Almanya nereye koşuyor?

Almanya, 2025 seçimleriyle tarihsel bir kırılmanın eşiğinde: Aşırı sağ yükselirken, merkez zayıflıyor. Peki, 20. yüzyılın hayaletleri geri mi dönüyor? (…)) CDU’nun zaferi, AfD’nin yükselişi, SPD’nin çöküşü… Almanya, liberal demokrasi ile otoriter eğilimler arasında yeni bir sınavdan geçiyor!

M. NEDİM HAZAR | YORUM

Önce genel hatlarıyla son seçim sonrası Almanya’da ortaya çıkan tabloya bir göz atalım: CDU/CSU yüzde 28,6, AfD yüzde 20,8, SPD yüzde 16,4, Yeşiller yüzde 11,6, Die Linke yüzde 8,8, FDP yüzde 4,5, BSW yüzde 4,9.

Bu tablo günümüzün ya da son birkaç yılın eseri değil sevgili okur. Mevzuyu tam olarak kavrayabilmemiz için filmi en az yüz elli yıl kadar geri sarmamız gerekiyor. Önce bu tezimi gerekçelendireyim, sonra Almanya’nın kısa ve orta vadede geleceğine dair bir projeksiyon sunmaya çalışacağım.

Evet, iddia ettiğim gibi; Almanya’nın 23 Şubat 2025 federal seçimleri, yalnızca günümüzün politik dinamiklerini değil, aynı zamanda 20. yüzyılın büyük kırılmalarının uzun gölgelerini de yansıtıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın (1914-1918) sonunda Hohenzollern monarşisinin çöküşü ve İkinci Dünya Savaşı’nın (1939-1945) Nazi rejiminin yıkımıyla sonuçlanması, Almanya’yı bir imparatorluktan modern bir demokrasiye dönüştürdü. Ancak, 2025’te CDU/CSU’nun yüzde 28,6 ile zaferi, AfD’nin yüzde 20,8 ile aşırı sağın en güçlü dönemlerinden birini yaşaması ve SPD’nin yüzde 16,4 ile çöküşü, bu tarihsel travmaların ve ideolojik çarpışmaların hâlâ Alman siyasetini şekillendirdiğini gösteriyor. Savaşların mirası, bugün aşırı milliyetçiliğin yükselişi ve demokratik istikrar arayışı arasında gerilimli bir dans olarak karşımıza çıkıyor.

Birinci Dünya Savaşı, Almanya’yı Versay Antlaşması’nın ağır koşullarıyla yüzleşmeye zorladı ve Weimar Cumhuriyeti’nin kırılgan demokrasisini doğurdu. Bu dönemde, monarşinin çöküşü ve ekonomik çalkantılar, komünizm ile faşizm arasındaki ideolojik savaşı körükledi. İkinci Dünya Savaşı ise, Nazi ideolojisinin yıkıcı yükselişini ve nihai yenilgisini getirdi; Almanya’yı böldü, yeniden birleştirdi ve Batı demokrasisine demir attı. 2025 seçim tablosu—özellikle AfD’nin başarısı—Weimar’ın istikrarsız günlerini anımsatıyor; o zamanlar nasyonal sosyalizm nasıl toplumsal hoşnutsuzluktan beslendiyse, bugün AfD de ekonomik kriz ve göç korkularını sömürüyor.

20. yüzyılın başında Avrupa’daki krallıkların çöküşü—Almanya’daki Kaiserreich, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Rus Çarlığı gibi—modern ulus-devletlerin ve ideolojik savaşların yolunu açmıştı. Almanya’da Hohenzollern hanedanının 1918’de devrilmesi, monarşinin sunduğu otoriter istikrarı ortadan kaldırdı ve yerine kaotik bir Cumhuriyet getirdi. Bu boşluk, komünist Spartaküs (Spartakusbund) hareketinden tutun da nasyonal sosyalist NSDAP’ye kadar uzanan radikal ideolojilerin yükselişine zemin hazırladı. 2025’te AfD’nin yüzde 20,8’lik oyu, bu eski otoriter özlemin modern bir yansıması gibi duruyor; Die Linke’nin yüzde 8,8 ile sol-popülist bir çıkış yapması ise, sosyalist ideallerin hâlâ canlı olduğunu ispatlar nitelikte.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya, totaliter rejimlerin yıkıntılarından bir ders çıkararak federal bir demokrasi inşa etmişti. Ancak, bu süreçte kapitalizm ile sosyalizm arasındaki Soğuk Savaş gerilimi, ülkeyi doğu ve batı olarak ikiye böldü. Batı Almanya’da CDU/CSU’nun muhafazakâr kapitalizmi ve SPD’nin sosyal demokrasisi baskın hale gelirken, Doğu’da komünist DDR rejimi hüküm sürdü. 1990’daki birleşme, bu ideolojik çatışmayı sona erdirmiş gibi görünse de 2025 seçimleri doğu-batı ayrımını yeniden su yüzüne çıkardı: AfD’nin doğuda yüzde 30’un üzerindeki oyu, eski DDR bölgelerindeki sistem karşıtlığını ve otoriter geçmişe duyulan nostaljiyi yansıtıyor.

Krallıkların yerini alan ideolojik savaşlar—faşizm, komünizm ve liberal demokrasi—Almanya’nın 20. yüzyıl boyunca kimliğini şekillendirdi. 2025’te ortaya çıkan tablo, bu mirasın çözülmediğini gösteriyor. CDU/CSU’nun muhafazakâr zaferi, liberal demokrasinin devamını temsil etse de AfD’nin başarısı faşist eğilimlerin hortladığını, Die Linke’nin yükselişi ise sosyalist damarın küllerinden doğduğunu ima ediyor. SPD ve Yeşiller’in zayıflığı, merkezin aşındığını ve Weimarvari bir kutuplaşmanın kapıda olabileceğini düşündürüyor. Geçmişteki krallıkların otoritesi bugün yok, ama onların yerini alan ideolojiler, Almanya’yı hâlâ bir savaş alanına çeviriyor.

Gelelim yakın ve orta geleceğe dair projeksiyonumuza. Başlıklar halinde sıralayacağım…

CDU/CSU’nun Zaferi ve Merz’in Liderliği

Friedrich Merz liderliğindeki CDU/CSU’nun yaklaşık %29 oy ile seçimden birinci çıkması, Merkel sonrası dönemin muhafazakâr bir restorasyonla şekilleneceğini gösteriyor. Merz’in iş dünyası geçmişi ve sağa kayan politikaları, kısa vadede ekonomik toparlanma ve göç kontrolü odaklı bir gündemi öne çıkaracak. Orta vadede ise, Merkel’in ılımlı merkezci çizgisinden uzaklaşarak daha sert bir muhafazakârlık Almanya’yı bekliyor.

Koalisyon Zorunluluğu ve Hükümet Kurma Süreci

CDU/CSU’nun tek başına çoğunluğu elde edememesi, koalisyon hükümetini kaçınılmaz kılıyor. Kısa vadede, Yeşiller (%11,6) ile bir “siyah-yeşil” ittifak en olası seçenek gibi görünüyor. Ancak, ekonomik öncelikler ile çevre politikaları arasındaki gerilim, pazarlıkları uzatabilir. Orta vadede, bu koalisyonun istikrarı, Merz’in pragmatik liderliğine ve Yeşiller’in taviz verme kapasitesine bağlı olacak.

AfD’nin Yükselişi ve Toplumsal Kutuplaşma

AfD’nin %20,8 ile ikinci parti olması, aşırı sağın Almanya’da artık marjinal bir hareket olmaktan çıktığının göstergesi. Kısa vadede, özellikle doğu eyaletlerinde (%30’un üzerinde oy) AfD’nin yerel yönetimlerdeki etkisi artacak. Orta vadede, diğer partilerin AfD’yi dışlama politikası (cordon sanitaire) sürdürülebilirliğini koruyabilir, ancak bu, seçmen nezdinde “sistem karşıtı” algıyı güçlendirebilir.

