Empati yapmadan asla!

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Yeni Zelanda’yı ve Başbakanı’nı izledikçe insanın boğazına kocaman bir yumruk gelip oturuyor. Acı acı iç geçiriyorsunuz. Milli tarihi Çanakkale Savaşı’yla başlayan daha 100 yıllık bir ülke ve gencecik bir başbakan ama sanki 1000 yıllık bir bilgelik ve tecrübeyle, bir alevin ülkeyi sarmasını, toplumu yakıp kül etmesini engelliyorlar.

Hepimizin gıpta ile izlediği gibi, başta Başbakan Jacinda Ardern olmak üzere bütün Yeni Zelanda, Müslümanların acılarını sarmak için ilk andan itibaren seferber oldu, onları kucakladılar, bu bizim de yasımız, yasta da biz biriz dediler. Ülkenin dört bir yanında ezanlar okundu, televizyon ve radyolar bu ezanları canlı yayınladı. Yeni Zelandalılar Müslümanların acısını içselleştirip onu hep birlikte tedavi etme yoluna gittiler.

38 yaşındaki Bilge Başbakan da yaptıklarını açıklarken bizim 1400 yıldır biliyor olmamız gereken bir hadisi baz alıyor ve diyor ki Peygamber Muhammed (S.A.V) dedi ki ‘Vücudun herhangi bir kısmı acı çekerse, tüm vücut acı hisseder.’ Hz.Muhammed’e (S.A.V) peygamber dedikten sonra bir de salavat getiriyor.

Bütün bunları izlerken ister istemez kendi ülkenizi düşünüyorsunuz. Sanıyorum Türkiye’nin en temel sorunu bu, ülkeyi oluşturan kitleler ya bir beden değiller ya da vücut ile acı hissini duyacak beyin arasında iletişim yok. Her ikisi de bir ülke için ölümcül tehlike değil midir?

Türkiye gibi binlerce yıllık kadim topraklar üzerinde kurulmuş, binlerce yıllık devlet geleneğine, yaşanmışlığa, acılara, tecrübeye sahip, yüzlerce kimliği, inancı, inanışı, geleneği içinde barındıran bir ülkenin yapması gereken şeyi kısacık tarihi ve tecrübeyle Yeni Zelanda yapıyor.

Bu kadar tecrübenin üzerine kurulmuş bu ülkenin yöneticileri bırakın çıkan yangını söndürmeyi, ateşe benzin döküp devlet eliyle kundaklama yapıyor. Alev olmayan yerleri de ateşe veriyorlar. Ama asıl acı olan toplumun da ateşi harlıyor olması, hiçbir inancın ya da kimliğin kendisinden başka birilerine iyilik istemiyor olmasıdır. İnsan olma payesini kendisinden başka hiçbir kimseye layık görmüyor olmasıdır.

Yaşadığı acılardan ders almayan, aynı acıların tekrarlanmaması için eylem planı ve politika geliştirmeyen bir ülkede, onu oluşturan toplum katmanları da ileri gitmeye hiç niyetli görünmüyor. Bu konuda neredeyse istisna yok, solcusu, sağcısı, dincisi, Kemalist’i hiç fark etmiyor.

Ölümden beslenen devlet iktidarı ve evlat kanı içtikçe hayat bulduğunu düşünen bir toplum!

Hani buralar bilge topraklardı, hani burası kadim coğrafyaydı. Binlerce bilgenin izi vardı. 100 yıllık Yeni Zelanda’nın Türkiye’den daha çok millet olmayı başarması ne garip. Hiçbir dış güç, hiçbir üst akıl böyle bir toplumu parçalayamaz. Son derece basit bir tavırla bütün oyunları ters yüz ettiler. Empati kurdular. Ötekiyle empati yaptılar. Kendilerini mağdur olanların yerine koydular, bencilliği bırakıp diğerleri gibi düşünmeye zorladılar kendilerini.

50 kişiyi katletmiş bir caninin kriminal hikayesi nedir bilemiyorum. Arkasında kimler var, kimler hangi amaçla böyle bir katliamı tezgahladı, bir üst akıl, bir üst oyun var mı, katilin 2,5 ay Türkiye’de yaşamış olmasının bir anlamı var mıdır? Bunlar başka bir konu. Burada bizim asıl ilgilenmemiz gereken şey bir yangının nasıl söndürüldüğü, ateş ormanın tamamına yayılmadan nasıl boğulduğudur.

Türkiye’de devlet isteseydi Kürt sorununu çözerdi, devlet isteseydi Alevilerin mutsuzluğunu giderebilirdi, devlet isteseydi bu coğrafya bir millet olabilirdi, istemedi. Ama o devleti yola getirecek, onu buna zorlayacak bütüncül bir toplum da yok.

Bunca yaşanan acı Türkiye’de yaşayanları ‘ötekine’ empati yapmaya zorlamıyor ne garip.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin