AİHM: TCK’daki örgüt üyeliği suçları öngörülebilir değil

YORUM | AZİZ KAMİL CAN

Son dönemde AİHM’de Türkiye’yi ilgilendiren çok önemli üç karar çıktı. (Işıkırık/Türkiye, 14 Kasım 2017; İmret/Türkiye, 10 Temmuz 2018; Bakır ve Diğerleri/Türkiye, 10 Temmuz 2018).

Bu kararlar hayati önemi haiz olmasına rağmen maalesef hukuk ve medya dünyasında pek yer bulmadı. Oysa bugün Türkiye’de muhalif tüm unsurlar, yani Kürt’ten Alevi’ye, solcudan cemaatçiye, kısaca hükümet için ne kadar rahatsızlık oluşturucu inanç ve fikir yapıları varsa anılan kararlara konu maddelerden soruşturmaya tabi tutulmaktadırlar.

Bahsettiğim maddeler; Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) örgüt üyeliği ile ilgili yaptırımları ihtiva eden 220/6-7 ve 314/2-3. maddeleridir.

Bu uygulamaların mağdurları, bu kararları okuyup, destekleyici delil olarak dosyalarına sunmalarında yarar var. Ayrıca savunmalarını, bu yazıda dile getirilmeyen ama kararlarda görülebilecek diğer kriterlere uygun olarak hazırlamalılar ki, ilerde AİHM’e başvurduklarında lehe bir sonuç alma imkanı olabilsin.

Aşağıda ayrıntısına yer verilecek olan bu maddeler ile ilgili AİHM’in ve birçok hukuki kurumun yaptığı tespite göre, bırakın bu maddelerin “hukukilik” kriterlerini, bunların “kanunilik” unsurlarını bile taşımadığı saptanmıştır.

Yukarıdaki üç kararda da başvurucular TCK’nın 220/6-7 ve 314/3. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesi gereğince silahlı terör örgütü üyesi olarak cezalandırılmış ve kararlar Yargıtay tarafından onanmıştır.

AİHM, tüm bu başvuruları, Terörle Mücadele Kanunu (TMK), TCK, inceleme tarihine kadar yapılan mevzuat değişiklikleri ve uluslararası kurumların görüşleri bağlamında değerlendirdikten sonra, anılan düzenlemelerin “kanunilik” unsurunu taşımadığını belirterek Türkiye’yi mahkûm etmiştir.

Bir an için düşünelim! Bugün yüzbinlerce insan bu maddelerden yargılanıp ceza alıyor ama söz konusu hükümler, evrensel hukuk anlayışında “kanun” olarak bile kabul edilmiyor.

Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) 11 ve 12 Mart 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen 106. Genel Kurul toplantısında TCK’nın 216, 220, 299, 301 ve 314. maddeleri hakkında ayrıntılı bir görüş kabul etmiştir. Komisyona göre, TCK’da silahlı örgüt ya da silahlı grup hakkında bir tanım bulunmamaktadır.

Bir ülke ki yıllardır terör örgütüne üyelik gerekçesiyle yüzbinlerce insanı yargılıyor, ama ceza yasasında “örgüt”ün bir tanımını yapamıyor. Hal böyle olunca Yargıtay, adeta kanun koyucu yerine geçerek, kendiliğince bir “örgüt” tanımını yapmaya çalışıyor, ama nihayetinde bu tanım dosya bazlı bağlayıcı olunca ilk yargılamada birçok mahkeme, özellikle şimdilerde olduğu gibi, Yargıtay’ın koyduğu tanımı dikkate almıyor. Öte yandan bırakın mahkemeleri, artık Yargıtay bile kendi içtihadına uymamaktadır.

AİHM, bahsedilen Yargıtay içtihadını Işıkırık kararında (prg. 34) şu şekilde açıklamaktadır:

“Yargıtay Ceza Genel Kurulu 3 Nisan 2007 tarihli kararında (E. 2006/10-253 K.2007/80) suç örgütlerinin -TCK’nın 220. maddesi anlamında– taşıması gereken ana ölçütleri listelemiştir. Grubun en az üç üyesi olmalıdır; grup üyeleri arasında katı veya gevşek hiyerarşik bir bağlantı olmalıdır ve üyeler arasındaki soyut bir bağlantı olması yeterli değildir; üyelerin suç işleme konusunda ortak kastı mevcut olmalıdır (henüz suç işlenmemiş olsa dahi); grup süreklilik teşkil etmelidir; örgütün yapısının, üye sayısının, araç ve gereçlerinin amaçlanan suçları işlemeye yeterli/elverişli olması gereklidir.