SPD’nin Çöküşü ve Merkez Solun Krizi

SPD’nin %16,4 ile tarihsel bir yenilgi alması, Olaf Scholz’un liderliğindeki merkez solun güvenilirliğini kaybettiğini gösteriyor. Kısa vadede, parti liderlik değişimi (Lars Klingbeil’in öncülüğü) ve yeniden yapılanma çabaları gündemde olacak. Orta vadede, SPD’nin genç seçmenler ve işçi sınıfı ile bağını yeniden kurması zor görünüyor; bu, solun zayıflığını kalıcı hale getirebilir.

Yeşiller’in Rolü: İklim mi, Pragmatizm mi?

Yeşiller’in %11,6 ile sınırlı bir kayıp yaşaması, kısa vadede koalisyon ortağı olarak kilit bir konuma işaret ediyor. Ancak, enerji krizi ve ekonomik öncelikler nedeniyle iklim politikaları arka planda kalabilir. Orta vadede, Yeşiller’in koalisyondaki etkisi, çevre gündemini ne ölçüde koruyabildiklerine bağlı olacak; aksi takdirde tabanlarında hayal kırıklığı artabilir.

Die Linke’nin Sürpriz Geri Dönüşü

Bana göre bu seçimin en önemli galiplerinden biri olan Die Linke’nin %8,8 ile genç seçmenler arasında (18-24 yaş grubunda %25) beklenmedik bir başarı elde etmesi, kısa vadede sol-popülist bir alternatifin yükselişine işaret ediyor. Sosyal medya kampanyalarının etkisiyle güçlenen parti, orta vadede AfD’ye karşı “sistem eleştirisi” sunan bir kutup haline gelebilir, ancak koalisyon şansı düşük.

FDP ve BSW’nin Baraj Altında Kalması

FDP’nin (%4,5) ve BSW’nin (%4,9) %5 barajını aşamaması, kısa vadede liberal ve sol-popülist çizgilerin zayıflığını gösteriyor. Orta vadede, FDP’nin iş dünyası desteğini yeniden kazanması mümkün olsa da BSW’nin Sahra Wagenknecht liderliğinde büyüme potansiyeli sınırlı kalabilir.

Ekonomik Kriz ve Yeni Hükümetin Öncelikleri

Yapılan anketlerde Alman halkının gelir beklentilerinin hayal kırıklığı olmadığı ortaya çıktığından beri ekonomi konusundaki karamsar tahminlerin ya paranoya ya da art niyetten kaynaklandığını düşünüyorum. Almanya’nın son iki yıldır resesyonda olması, kısa vadede yeni hükümetin ekonomik toparlanmaya odaklanmasını gerektirdiği de bir gerçek. Merz’in “borç freni”ni gevşetme ve vergi indirimleri vaadi, sanayiyi canlandırmayı hedefliyor. Orta vadede, küresel rekabet (özellikle Çin ile) ve enerji maliyetleri, bu politikaların başarısını test edecek.

Göç Politikaları ve Toplumsal Gerilim

AfD’nin anti-göç söyleminin etkisiyle, kısa vadede CDU/CSU vatandaşlık haklarını kısıtlayıcı ve sınır kontrollerini artırıcı adımlar atabilir. Orta vadede, 7 milyondan fazla göçmen kökenli seçmenin tepkisi ve entegrasyon politikalarının zayıflaması, toplumsal gerilimi artırabilir.

Enerji ve Yeşil Dönüşümün Geleceği

Enerji krizinin gölgesinde, kısa vadede kömür ve doğal gaz bağımlılığı devam edecek; yeşil dönüşüm yavaşlayabilir. Orta vadede, Yeşiller’in koalisyondaki varlığı bu süreci hızlandırabilir, ancak ekonomik baskılar yenilenebilir enerji yatırımlarını sınırlayabilir.

AB İçindeki Rolü: Daha mı Temkinli?

Merz’in muhafazakâr çizgisi, kısa vadede Almanya’nın AB entegrasyonuna temkinli yaklaşmasına neden olabilir. Orta vadede, ekonomik liderlik kapasitesini korusa da Fransa ile ilişkiler ve AB bütçe müzakerelerinde daha sert bir tutum beklenebilir.

NATO ve Rusya Politikası

Merz’in Rusya’ya karşı şahin duruşu, kısa vadede Ukrayna’ya askeri desteğin artmasını sağlayabilir. Orta vadede, NATO içindeki liderlik rolü güçlenebilir, ancak AfD’nin Rusya yanlısı söyleminin iç politikada tartışmalara sebep olacağı kesin.

Türkiye ile İlişkiler

Almanya’daki 1 milyon Türkiye kökenli seçmen, kısa vadede CDU/CSU’nun göç politikalarından olumsuz etkilenebilir. Orta vadede, savunma sanayii ve Karadeniz dengesi gibi stratejik alanlarda iş birliği artsa da vize ve vatandaşlık kısıtlamaları gerilim hattı oluşturabilir.

Doğu-Batı Bölünmesi

AfD’nin doğuda %30’un üzerinde oy alması, kısa vadede bölgesel uçurumun derinleştiğini gösteriyor. Orta vadede, ekonomik yatırımlar ve sosyal politikalar bu farkı kapatmazsa, Almanya’nın birliği daha fazla sorgulanabilir.

Genç Seçmen ve Siyasi Dinamikler

Die Linke ve Yeşiller’in gençler arasında popülerliği, kısa vadede iklim ve sosyal adalet taleplerini öne çıkaracak. Orta vadede, CDU/CSU’nun bu kesime hitap etme stratejisi geliştirmesi gerekecek, aksi takdirde nesil farkı siyasi yelpazeyi yeniden şekillendirebilir.

Medya ve Kamuoyu Algısı

AfD’nin sosyal medyadaki başarısı, kısa vadede geleneksel medyanın etkisini sorgulatacak cinsten. Orta vadede, demokratik partilerin dijital stratejileri güçlendirmesi gerekecek, yoksa aşırı sağın propaganda üstünlüğü artabilir.

Demokratik Sisteme Güven

AfD’nin %20’yi aşması, kısa vadede demokratik kurumlara güveni sarsabilir. Orta vadede, diğer partilerin “aşırı sağ tehdidi”ni nasıl çerçevelediği, seçmen davranışlarını derinden etkileyecek.

İş Dünyası ve Küresel Rekabet

Merz’in iş dünyası odaklı yaklaşımı, kısa vadede Alman sanayisini destekleyebilir. Orta vadede, Çin ve ABD ile rekabet, Almanya’yı teknolojik yenilik ve ihracata daha fazla yöneltecek.

Sosyal Haklar ve Refah Devleti

Kısa vadede, ekonomik baskılar nedeniyle sosyal harcamalar ve reel maaşlar azalabilir gibi bir durum var. Orta vadede, bu durum işçi sınıfında hoşnutsuzluğu artırarak AfD veya Die Linke gibi uç partilere kayışı hızlandırabilir.

Ezcümle: Derin alınan nefese rağmen manzara iç açıcı değil!

Almanya, 2025 seçimleriyle bir değişim eşiğinde olduğunu belli etti. Kısa vadede, Merz liderliğinde ekonomik ve göç odaklı bir muhafazakâr dönüşüm yaşanacak. Orta vadede ise, AfD’nin yükselişi, toplumsal kutuplaşma ve ekonomik zorluklar, Almanya’yı hem içerde hem de AB’de istikrarsız bir geleceğe itebilir. Demokratik sistemin bu baskılara nasıl bir refleksle karşılık vereceği, önümüzdeki yılların en büyük sorusu olacak.

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin