Binali Yıldırım’a sorul(a)mayacak sorular

HABER-YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN – WASHINGTON, Tr724

Seçime girecek adayların televizyon ekranlarında karşı karşıya gelmesi ABD’de köklü bir gelenek ve ‘debate-tartışma’ yarışın ‘olmazsa olmazı’ sayılıyor.

Hatta televizyon tartışmaları önce aynı partinin aday adayları arasında yapılıyor. Burada ipi göğüsleyen, partisinin adayı olan siyasetçi daha sonra rakip partinin adayı ile ekranda ‘kapışıyor’.

Benim de Washington’da izlediğim ilk televizyon tartışması 2016 seçimleri öncesinde Hillary Clinton ile Donald Trump arasındaydı.

Moderatörün soruları, adayların cevapları, programın formatı, aynı anda sosyal medyaya yansıyan grafikler, izlenimler ve yorumlarla çok ufuk açıcı bir tecrübeydi.

Program 100 milyon kişi tarafından izlenmişti. Seçime kadar iki program daha yapıldı ve uzmanlara göre seçmenin tercihini belirlemede bu programlar çok etkili oldu.

O zaman “Türkiye’de de böyle televizyon tartışmaları olsa, adaylar demokratik ve eşit şartlarda tartışabilse” diye hayıflandığımı hatırlıyorum.

Nihayet benzeri bir tartışma programı Türkiye’de de olacak.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yarışan Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu önümüzdeki pazar ekranda kozlarını paylaşacaklar.

ERDOĞAN YILDIRIM’A NEDEN İZİN VERDİ?

20 yaşın altındakilerin hiç şahit olamadığı bu tartışma programlarının sonuncusunda Tayyip  Erdoğan ile Deniz Baykal karşı karşıya gelmişti.

Erdoğan 17 yıl boyunca rakipleri ile hiç karşı karşıya gelmedi. Partisinden kimsenin de rakip adaylarla tartışmasına izin vermedi.

Bu yüzden Binali Yıldırım – Ekrem İmamoğlu tartışması birçok açıdan ilk olacak. Peki ama Erdoğan Yıldırım’ın rakibi ile ekrana çıkmasına neden izin verdi?

‘Demokrasi ve halkın iradesine saygı’dan olmadığı kesin. Zira Erdoğan’ın demokrasi ve halk iradesine karşı bir saygısı yok.

Öyle olmuş olsaydı Türkiye bu halde olmazdı.

Erdoğan’ın oyun planı şöyle; Öncelikle İmamoğlu’na karşı ikinci kez kaybetmeyi göze alamıyor. Çünkü bu durumda Erdoğan rejiminin yıkılışı tahmin edilenden de hızlı olur. Bu yüzden Yıldırım’ı daha da ön plana çıkarttı. Ayrıca Süleyman Soylu’yu da ‘rakibe pislik yapması’ için görevlendirdi.

Dikkat ederseniz her türlü ‘bel altı vuruşu’ Soylu yapıyor. Yıldırım ise ‘proje ve görev adamı’ imajında.

İkincisi; böyle bir tartışmayı havuz medyasında istemiyor çünkü İmamoğlu’nun canlı yayında ‘kıracağı pot ya da düşececeği zor anlar’ sayesinde kararsız kesimden oy alabilmeyi umuyor. Bu arada hatırlatalım; aynı taktik daha önce de uygulandı.

Yani İmamoğlu’nun Habertürk ve CNNTürk ekranlarına çıkabilmesi demokrasiye saygılarından değil İmamoğlu’nu ‘Kürt meselesi’ gibi konularda sıkıştırarak propaganda malzemesi elde etmek içindi.

Üçüncü ve en önemlisi şu; 31 Mart seçimlerini hukuksuz bir şekilde iptal ettiren Erdoğan rejimi bu televizyon tartışması ile dünyaya “Bakın bizde adaylar demokratik şartlarda, özgürce kampanya yürütebiliyor, tartışabiliyor” mesajı vermek istiyor.

SEÇİM KAYBETTİREN PROGRAMLAR

Erdoğan hangi niyetle izin verirse versin İmamoğlu-Yıldırım tartışmasının önemli bir olay. Çünkü bu tip tartışma programları siyaseti şekillendiriyor.

Özellikle de başabaş giden kampanyalarda kritik öneme sahip.

Siyaseti şekillendiren tartışma programları bakımından ABD hayli zengin bir geçmişe sahip. Yarım yüzyıldan fazladır devam eden bir gelenek. İlk karşılaşma 1960’da Cumhuriyetçi Nixon ile Demokrat Kennedy arasında yapılmıştı.

O günden bu yana unutulmazlar arasına giren çok sayıda ‘kapışma’ yaşandı.

Program öncesi Nixon avantajlı gözüküyordu. Ancak Kennedy ‘gençliği ve enerjisi’ ile rakibine üstünlük kurdu ve az bir farkla ipi göğüsledi.

Bu noktada siyaset bilimi uzmanlarının şu uyarısını hatırlatayım; “Bu tip programlar daha az tanınan taraf için avantajlıdır. Çünkü ünlü ve tanınan rakibiyle aynı zeminde ve eşit şartlarda karşı karşıya gelmiş olurlar”.

1976’ya ise siyasi tarihe geçen bir gaf damga vurdu.

Başkan Ford, Demokrat Carter’e karşı büyük bir gaf yaptı. Ford, Doğu Avrupa’nın Sovyet hakimiyetinde olmadığını savundu. Carter bu gafı iyi kullandı ve oylarını arttırdı. Ford ise bu program sonrası siyaseti bıraktı.

Yani ağzınızdan çıkacak bir cümle siyasi kariyerinizi etkileyebiliyor.

1980 seçimlerinde ise Carter’a karşı Cumhuriyetçi Reagan vardı ve Reagan ekrana alışık olmanın avantajını çok iyi kullandı. Ekran performansı Reagan’a rahat bir seçim kazandırmıştı. 4 yıl sonraki seçimde de yine ekran başarısı sonucu belirledi.

1988 seçimlerinde George Bush ile Michael Dukakis’in televizyon tartışması hala siyaset bilimi derslerinde örnek gösterilir.

İdam cezasına karşı olan Dukakis bu yöndeki bir soruya ‘duygusuz’ bir tonda cevap verince izleyicinin tepkisini çekmiş ve bu da sonuçlara yansımıştı. Bush ile Clinton arasında yapılan tartışmada Bush’un saatine bakması da izleyicinin dikkatinden kaçmamış ve bu durum ‘ciddiyetsizce’ bulunmuştu.

Nitekim seçimleri de Clinton kazanmıştı.

Özetle kıran kırana geçen yarışlarda en güçlü iki rakip adayın aynı platformda ekrana çıkması, kozlarını paylaşması özellikle kararsız seçmenler üzerinde önemli bir etkiye sahip. Bir soruya verilen cevap seçimi kazandırabilirken yapılan küçük bir hata adayın siyasi hayatının sonlanmasına neden olabiliyor.

FORMAT VE MODERATÖR SORUNU

17 yıl sonra rakip adayların ekranda kozlarını paylaşacak olması önemli bir gelişme ancak kafalarda çok fazla soru işareti var.

Çünkü bu tip tartışma programlarında adayların performansı kadar format ve moderatörlerin performansı da çok önemlidir.

Moderatörler saygın gazetecilerden seçilir ve gerçekten konuklarının gözünün yaşına bakmazlar. Mesela ABD’li gazeteciler derslerine çok iyi çalışıyorlar ve saygı sınırları içinde hırpalayıcı sorular soruyorlar.

Biz Türk gazeteciler ABD’li meslektaşların sorularını sorsak en kısa yoldan Silivri’yi boylarız. Hatta Erdoğan’ın küfürbaz korumaları daha orada tekme tokat dalabilirler.

Bu açıdan İsmail Küçükkaya’nın moderatörlüğü ne kadar iyi bir tercih tartışılır. Diğer bir sorun da format. Söylendiğine göre adaylara sadece İstanbul ile ilgili sorular sorulacakmış.

Böylece mayınlı sahalara girmeyip ‘format böyleydi’ deyip çıkabilecekler. Yani dağ fare doğurabilir.

YILDIRIM’A SORULMAYACAK SORULAR

Erdoğan rejimi özgür ve bağımsız gazetecileri ya hapse ya da sürgüne gönderdiği için gerçek anlamda bir röportaj uzunca bir zamandır Türk medyasında yer almıyor.

Oysa ki Binali Yıldırım’ın taraf olduğu bir programda yolsuzlukların konuşulması olmazsa olmaz.

Malum olduğu üzere Binali Yıldırım Erdoğan’ın ‘sır küpleri’nden birisi. Özellikle de ‘akçeli işler’de.

Yıldırım 11 yıl üst üste Ulaştırma Bakanlığı yaptı ve milyarlarca dolarlık ihaleleri yönetti. Bakanlık dönemi 41 kişinin öldüğü Pamukova tren faciası ile başladı, 24 kişinin öldüğü Çorlu faciası ile son buldu.

Binali Yıldırım ile ilgili yolsuzluk tartışmaları İDO Genel Müdürü olduğu dönemden itibaren hiç bitmedi. İDO döneminde gösterdiği ‘üstün performans’la dikkatleri çekmişti. Temizlik işinin başına dayısını geçirmiş, ihaleyi gelinine vermişti.

İhalelerlerde inanılmaz yolsuzluklar vardı. Yıldırım’ın başkası adına eski tarihli imzalar attığı tespit edilmişti.

Müfettiş raporlarında benzeri çok tespit vardı ve dönemin başkanı Ali Müfit  Gürtuna Yıldırım’ı görevden aldı.

Ancak Erdoğan Yıldırım’ı hemen yanına aldı ve AKP dönemi başladı. Tayyip Erdoğan onun için “Binali Bey belediye başkanı olduğumdan beri mesai ve yol arkadaşımdır. Öncesinde de gönül arkadaşlığım var. Partiyi kurduk beraberiz, hükümet olduk beraberiz… Birçok adımlarda beraberiz. Başarı grafiğinde hepsini beraber yazdık.” dedi.

Yıldırım ‘havuz’un başına oturtuldu.

Bütün ihaleler ve akçeli işler Yıldırım’ın elinden geçti. Hatta Erdoğan’ın adım adım inşaa ettiği Havuz Medyası’da Yıldırım’ın izlerini taşıyor.

25 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrası internete düşen ses kayıtlarına göre işadamlarına ‘çöken’ isim Yıldırımdı. Binali Yıldırım işadamlarına “Kırk yılda böyle bir görev verilir. Sizlerin de bunu yapmanız lazım. Bunun kaçar tarafı yok” demişti.

İhaleler karşılığında işadamlarından milyonlarca dolar toplayan Yıldırım’ın adı ‘çantacı’ya çıkmıştı.

YILDIRIM’IN ‘HARİKA ÇOCUK’LARI

Yıldırım’ın kişisel hikayesi de hayli ilginç.

Özellikle de oğullarının roket hızıyla büyüyen gemi filoları. Erkan Yıldırım AKP iktidara geldikten 8 ay sonra dönemin gazetelerine ‘harika çocuk’ manşetiyle çıktı.

Binali Yıldırım’ın 24 yaşındaki oğlu 445 bin euroya İtalya’dan gemi satın almıştı. Geminin satın alınma hikayesi ise çok çarpıcıydı.

Erkan Yıldırım gemiyi alırken Sancak Holding bünyesindeki Santour’dan 200 bin euro borç aldı. Bir hafta sonra ise Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne ait Ankara feribotu ihalesiz olarak Santour’a kiraya verildi.

Yani bakan, oğluna borç veren şirkete ihalesiz feribot verdi.

Üstelik normal fiyatının yarısına. Daha da ilginç olan ise Santour’un kardeş kuruluşu Sancak Line firmasıydı ve o firmada Yıldırım’ın daha önce genel müdürlük yaptığı şirketti. Santour tek bir personel bile almadan Türkiye ile İtalya arasında yolcu taşırken TDİ’nin personelini kullandı.

Yani personel maaşı  devletten ödenirken kar Erkan Yıldırım’ın cebine gitti.

‘Harika Çocuk’lar denizcilik sektöründe hızlı bir şekilde zirveye çıktılar.

Öyle ki Yıldırım ailesinin bu başarısı uluslararası medyanında gündemine girdi. Mayıs 2017’de The Black Sea isimli bağımsız medya platformu Yıldırım ailesinin Malta ve Hollanda’daki off shore kayıtlarını çıkardı. Yıldırım ailesinin gemi sayısı 30’u geçmişti. Hollanda’da 140 milyon euroluk serveti olduğu ortaya çıktı.

Paradise Paper (Cennet Belgeleri) nde ise dahası vardı.

Binali Yıldırım ve oğullarının, dayısının, yeğeninin yönetici olduğu 4 şirkete ait detaylar yayınlandı. Yıldırım ‘denizcilik küresel bir iş, bunların gizli saklısı yok’ demişti.

Yıldırım bir yandan ‘gizlim saklım yok, araştırılsın’derken haberi yapan gazetecilerin peşine düştü.

Cumhuriyet Gazetesi’ne 500 bin liralık tazminat davası açtı. Ayrıca haberlere ulaşım engeli getirtildi, meclis araştırması AKP oylarıyla reddedildi.

Yıldırım’ın gemi filoları ve serveti dünya medyasının gündeminden düşmüyor.

Son olarak Fransız Mediapart ve Hollanda NRC’nin haberine göre Yıldırım ve ailesinin Malta ve Hollanda’ya kayıtlı 30 gemisi var.

Ayrıca Hollanda’da milyonlarca euroluk 10 ayrı gayrimenkulü var. Haberde Yıldırım’ın servesindeki ‘büyük patlama’nın 2010 yılında yaşandığı bilgisi veriliyor. Binali Yıldırım’ın, gemilerin büyük bir kısmını İsviçre bankaları üzerinden nakit satın aldığı öne sürülüyor ve geriye kalanları ise Kuveyt Türk Bankası’ndan çekilen kredilerle ödediği iddia ediliyor.

Gemileri yine Malta ve Hollanda’da kurduğu paravan şirketler üzerine kaydettirdiğini iddia eden Fransız Medipart’a göre, Yıldırım’ın Malta’daki gemilerinden bazıları, amcası Yılmaz Yıldırım’a kurdurduğu Ceren danışmanlık denizcilik şirketi üzerine kayıtlı.

Diğerleri ise doğrudan oğlu Erkam Yıldırım tarafından yönetiliyor. Yıldırım ailesi son olarak 11 gemiyi nakit parayla aldı.

Gemiler yurtdışındaki offshore şirketlerine kaydedildi.

BİNALİ YILDIRIM ERDOĞAN’IN ‘SİSTEMİNİN’ MERKEZİNDE

Binali Yıldırım’ı Erdoğan için vazgeçilmez yapan ise ‘sistemin’ merkezinde oturuyor olması.

Erdoğan’ın kurduğu rüşvet havuzunun koordinasyonu Binali Yıldırım’da. Bu düzene  dair detayları 25 Aralık operasyonunda bütün çıplaklığı görmüştük.

Tüm havalimanı, otoyol, demiryolu, liman ve benzeri projeler Yıldırım’ın koordinasyonunda yürütüldü.

Bu ihalelere girecek işadamlarına yapılan ihalelin büyüklüğüne göre ‘komisyon’ tespit edildi ve bu paraları toplama işi Binali Yıldırım tarafından yapıldı.

Özellikle Havuz medyasının kurulması sırasında ‘para toplama’ işini Binali Yıldırım yaptı. Limak, Kalyon İnşaat, Cengiz İnşaat, Kolin İnşaat gibi şirketler 3.havalimanı başta olmak üzere büyük ihalelere girebilmek için 30 ile 150 milyon dolar arasında ‘bağış’ yaptılar.

Binali Yıldırım’ın topladığı bu paralarla Berat  Albayrak’ın koordinasyonunda Havuz medyası inşaa edildi.

Pelikan Çetesi’nin ardında da Binali Yıldırım var.

Kamu bankalarından alınan krediler, yandaş işadamlarına dağıtılan fonlar da cabası. Yolsuzluk sistemi sadece ihalelerde değil. İhale bittikten sonrada şartnameler değiştiriliyor.

Mesela İstanbul Havalimanı inşaatında değiştirilen kot farkıyla milyar dolarlık yolsuzluk yapıldı. Kira ötelemesi yapılarak şirketler kayırıldı.

Bu işleri yakından takip eden bir kaynağımın dediği gibi “verecekleri rüşveti bile kamu bankaları aracılığıyla vatandaşa ödetiyorlar”

İzmir Limanı’nı merkeze alan yolsuzluk operasyonunda bacanağı Cemalettin Haberdar gözaltına alınmıştı. Rüşvet görüntüleri ile hafızalara kazınan bacanak, bakan çocukları gibi siyaset eliyle yargıdan kaçırılmıştı.

Milyonlarca dolarlık yolsuzluk dosyalarının yanında önemsiz gelebilir ama Yıldırım’a sorulması gereken başka başlıklarda var.

Mesela Çankaya Köşkü’nü neden boşaltmadığı, eşine yardım eden 3 temizlik görevlisini müşavirlik kadrosuna aldırdığı, özel garsonuna TBMM’de müşavirlik kadrosu verdiği gibi.

Mesela haksız hukuksuz bir  şekilde el konulan Koza İpek Holding’in uçaklarının Yıldırım’ın oğullarına tahsis edildiği iddiası.

Yıldırım bu konularda hiçbir soruya muhatap olmadı.

Medyanın yüzde 95’i ellerinde olmasına rağmen seçimin iptaline ilişkin “seçimi duyuramadığım için çaldılar dedim” demesi de sorulması gereken sorulardan.

Yalan söylediğini rahatlıkla söyleyen Yıldırım, 1,6 milyon takipçili TBMM hesabını da meclis başkanlığından ayrılsa bile kullanmaya devam ediyor ve oradan İstanbul için kampanya yürütüyor.

Yıldırım’a sorulacak sorular arasında mutlaka 15 Temmuz’da olmalı.

O geceye dair herkes bol bol konuştu ancak Yıldırım susuyor. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la olan ilişkisi ve o gece tam olarak nerede ve ne yaptığı hakkında konuşmuyor.

Ayrıca Yıldırım’a 15 Temmuz’a dair Anadolu Ajansı editörlerine yaptığı açıklamayı da sormak lazım.

Hatırlanacağı gibi Anadolu Ajansı editörlerinden Fırat Gazel  “Sizi çok zorlayan, ‘Girmeseydik bu işe’ dediğiniz herhangi bir proje oldu mu?” diye sormuş, Yıldırım, bir süre düşünüp, “Hoşuma gitmeyen proje, 15 Temmuz” cevabını verdi. Yıldırım cevaptan sonra da gülmeye başlamıştı. Kimse Yıldırım’a ‘ne demek hoşa gitmeyen proje, kimin projesi?’ diye sormadı.

Detayları uzatmak mümkün.

Ancak Binali Yıldırım böyle bir ‘kariyer’e sahip ve bugüne kadar kendisine yukarıda anlattıklarıma dair soru sorulamadı.

Herhalde yine sorulmayacak !

Binali Yıldırım’ın 140 milyon euroluk gizli serveti ortaya çıktı

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin