) beraat belgelerinizden (kurtuluş) biri olacak.” der, yine tepki gelmez. Zamlar ve dolar fırlar, tepki gelmez ve ‘’dış güçlerin işi’’ şeklinde toplar taça atılır! Hatta halktan biri “günahımı bile vermem” der, ancak sonra yine “oyum yine onlara” şeklinde şizofrenik ve ikelemci bir ruh haletine bürünür, ona da tepki gelmez.

OHAL’de , 446 bin kişi hakkında işlem yapılır ve 125 bin 800 kamu personeli işten çıkarılır, tepki gelmez. KHK ile işlerinden atılan mağdurların yüzde 99,64’ünün, daha önce idari ya da adli soruşturması yoktur, tepki gelmez. 17 bin kadın ve 700’ün üzerindeki bebek tutuklanır, tepki gelmez. İnsanların alın terinle kazandığı mallara çökülür, tepki gelmez. Aileler ayrılır, Meriç’ten geçerken canlar verilir, tepki gelmez.

Nasıl tepkisiz, şefkatsiz, idraksiz bir toplum inşa edildiği ortada. Bir siyasal islamcı parti gelmiş ya da ‘getirilmiş’, seçmenleri de bu hale evrilmiş. Düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan; saygıdan uzak, kaba, saldırgan bir yığın seçmen kitlesi. Diğer taraftanda elindeki gücü baskı ve sindirici bir araç olarak kullanan AKP iktidarı ve onu  destekleyen aydın, akademisyen, teolog, tarikatçı, mafyacı, medya camiası…

Tam da burada insanın aklına Dr. Mehmet Doğan’ın yine aynı eserde Ankara’nın tek parti dönemi valisi Nevzat Tandoğan’dan alıntıladığı bir cümle geliyor. Zira o dönem Tandoğan, komünizm propagandası yaptıkları iddasıyla yakalanan gençlere, ‘’size ne oluyor, bu memlekete komünizmi getirmek lazımsa onu da biz yaparız.’’ der. Valinin bu cümlesi Türkiye’nin geçmişini ve şimdilerini özetler nitelikte.

Biraz açmak icap ederse: Bu ülkeye din getirilecekse onu da birileri getirir. Tarikatıyla, siyasetçileriyle, yozlaştırlılacak halkıyla, sindirilecek aydınıyla, medyasıyla… her kesimde bir din hakim olacaksa o da yine onların kontrolünde olur. Din ama, başlıkta da vurgulandığı üzere halka karşı bir din. Kutuplaşma aracı olarak istismal edilen bir din. Bir din, adeta din dışı bir din!  Usûl ve furûası nifaklarına perde yapılan bir din.

Doğan, 1959’da DP’den milletvekili seçilmiş Ahmet Hamdi Başar’dan da manidar bazı tespitler paylaşır. Başar’a göre, her hürriyet hareketimiz muvaffak olduktan sonra, eskiden var olan bir takım hürriyetlerimizin bile ortadan kalktığı görülmüştür. Bugünkü OHAL’li Türkiye, geçmişteki demokratik günleri mumla arıyor. Zira AKP tavan ve tabanın farklı kültür, millet, görüş ve hatta giyimlere bile tahammül edemediğini esefle izliyoruz. Giyiminden dolayı yobozlaşan dindarlar tarafından saldırıya uğrayanlar bu bahse örnek olarak yeter de artar bile. Ya, birinci ağızdan çıkan, kutuplaştırıcı, bir milleti aşağılayıcı, ‘’Afedersiniz bana Ermeni dediler’’ sözüne ne demeli.

Bertrand Russell’ın ‘Sorgulayan Denemeler’ ismindeki çalışmasında ünlü İngiliz şair ve romancı Thomas Love Peacock’tan bazı ifadeler aktarır. Russell, Peacock’un gençliğinde “buhar beyinli toplum” ile alay ettiğini söyler. Zira makineler henüz yeniyken ,19. yüzyıl kendini daha çok mekanik ilerleme nedeniyle öncekilerden daha üstün sayardı.

Bugün de karşımızda bir siyasal ideoloji olarak arzı endam etmiş AKP ve yozlaştırdığı, sadece yapılan yollar ve köprülerle övünen ’yol ve köprü beyinli bir toplum var’. Küçük yaşlara kadar düşen uyuşturucu felaketlerini görmeyen, aile içi ayrılıkların tavan yaptığını farketmeyen, Kur’an kurslarındaki çocuk tacizlerine göz kapayan, siyasilerin şirkvari söylemlerine itiraz etmeyen, dini değerlerden uzaklaşan, yozlaşmış  bir toplum.

Bunda hiç şüphesi AKP’nin elinde tuttuğu medyanın da payı var. Muhalif tüm medyanın üzerine ya çöken ya da kapan AKP, şu anki havuz medyasını Firavun’un sihirbazları gibi kullanıyor. Şişirdiği rakamlarla, yazılı, görsel ve sosyal medya aracılığı ile yaptıkları yalan yanlış haberlerle halkı adeta efsunlamış durumda. Firavunun sihirbazları, halkı büyülemek için içleri civayla doldurulmuş ağaç ve deri parçalarıyla yaptıkları ejdarhaların yanında,  bugünün yalancı medyacıların medyasını görselerdi ağızları açık kalırdı herhalde.

‘Kader, umuma göre tecelli eder.’ sırrınca; bir toplum zulme, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, yalancılığa, nifaka göz yumuyorsa, buna,  Hz.Yunus’un (as) halkı gibi topluca bir tevbe ve istiğfarda bulunmuyorsa, İlahi bir kahır tokadı kapıda demektir.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin