AKP’nin 28 Şubatı’nın fotoğrafı

28 Şubat'ın 22'nci yıl dönümünde Bursa Cezaevi'nden bir kare...

HABER-YORUM | SEMİH ARDIÇ

Türkiye’de “idarenin sivillere bırakılmayacak kadar ciddi bir iş olduğu fikr-i sabiti ile yetiştirilen” askerlerin 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu (MGK) muhtırası ile başlattıkları post-modern darbenin üzerinden 22 sene geçti.

O gün zulme maruz kalanlardan bazıları 17 senedir iktidarda. Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) kuran kadrolar 28 Şubat’ın sebep olduğu kıtlıkta bir bereket ümidi olarak görülmüşlerdi.

3Y’NİN ALTINDAN ÇOK SULAR AKTI

O dip dalga AKP’yi kurucu kadronun bile hayal edemeyeceği kadar kısa müddette iktidara taşımıştı. Şiir okuduğu için 4,5 ay mahpus kalan Recep Tayyip Erdoğan da devletin 1 numaralı koltuğunda oturuyor.

Yasaklar, yolsuzluk ve yoksulluk (3Y) ile mücadele etmek vadiyle 3 Kasım 2002’de iktidara gelen AKP’nin son üç senedir Hizmet Hareketi mensupları başta olmak üzere kendisine muhalif gördüğü her kişi veya gruba reva gördüğü muamele kaç 28 Şubat’a bedeldir?

Hukuksuzluğun kantara vurulması kadar büyük bir vicdansızlık olamayacağına göre en sıhhatli mütalaayı yine temel hak ve hürriyetleri ihlal edilenler yapacaktır.

KIVRIKOĞLU BOŞUNA ÖYLE DEMEMİŞ

28 Şubat’ın 22’nci sene-i devriyesinde bir kere daha müşahede edilmiştir ki dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, “28 Şubat bin sene devam edecek.” sözlerini öyle rastgele sarf etmemiş.

Üstelik AKP’nin muhazakâr demokrat kimliğinden cesaret bulan her kesimin demokratikleşmeye matuf ortak bir irade sergilediği sekiz-dokuz senelik bir bahar mevsimine rağmen askerî vesayetin gölgesi yeniden koyu hale geldi.

Sivil görünümlü vesayet müptelaları var olduğu müddetçe o gölge demokrasinin üzerinden hiç kalkmayacak

28 Şubat’a post-modern kimlik atfedilmesinin sebebi 1960 ve 1980 darbeleri gibi askerlerin idareye el koymamasıydı.

VESAYETİN KADİFE ELDİVENİ: AKP

Askerler orada elde ettikleri tecrübeyi daha rafine hale getirmiş olmalı ki en geniş içtimaî ve iktisadî tabana sahip Hizmet Hareketi’nin hemen her sahada tasfiye edilmesi için bu defa da kadife eldiven giymeyi tercih etti.

Vesayetçiler İslâmî çizgide başladığı siyaset yolculuğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde devam eden AKP’yi eldiven olarak kullanıyor.

150 bine yakın insanı kamudan ihraç etmek, binden fazla şirkete el koymak, faizsiz bir bankanın ruhsatını iptal etmek, gazete, dergi, televizyon ve haber ajansı namına ne varsa hepsinin kapısına kilit vurmak, ev hanımlarını kermes tertip etti diye zindana atmak sol bir partinin iktidarında bu kadar kolay olmayabilirdi.

KİRLİ İTTİFAK ANLAŞILMADAN OLUP BİTEN ANLAŞILAMAZ

AKP lideri Erdoğan, 4 bakanı (Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar) ile birlikte İranlı bir düzenbazın (Reza Zarrab) verdiği rüşvet paralarını zulalara saklarken suçüstü yakalandı.

Erdoğan suçüstü yakalandığı 17 Aralık 2013’te koltuğunda kalmak ve servetine servet katmak karşılığında vesayetin aleni ya da zımni temsilcileri ile ucu açık bir mukavele imzaladı.

Bitiş tarihini karşı tarafın tayin edeceği o mukavelenin bir numaralı maddesi şöyleydi: Her iki taraf kendilerine mani olarak gördüğü Hizmet Hareketi’ne karşı devletin hukuk zemininden uzaklaştırılmasına göz yumacak. Bu sayede hukuk cinayetleri o karanlık tünelde rahatlıkla işlenebilecekti.

AMMA VELÂKİN YA DA NEMRUD’UN ATEŞİNE ATILAN ODUN

Dolayısı ile son üç-dört senede Hizmet Hareketi’ne reva görülen hukuksuzlukları, baskı ve zulmü görmezden gelip “Amma velâkin” diye başlayan cümleler kuranlar bilerek ya da bilmeyerek o karanlık tünelde işlenen cinayete iştirak ediyor.

Mugalata tuzağına düşüp zulme karşı tavır alırken mütereddit kalmanın Nemrud’un bugün İbrahimler için yaktığı ateşe odun taşımaktan farkı yok.

Ellerine kan bulaşmış iktidar sahiplerinin taammüden işledikleri cinayetlerin hangisinden bahsedelim?

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde maruz kaldığı işkence sebebiyle vefat eden öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun tekrar vazifesine iade edildiğine dair belge hâlâ Milli Eğitim Bakanlığı Personel Daire Başkanlığı’nın arşivinde duruyor. Gökhan öğretmenin vefatından 18 ay sonra gelen o yazının işaret ettiği haksızlıklar ne ilk ne de son oldu.

BİN SENELİK SALTANATINIZ GÖKHAN ÖĞRETMENİ GERİ GETİREBİLİR Mİ?

Darbe veya terör suçları ile irtibatı tespit edilemeyen Gökhan öğretmen için de hepimiz için de artık çok geç. En azından “başka Gökhan öğretmenler ölmesin, yeni acılara elemlere sebebiyet verilmesin” diye zulme son vermek geç de olsa isabetli bir karar olurdu.

Mamafih kirli gömlekleri ortalığa yeniden saçılmasın diye bütün iradesini temlik ettirmiş bir iktidar için hiss-i nedamet “acınacak hale düşmek” ile eşdeğer.

Hizmet Hareketi’nin misyonunda bazı noktaları hâlâ müphem bulanlar olabilir. Herkesten her grubu ya da her hareketi benimsemesi, desteklemesi veya içine sindirmesi beklenemez.

Tasvip etmek başka mağduriyete seyirci kalmak başka… Zerre kadar vicdan sahibi kimseler, Hizmet Hareketi mensuplarının haysiyetli bir şekilde yaşamak hakkı, mülkiyet hakkı gibi medeni dünyanın olmazsa olmazlarına taalluk eden temel hak ve hürriyetlerinin hoyratça ayaklar altına alındığını kabul ediyor.

ŞİRKETLERE NİYE EL KONULDUĞUNUN HUKUKÎ CEVABI YOK

Milyarlarca dolar satış hasılatı elde eden Koza İpek, Boydak, Naksan, Kaynak gibi holdinglere el konulmasını icap ettirecek tek gerekçe ortaya konulamamıştır. Sahipleri ya hapista ya da sürgünde.

Hizmet Hareketi’ne mensup diye on binlerce insanın mülkiyet hakkını gasp eden AKP bu şekilde kendi sonuna da hızlandırmıştır.

Memleketi kasıp kavuran kıtlık ve iktisadî krizin işaret fişeği okullara, yurtlara, üniversitelere, gazetelere, televizyonlara, şirketlere ve holdinglere el konulması ile ateşlenmişti.

Günü birlik ve sadece midesi için yaşayanlar patlıcan-biber kuyruklarında “ot bulamıyoruz” derken bile memlekette işlenen o büyük cinayeti fark edemiyor. Belki de etmek istemiyor. Herkesin vicdanlarının üzerine kalın bir örtü serilmiş adeta.

Adalet sütunu yıkılmışsa çatının herkesin üzerine çökmesine niye şaşıyoruz ki!

MÜLKİYET HAKKI BATI İÇİN KIRMIZI ÇİZGİ

AKP’nin 28 Şubatı elbette bitecek. O bitiş için kritik bir faktör var: Mülkiyet hakkı gibi demokrasiyi, serbest piyasayı ayakta tutan en temel değerin tarumar edilmesinin sebebiyet verdiği iktisadî çöküşten telaşa kapılan batının, hassaten Avrupa Birliği’nin “artık yeter!” demesiyle bitecek bu karanlık devir.

Dünün mazlumu, bugünün zalimi AKP’nin sebep olduğu elem ve gözyaşının haddi hesabı yok.

AKP’NİN 28 ŞUBATI’NIN FOTOĞRAFI

28 Şubat’ın 22’nci sene-i devriyesinde Boldmedya’da Sevinç Özarslan’ın yayımladığı tek kare fotoğraf fazla söze hacet bırakmayacak kadar berrak!

Fotoğraf, Bursa Kapalı Kadın Cezaevi’nden. Kimi öğretmen kimi doktor kimi ev hanımı… Başörtülü kadınlar birkaç metrekarelik “havalandırma” boşluğunda idarenin izni ile “Mahpushane Hatırası” çektirmiş.

Fotoğrafta farklı yaşlarda kadınların yanı sıra ikiz bebek var. İkiz bebek… Doğum günlerini koğuşta kutlayan ikizler…

Yeryüzüne inmiş iki melek demir parmaklıkların ardında. Anneleri ile onlar da gün dolduruyor. Hayata gözlerini açtıklarında kendilerini beton zemin, demir kapı, dikenli tel ve gardiyanların “…. ziyaretçin var!” seslerinin ortasında buldular. Çileye doğdular…

LEYLA ŞAHİN USTA’YA GÖNDERMEK LAZIM O FOTOĞRAFI

Annelerin işlemediği suçtan ceza çekmesi yetmezmiş gibi masumiyetin timsali bebekler de hapishanede.

28 Şubat’ın mağduru Leyla Şahin Usta ve Özlem Zengin, kurmay heyetinde yer aldıkları AKP’nin devr-i iktidarında tek bir mağduriyet vakası bile gösterilemeyeceği yalanını herkesin gözünün içine baka baka söyleyebildi.

Bursa Kapalı Kadın Cezaevi’nde çekilen o fotoğraf AKP’nin 28 Şubatı’nın sembolü olacak. Kimbilir belki de “AKP’nin 28 Şubatı” diye yazılı o fotoğraf AKP Genel Merkezi’ne ve TBMM’ye de ulaşmıştır.

Nasıl bugün 28 Şubat’a veyl ediliyorsa gelecek nesiller de kadınları ve bebekleri zindana atacak kadar canileşmiş Siyasî İslamcıları hep kahır ve telin ile yad edecek…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin