Devlet adamı Jens Stoltenberg, politikacı Tayyip Erdoğan

HABER-YORUM | HASAN CÜCÜK

Jens Stoltenberg ve Recep Tayyip Erdoğan… Biri Norveç’ten diğeri Türkiye’den… Ülkelerinin son dönemine damga vuran iki isim. Biri devlet adamı diğeri ise politikacı! Stoltenberg’i devlet adamlığına taşıyan ülkesinin en kanlı saldırısı sırasında takındığı tavır… Erdoğan’ın ise taşralı bir politikacıdan öteye geçemeyeceğini Yeni Zelanda terör saldırısı ortaya koydu.

22 Temmuz 2011, Norveç için tarihin durduğu gün oldu. Ülke, tarihinin en kara ve acı gününü yaşadı. Irkçı terörist Anders Behrin Breivik, hükümet binaları ve Utoya adasında kamp yapan İşçi Partili gençleri hedef aldı. 77 kişinin hayatını kaybettiği saldırılardan ülkeyi toparlayan isim dönemin Başbakanı Jens Stoltenberg oldu.

Anders Behring Breivik’in hedefindeki bir numaralı isimdi başbakan Jens Stoltenberg. Genel başkanlığını yaptığı İşçi Partisi, Norveç’in çok kültürlü yapısını bir zenginlik olarak görüyor; dil, din, ırk ayrımı yapmadan “Hep beraber Norveçiz” mesajı veriyordu. Doğal olarak Breivik gibi göçmen ve Müslüman karşıtı bir katilin hedefiydi. Breivik’in İşçi Partisi ve Stoltenberg’i hedef seçmesinin sebebi bu kadar basitti. Başbakanlık binası önünde patlayan bomba Norveç’i terörün korkunç yüzüyle tanıştırıyordu. Makamında olmayan Stoltenberg saldırıdan yara almadan kurtulurken, güvenliği için adresi bilinmeyen gizli bir yere götürülüyordu. Stoltenberg, olay daha çok yeniyken bile ‘demokrasi’ diyor, ‘daha fazla açıklık’ diyordu. Faile dair hiçbir adres göstermeden ülkesinin kenetlenmesini istiyordu.

Ölenler Başbakanın tanıdığıydı

İşçi Partili gençlerin kamp yaptığı Utoya Adası’ndan katliam haberinin gelmesiyle Stoltenberg için güvenlikte bulunduğu yerden çıkma vaktiydi. Lider, halkının içinde olmalı ama bir yandan da acısını içine gömmesini bilmeliydi. Oslo merkezinde patlayan bombayla hayatını kaybeden 8 kişiyi tanıyordu. Ve daha acısı Utoya’da kamp yapan partisinin gençlerinin çoğunu ismen biliyordu. Onları partisinin geleceği olarak görüyordu. Metanetini korumalı, intikam duygusuna kapılmamalıydı. Vereceği mesaj milyonları etkileyecekti.

Norveç’teki terör, akıllara 11 Eylül saldırısı sonrası ABD Başkanı George W. Bush’un ’Ya bizdensiniz ya onlardansınız’ sözünü getirdi. Bush, terörü yok etmek için Afganistan ve Irak’a savaş açarken, hareket noktası ‘intikam’dı. Stoltenberg, saldırıdan üç gün sonra Oslo Belediye Meydanı’nda toplanan 200 bin kişiye “Daha fazla demokrasi, daha fazla hoşgörü için birlikte yürümeliyiz. Kötülük bir kişiyi öldürür ama bir toplumu yok edemez. Çoğunluğun birlikteliği ve hoşgörüsü azınlığın kin ve nefretini yenecektir.” diyordu.

Stoltenberg, Bush’un tarihi yanlışından ders çıkartarak herkesi düşman görme yolunu seçmiyordu. Saldırılardan sonra hiçbir grup ve ırkı hedef alan konuşma yapmadı. Bu önemli bir noktaydı. Zira saldırgan Breivik 1999-2004 arasında yabancı karşıtı aşırı sağ İlerici Parti saflarında aktif bulunmuş bir isimdi. Stoltenberg, politik geleceğini düşünüp ‘mağduriyet’ pozuna bürünerek oy avcılığı yapabilirdi. Hedef hem kendisi hem de partisiydi çünkü. Stoltenberg’in bu yolu da seçmemesi en büyük rakibi aşırı sağcı İlerici Parti lideri Siv Jensen’e özeleştiri yolunu açıyordu. Jensen, saldırıdan sonra “Keşke daha önceki demeçlerimizde biraz yumuşak bir üslup kullansaydık.” diyerek artık eski söylemlerinin yeni dönemde olmayacağını belirtiyordu. Siv Jensen, Başbakan Stoltenberg’in hoşgörülü davranışı karşısında ise ’Bugün hepimiz İşçi Partili gençleriz’ diyerek tarihi bir duruş sergiliyordu.

Camiye taziye ziyareti

Stoltenberg tüm Norveç’in lideri olduğunu menfur saldırıda hayatını kaybeden Müslümanları unutmayarak da gösterdi. Hayatını kaybedenlerden biri de İsmail Hacı Ahmet’ti. Oslo Piskoposu Ole Christian Kvarme ile birlikte Oslo Merkez Camii’ne taziye ziyaretinde bulunan Stoltenberg, yapılan duayı dinledikten sonra “Dinimiz, etnik kökenimiz, cinsiyetimiz ve sınıfımız ne olursa olsun tek bir toplum olmalıyız. Bano Raşid, Norveçli. İsmail Hacı Ahmet, Norveçli. Ben Norveçliyim. Biz Norveçiz. Bundan gurur duyuyorum.” diyordu. Jens Stoltenberg, gazetelerde bir imamla bir papazın kolkola fotoğraflarını gördüğünü, bunun kendileri için ilham kaynağı olduğunu da belirtiyordu. Yine saldırıda yaşamını yitiren Türk kızı Gizem Doğan’ın cenaze törenine katılıyordu.

Oslo ve Utoya saldırılarındaki duruşu, Jens Stoltenberg’i politikacıdan devlet adamlığına yükseltti. Norveç siyasetine veda ettiğinde ise devlet adamlığı kişiliği Stoltenberg’i NATO genel sekreterliğine taşıdı. Stoltenberg, 2014’ten beri NATO genel sekreterliği görevini yapıyor.

Yerel seçim meydanında Yeni Zelanda katliamı!

Recep Tayyip Erdoğan, Kasım 2002’den bu yana Türkiye’nin kaderinde rol oynayan bir numaralı aktör. 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler için meydanlarda olan partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yeni Zelanda saldırısını mitinglerine malzeme etmekten geri durmadı. Facebook ve Twitter’in yayınlanmasına yasak getirdiği katliam görüntülerini miting meydanlarda dev ekranlardan izlettirmekte beis görmedi. Tüm dünyada telin edilen terör eyleminden, kendine mağduriyet çıkarmayı bile başardı. Hedefin Erdoğan ve Türkiye olduğunu söyleyen AKPli yöneticiler bile çıktı. Erdoğan, ‘şahsımı hedef aldılar’ bile dedi. Yeni Zelanda nere Türkiye nere demeyin. Pisikopat bir terörist olan Brenton Harrison Tarrant’ın fikirlerinin geniş kitlelere ulaşmasına adeta kanal oldu.

Erdoğan, teröristin yayınladığı manifestoya atıfta bulunarak, ’İstanbul’a geleceğiz, tüm camileri, minareleri yıkacağız diye zırvalamış. Be namussuz, Yeni Zelanda nire, Türkiye nire?’ diye soruyor ama katliam görüntülerini ve teröristin amaçlarından biri olan fikirlerinin geniş kitlelere duyulmasını sağlıyor.

Bir tarafta Stoltenberg diğer tarafta Erdoğan. Biri devlet adamı, diğeri politikacı. Tüm bu olanlara bakınca, miting meydanlarına elinde 200 gr çayla çıkmasını daha iyi anlamak mümkün. İstediği kadar seçim kazansın, o sıradan bir taşra politikacısı olmaya devam edecek. Meşhur fıkrada dendiği gibi, ’Ben sana kaymakam olamazsın demedim…’

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin