AYM’den vitrin süsü bir karar ve rejimin kitap düşmanlığı

YORUM | MEHMET TAHSİN

Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, önceki gün resmî gazetede yayınlanan bir kararında cezaevindeki mahpuslara parasını ödeyerek talep ettikleri süreli yayınların verilmemesini ifade özgürlüğü ihlali saydı. (Recep Bekik ve Diğerleri 2016/12936)

Büyük çoğunluğu PKK örgütüne mensubiyetleri nedeniyle cezaevinde bulunan başvuruculara, Özgürlükçü Demokrasi, Demokrasi, Demokratik Ulus, Özgür Gündem, Özgür Halk, Azadiya Welat gibi yayınlar parasını ödedikleri halde cezaevi yönetimi tarafından teslim edilmemiş.

AYM kararından öğrendiğimize göre bu yayınlar hakkında verilmiş bir toplatma ya da elkoyma kararı yokmuş. Buna rağmen cezaevi yönetimi adı geçen yayınlarda ‘ağırlıklı olarak PKK terör örgütü ve liderleri ile üyelerini öven, bunların sözleri ile eylemlerine yer verilen ve terör örgütü propagandası teşkil eden içerikler bulunduğu’ ve ‘… terör örgütlerinin bu gazeteler vasıtasıyla tabanına talimatlar verdiği örgüt tabanının bu şekilde bilinçlenmesinin sağladığı, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlüler arasında örgütsel dayanışmayı artırıcı ibareler taşıdığı, kurumlarda örgütsel faaliyeti artırarak disiplinsizliğe yol açmak suretiyle kurum güvenliğini tehlikeye düşürecek haberler yapıldığı’ gerekçeleriyle yayınları teslim etmemiş.

Bu karar üzerine gerekli adımları atan başvurucular olağan hukuk yollarını tüketerek konuyu AYM’ye taşımışlar. AYM Genel Kurulu verdiği kararda, anayasanın 26. Maddesinde düzenlenen Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti’nin ihlal edildiğine hükmetmiş.

AYM, kararında şunları belirtiyor:

Tutuklu ve hükümlülerin süreli veya süresiz yayınlara ulaşabilmesi de bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünün somut yansıması olarak ifade özgürlüğünün koruması altındadır. Süreli yayın şeklindeki yazılı dokümanların onlara verilmemesinin haber veya fikir alma özgürlüğüne, dolayısıyla ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olduğu kabul edilmiştir.

Çoğunluğa muhalif olanlar da dahil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir.’

*

Öncelikle AYM kararını doğru bulduğumu söylemeliyim. Ancak aynı konuda daha önce yapılan bireysel başvuruların neden reddedildiğini de sormak boynumuzun borcu. Mesela 18.07.2018 tarihli İbrahim Kaptan kararında aynı sebeple yapılan başvuru hakkında kabul edilmezlik kararı verilmiş. AYM genel kurulu dün yayınlanan Recep Bekik kararında bunun doğru olmadığını da kayda geçirmiş. Bu iyi.

Sorun şu ki bugüne kadar AYM’nin verdiği kararlar, başvurucuların iltisak durumuna göre değişkenlik arz ediyor. Mahkemenin Gülen cemaatine karşı negatif bir tutumu söz konusu. Başvurucunun Gülen cemaatiyle herhangi bir irtibatı yoksa AYM pek bir özgürlükçü oluveriyor! Aksi halde AYM kararlarında avamca ifade edersek, ‘Uyap’tan baktık, başvurucunun FETÖ/PDY irtibatı olduğunu gördük’ diyerek başvurunun içeriğine dahi bakmadan binlerce kabul edilmezlik kararı veren de aynı mahkeme. Recep Bekik kararındaki başvurucuların PKK ile, İbrahim Kaptan’ın Gülen cemaatiyle irtibatlı olması AYM’nin özgürlüklere bakış açısını bir anda değiştiriyor.

Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atanan üyeler Rıdvan Güleç ve Yıldız Seferinoğlu’nun, AYM’nin hak ihlali kararına muhalif kaldıklarını hatırlatalım. Kendilerini oraya atayan iradeyi mahcup etmemişler (!) yani.

*

Şimdi gelelim asıl konuya: AYM, Recep Bekik kararında başvurucuların kendilerine verilmeyen yayınlar hakkında toplatma veya el koyma kararı bulunmadığını ileri sürdüklerini belirtiyor. Kaldı ki AYM, kararında toplatma kararı olan yayınların bile belli şartlar altında verilebileceğinden bahsediyor. Peki uygulama öyle mi?

15 Temmuz’dan sonra Sonsuz Nur gibi Peygamberimizin hayatını anlatan kitaplar başta olmak üzere hakkında toplatma kararı olmayan binlerce kitap, örgüt üyeliğine delil sayıldı. Evinde bu kitaplardan bulunan on binlerce kişi sırf bu yüzden soruşturma geçirdi ve tutuklandı. Örneğin gazeteci bir arkadaşımızın eşinin gözaltına alındığı evde, birkaç yıl öncesine ait bir Zaman gazetesi nüshası bulunması tutuklama sebebi sayıldı.

El konulan yayınevlerinin depolarında bulunan on binlerce kitap içeriğine bakılmaksızın imha edildi. İhtimal bu kararları veren yargı mensuplarının bile çoğunun evinde olan kitaplar bir anda suç aleti sayıldı.

Cezaevinde tutuklu olanlara verilecek yayınlardan değil, artık açık cezaevi haline gelmiş koca bir ülkeden bahsediyoruz.

Hatırlarsınız, bazı cezaevlerinde tutuklulara Kur’an dahi verilmediği haberler yansımıştı. Kendisine Kur’an verilmediği için konuyu AYM gündemine taşıyan tutuklu bir hâkimin başvurusu üzerine AKP’li Adalet Bakanlığı, AYM’ye verdiği cevapta Kur’an yasağını savunmuştu. Neymiş, ‘örgüt üyeleri Kur’an ayetlerini şifre olarak kullanarak haberleşiyorlar’mış!

Ülke tımarhaneye döndü deyince abartmış olmuyoruz yani.

Bakın size iki örnek daha…

İBB Saraçhane binasının yakınlarında bulunan küçük bir caminin kütüphanesinde bir dönem Zaman Gazetesi’nin okurlarına verdiği Merhum İbrahim Canan’ın kaleme aldığı Hadis Ansiklopedisi de varmış. 15 Temmuz’dan kısa süre önce cadı avının şiddetini artırdığı günlerde bir sivri zekalının uyarısı üzerine cami cemaati paniğe kapılır, ne yapacağını bilemez. Önce çöpe atmak isterler, çarpılırız diye korkarlar. Yakmayı teklif eden olur. Sonunda kitapları gömmeye karar verirler.

İkinci olay daha komik. 2016 yılında Millî Eğitim Bakanlığı’nın, öğrencilere dağıtılmak üzere özel yayınevlerinden satın aldığı veya baskısını yaptırdığı 892 bin kitap ‘Fetö’ propagandası yaptığı gerekçesiyle imha edilmiş.

İmha gerekçesi kitapların içinde, Fethullah Gülen’in yaşadığı eyalet olan ‘Pensilvanya’ ifadesinin geçmesi! Konu ortaya çıktığında bir ana muhalefet partisi milletvekili tarafından TBMM’de soru önergesiyle gündeme getirilmişti.

Velhasıl, kitap – gazete düşmanlığı, daha çok özgürlük vaadiyle iktidara gelen AKP’nin sicilinde kapkara bir leke olarak işlendi.

Bazı kitaplar bombadan daha tehlikelidir diyerek tarihe geçen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın YÖK üyesi olarak atadığı bir profesörün ‘okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ülkeyi cahiller kurtaracak’ dediği yerde cezaevi idaresinin tutuklulara kitap gazete vermiyor olmasının ne hükmü olabilir ki?

Anayasa Mahkemesi’nin Recep Bekik kararı, umalım bir vitrin süsü olarak kalmasın da ifade özgürlüğü konusunda yeni bir dönemin başlangıcı olsun.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin