NECİP F. BAHADIR | YORUM
“Gönül isterdi ki daha neşeli…” derken boğazı düğümlendi, cümlenin sonunu zor getirdi; “Neşeli bayram olsun…”
Bayram sabahı Türkiye bir babanın gözyaşlarına tanık oldu. Anadolu’da ‘babalar pek ağlamaz’ diye bilinir. Ama yaşadığı acı o kadar derin ve ağır ki… Nemli gözlerle konuşurken ‘sesi titredi’ güçlükle, “Hayatımda ilk kez bir bayramı ayrı geçiyoruz…” diyebildi.
Kimden bahsettiğimi tahmin etmiş olmalısınız… Ekrem İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu’ndan söz ediyorum. Hasan İmamoğlu’nu dinlerken içim acıdı. CHP lideri Özgür Özel misafiriydi. Oğlunun yokluğunu bir nebze hafifletmek için oradaydı. Siyasi olduğu kadar da, insani ve güzel bir jest… Kim olursa olsun oğlunun yerini tutar mı? İmamoğlu’nun baba ocağı sanki bir ‘cenaze evi’ gibiydi.
Yüreğe işleyen acı dile gelir. Dert konuşturur. Baba İmamoğlu da tutamadı kendini, açtı bayramlık ağzını, “Haksız yere insanlara bu kadar eziyet çektiren, bizleri perişanlığa sürükleyenler…” dedi ve ekledi: “Çoluk çocuğunun ciğerinden et yiyerek iyileşmeye uğraşsın ve iyileşemesin!”
Bu kadar ağır bedduayı ilk kez duyuyorum. Sonuçta dua…
Nitekim İmamoğlu’nun babası da, “Ben böyle bir dua ediyorum… Kabul eden beddua yerine koyabilir.” dedi. Edemez mi? Kim ne diyebilir? “Mazlumun bedduasından sakının…” diye boşuna buyrulmamış. Sözcükler sanki ciğerlerinden sökün edip geldi… Zorlama yok, kendiliğinden döküldü. Gözyaşları duaya karıştı.
AKP elinden gelse ‘duaya da’ müdahale edecek… Sosyal medya trolleri saydırmaya başladı. “Haksız yere insanlara eziyet çektiren…” diyor adam, niye alınıyorsunuz? Haklı olduğunuzu düşünüyorsanız sorun yok zaten. Dua da beddua da size ilişmez, sahibine geri döner. Şifre ‘haksız yere’ kavramı… Bu cümleyi kuran o kadar çok kişi var ki…
Analardan sonra, babaları da ağlattınız!
Sanki dinde beddua yok! İşlerine gelmediği zaman dini kendilerine uydurmaktan da geri durmamaları yok mu, insanı deli ediyor. Reisiniz daha sabah bayram namazından sonra mikrofonu eline aldı ve “Siyonist İsrail’i Rabbim Kahhar ismi şerifiyle perişan eylesin!” dedi. Bu beddua değil mi? İsrail hak ediyor değil mi? Peki, AKP iktidarı hak etmiyor mu?
AKP’nin zulümleri İsrail’i aratır mı sanıyorsunuz? Yahu bir ülkenin siyasi ve insani nabzı hapishanelerde atar mı? AKP ‘Ramazan’ demedi, ‘bayram’ demedi, sokakta yakaladığı çoluk çocuğu hapishaneye gönderdi. Yüzlerce üniversite öğrencisi bayram sabahına hücresinde uyandı. Yürüyüş de protesto da anayasal hak! Ama gel de AKP’ye anlat!
AKP tepki göstereceği yerde, Hasan İmamoğlu’nun dua veya bedduasına ‘amin’ diye mukabelede bulunan kişilerin oranına bir baksın… Köyünde konuştu Baba İmamoğlu ama ‘amin’ nidaları ülkenin dört bir yanında yankılandı.
Ey aklını ve vicdanını AKP’ye sermaye yapanlar! Siz duymadınız mı? Yoksa bütün öfkeniz duaya değil de ‘amin’ diyenlere mi? Galiba öyle…
Evet; analardan sonra, babaları da ağlattınız. Bu ülkede babalar ağlamazdı. Erkekler gözyaşlarını dışarıya değil, içine akıtırdı. Başını çevirir, için için ağlardı. Gözlerinde nemi göremezdiniz. Bu ülkenin evlatlarına bu kadar kolay kıyarsınız, babaları da ağlatırsınız! Hani dilinizden düşmeyen vaadinizdi, analar ağlamayacaktı.
AKP, zulümde Firavun’la yarışıyor!
Hasan İmamoğlu bir sembol… Ağlayan o değil sadece. Hapishaneler ağzına kadar dolu. Çoğu siyasi mahpus… Yasaların suç saydığı ne eylem ne de bir söylemleri var. Saçma sapan gerekçelerle kitleler halinde insanları AKP zindanlarına doldurdunuz. Bir ‘dönerci operasyonunda’ yüzlerce kişi tutuklandı. 15 yaşındaki kız çocuklarını içeri attınız. 80 yaşına merdiven dayamış Melek İpek hapishanede…
Bir sosyal medya mesajında okudum, 0-6 yaş arasında 759 bebek hapishanedeymiş! Bebek yahu… Hadi analarına acımadınız; bebekler de mi kalbinizi yumuşatmadı? Allah aşkına nasıl bir vicdan ve kalp taşıyorsunuz? Acaba İsrail hapishanelerinde bu kadar fazla ‘bebek’ var mıdır? Ana babaları mahpus ‘beşizlerin’ fotoğrafını gördüm.
Zulmü bebeklere kadar uzanan Firavun ve AKP’den başka kim var? Ben tarihten başka örnek hatırlamıyorum. Zulümde Firavun’la yarıştığınızın farkında mısınız? 759 rakamı aldatmasın bebeklerin kimi içeride hapis kimi dışarıda… Ana babaları içeride çünkü… Anadolu’da zulmün değmediği sokak hatta hane kaldı mı? Feryatları, çığlıkları duymuyor musunuz?
Bebekler mi sadece? Hapishaneler bu kadar fazla yaşlı, piri fani gördü mü acaba? 70 yaşın üzerindeki mahpusların sayısı binlerce… ‘Zekatı, kurbanı, sadakayı…’ ‘terör suçuna’ delili yargınız. Bir hakim 15 yaşındaki kız çocuğuna, “Evde Kur’an okutuyorlar mı?” diye sorabildi. Neler var daha mahkeme zabıtlarında, bir bilseniz? İmamoğlu operasyonunda, Mahir Polat’a ‘50 ve 100 liralık’ sadaka parasının hesabı soruldu.
Bayram sabahı şeker tadında ‘keyifli yazı’ yazmayı kim istemez. Ülkenin neşesini tüketti AKP… Herkes de bir burukluk ve mahzunluk… Bir babanın değil bir ülkenin göz gözyaşları yanaklar süzülen… Eğer bir ülkede babalar bile ağlıyorsa orada huzurdan, neşeden söz edilemez. Bayram ‘gerçek bayram’ olamaz. Hapishane gerçeği bile bir ülkenin bayramını zehir etmeye yeter.
Ki daha neler var, neler…
Bayrama hapishanede giren bir genç, “Silivri soğuk değilmiş!” diye dışarı mesaj göndermiş. Değil elbette… Masum ve mazlumluğun öyle bir manevi ve moral boyutu var ki… Anlatılamaz ancak yaşayan bilir. Ben çok kişiden dinledim. Evet, gencin bu manidar mesajı AKP iktidarına… Ben de AKP’ye hatırlatmak isterim ki ‘Silivri soğuk değil…’ siz orayı düşünmeyin fakat ‘Cehennem’ çok sıcak… Haberiniz olsun…!
O gözyaşları var ya minik bebelerin yanaklarından süzülen, anaların babaların gözlerinden dökülen; hesabı bir gün mutlaka sorulacak. Mazlumun duasından sakınacaktınız…