Yargıtay, ilgili şüphelinin eylemlerinin, şüphelinin örgütle ‘organik bağının’ olduğunu kanıtlayıp kanıtlamadığı, ya da eylemlerinin ‘örgütün hiyerarşik yapısı’ içerisinde bilerek ve isteyerek işlenmiş olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin anlaşılması amacıyla şüphelinin değişik eylemlerini, eylemlerin devamlılığı, çeşitliliği ve yoğunluğunu göz önünde bulundurarak incelemiştir…”

TCK’da “örgüt” tanımı olmasa da AİHM, Yargıtay’ın bu sıkı kriterlerini dikkate almıştır. Ancak Venedik Komisyonu, Yargıtay içtihadında yer alan ölçütün gevşek bir şekilde uygulanması halinde özellikle Sözleşme’nin (AİHS) 7. maddesi kapsamında kanunilik ilkesi ile ilgili sorunlara mahal verebileceğine dikkat çekmiştir.

Fakat üstte belirtilen kriterlere bugün ne Yargıtay ne de yerel mahkemeler uymaktadırlar. Bu da AİHM ve Venedik Komisyon’un endişelerinin ne kadar haklı olduğunu göstermektedir.

AİHM’in yer verdiği Venedik Komisyonu raporunda “…bir fikrin farklı şekillerde ifade edilmesinin yerel mahkemeler önünde davalının silahlı örgüt üyeliğine karar verilmesindeki tek delil olmaması gerekir. Yegane delinin, ifade ediliş biçimlerinden ibaret olduğu durumlarda silahlı örgüte üye olmaktan verilen mahkumiyet, davalının ifade özgürlüğüne müdahale teşkil edecek olup, söz konusu müdahalenin gerekliliği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihadında öngörülen ölçütler, özellikle de ‘şiddete teşvik’ ölçütleri, temelinde her davanın somut koşulları içerisinde incelenmelidir.” şeklinde geçen ifadeler, bugünkü yargılamaların içinin ne kadar boş ve hukuka aykırı olduğunu göstermektedir.

Terör örgütü üyeliği kapsamındaki soruşturmalarda tek bir dava yok ki “ifade veya geniş anlamı ile toplanma ve örgütlenme” özgürlüğü ile ilgili olmasın. Diğer yandan hangi üye, hangi eylemi ile bu doğal haklarını aşarak şiddete karışmış veya düzeni bozucu, anayasal düzeni şiddetle değiştirmeye teşvik edici eylemde bulunmuştur.

Hapisteki bebekler mi, öğrencilere yardım amacıyla kermes düzenleyen kadınlar mı, 80 yaşındaki evinde oturan ihtiyar mı, devletin faaliyet izni verdiği bankaya para yatıran esnaf mı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın izin verdiği ve denetlediği bir okula giden öğrenci mi, eleştirel yazılar yazan gazeteci mi, yıllarca yargılama faaliyeti yürüten beş bini aşkın hakim-savcı mı TMK, TCK, Anayasa ve AİHS’nin öngördüğü anlamda şiddet ve cebir eylemlerini yapmıştır. AİHM, Venedik Komisyonu ve Yargıtay’ın aradığı sıkı şartlar bu insanlar açısından gerçekten oluşmuş mudur?

Anılan Raporda da işaret edildiği gibi, mahkemeler örgüt üyeliği tespitini, “kanunilik” unsuru sağlanamadığından, pratikte keyfi ve kötü niyetli bir şekilde uygulayabilmektedirler. Bu nedenle Venedik Komisyonu TCK 314/2. maddeye kaynaklık eden 220. maddenin 6 ve 7. fıkralarının yürürlükten kaldırılmasını tavsiye etmiştir.

Gelecek yazımızda konuya ilişkin incelememize devam edeceğiz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin