Ayşe Arslanoğlu’nun (!) helvası

YORUM | HAKAN ZAFER

“Batman’da yaşanan intihar” yalanı çok ağır oldu. Yaşanan acıların yanında, acının kullanılmasıyla da baş etmeyi bilmiyoruz maalesef.

Dara düşmeye durun, yalancılara gün doğuyor. Direk söylese biliyor etkisiz kalacak, o da yalanına ağız arıyor. Yalanını başkasına söyletip doğruya çeviriyor.

Uydurduğunu, güçlü ve güvenilir bir ağıza tekrar ettirirse, bir dahaki sefere artık delilsiz kalmıyor; “Falanca da dedi ya!” Hem bu sefer, uyanığın biri cüret edip pazara çıkarırsa da foyasını, savunması kolay oluyor; “Yalan olaydı falanca söyler miydi hiç?”

Gün yüzüne daha yeni çıkan hakikatmiş gibi sundukları yalanı kendileri de ilk kez duyuyor şaşkınlığına bürünüyorlarsa artık ısrar etmeyiniz. Az sonra o “falanca”yı yalanlayan kişiye dönüşecek, haliyle cepheyi genişletmiş olacaksınız. Çünkü müdafaaya koşanlar, yalancıyı değil, yalanını tekrar ettirdiği “falanca”yı savunma heyecanıyla koşacaklar.

“Falanca”nın illa yaşayan biri veya tanıdık olması gerekmez. Sizin yalanınızı daha önce söylemiş bir kimseyi arar, bulur, üstüne bir de seversiniz. Kimseyi bulamazsanız dert etmeyin, çaresi var; milletin, “kim o yav?” demeyeceği birini seçin gitsin tarihten.

*****

Yatsı vakti mum bitince, yalana noter tasdiki vurmuş kimsenin karşısında durduğunuz için tepki çekmekten korkarsanız eğer yalan, söyleyenin yanına kâr kalır.

Faturayı,

  • Yalan ile kirlettiğimiz alanın gerçeğinden etkilenen hakkına girdiğimiz masumlar,
  • Daha fazla şüpheci hale getirip bağlayıcı detayları karanlıkta bıraktırarak iyilikten vaz geçirdiklerimiz,
  • Yalanda yarışanlardan daha kurnazını, “gördüğünüz gibi, falanca da yalan dolanmış” dedirtip bir adım öne geçirdiğimiz için, bundan sonra onun söyleyeceği her yalanı doğru zannedecek kimseler,
  • Kalan ömrünü zan altında geçirme durumunda kalan yalanımızı gerçeğe dönüştüren ağızın sahibi, yani “falanca”

gibi aslında yalanla alakası olmayan kimseler öder.

*****

Bir yalanı tasdik etmemek için kendimize yapacağımız önemli bir iyilik var; Hata kondurma.

Hatasızlık isnadı, biraz da kişinin kendinden kaynaklanır. Bozuntuya vermeyip hatasız muamelesini reddetmeyince insan, konuştuğu her şeyi doğrulayan kimseye dönüşür. Böyle olunca da nerede bir yalancı var, etrafına toplaşır. Hiç olmazsa arada bir, hata kabul etmenin en iyi şekli helallik istemeyle bu sisi dağıtmak, kişinin kendine göstereceği saygıdandır. Mesela, Hz. Peygamber’in (sav) tavsiye ettiği günde yüz “Estağfirullah”, -sadece- işlenmiş günah sonrası mahcup hâlin dile düşmüş tesbihi değil, hataya açık olduğumuzu başta kendimize hatırlatmak, hatalı olabileceğimize kendimizi ikna etmektir.

Pekâlâ, ne yapmalı?

Doğruya güç vermeliyiz.

Bunun için de “daha çoook yememiz gereken ekmeğin” fırınını sıcak tutmakla bir yerden başlasak iyi olacak. Vakit kerahete girdi ellaam…

1 YORUM

  1. hocam bazıları anlamıyorum diyor ama ben yazılarınızı çok seviyorum ve adeta pazartesiyi iple çekiyorum okurken de kendi kendime gülüyorum-itiraf ediyorum bu biraz tuhaf oluyor-kaleminize sağlık . lütfen yazmaya,konuşmaya devam edin.kimse kusura bakmasın benim düşüncem böyle

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin